Yazınsal Bir Yeniden Tasarım

“Mekan insanı nasıl etkiler?” ve biraz daha ileri giderek “İnsan mekanı nasıl etkiler?” sorularına Restore Müzik Festivali başlıklı yazımda anlattığım ufak deneysel bir çalışma ile cevap bulmaya çalışmıştım. Mekan ve insan arasındaki etkileşimde müzik ve öznellik ilişkisini de kurcaladığım Restore Müzik Festivali’ni bu yazımda bir adım daha öteye taşımayı planlıyorum.

Bu seferki çalışmamda kişilere hazır bir mekan (önceki yazımda bu fotoğraf olmuştu) vermek yerine bir mekan betimlemesi vermeyi tercih ettim. Merak ettiğim ve sonuçlarını görmek için sabırsızlandığım konu, kişilerin mekanı yaratma farklılıkları veya benzerlikleriydi. Öncelikle bir mekanı fiziksel olarak anlatan bir betimlemeye ihtiyacım ve gecenin bir vakti saatler süren arayışımdan sonra nihayet işime yarayacak güzel bir pasaja ulaştım:

“Az sonra gri saçlı küçük bir kadın kapıyı açtı ve gözlerini bana dikti. İsmimi söyledim.

‘Evet’dedi. ‘Sizi beklediğini söylemişti.’ İçinde elektrikli bir ateşin parladığı şöminenin karşısına oturdum. Şöminenin her iki yanındaki duvar kitap raflarıyla doluydu. Soluk desenli Doğu halısı neredeyse bütün parke zemini kaplamıştı. Odadaki mobilyaların hepsi ağır ve koyu renk ahşaptı. Oturmuş beklerken, kahve yerine içki içmiş olsaydım diye düşündüm. Bu kasvetli evde içki ikram edileceğe benzemiyordu.
(Block, …)

Bu betimlemeyi eline güvendiğim beş arkadaşıma gönderdim ve küçük ricamı dile getirdim: Bu metni okuyunca kafanda oluşan mekanı bana çizebilir misin? Sağ olsunlar onlar da beni kırmayıp çalışmama ve heyecanıma dahil oldular. Benim için bekleyiş onlar içinse kelimeler ve hayalgüçleri arasında gidip gelecekleri bir yolculuk başlamıştı. Onları tamamen serbest bıraktım. İstedikleri ortamda, istedikleri tarzda çizebileceklerdi. Hatta süreç içerisinde bana “Şurasını şöyle yapsam olur mu?”, “Renklendireyim mi?” gibi sorular sormalarına rağmen bu ufak soruları bile yanıtsız bıraktım. Herhangi bir şekilde müdahil olmak istemiyordum. Bu onların bir mekan yaratma süreciydi ve tamamen onlara ait olmalıydı. Metne baktığımız zaman aslında çok net ve tartışmaya kapalı ögeler var. En son bana ulaşacak çizimlerde kesinlikle bir kitaplık olacaktı mesela. Bir şömine, bir halı, parke zemin üzerine koyu renk ahşap mobilyalar. Merak ettiğim konu bunların nasıl bir araya geleceğiydi, metinde geçen o “kasvet”i çizimlerine nasıl yansıtacaklarıydı.

İlk önce gelen çizim bu oldu. Çizim kurşun kalemle serbest elle çizilmişti ve renklendirilmemişti. Yukarıda nda bahsettiğim gibi, evet, metinde çok açık bir şekilde ifade edilmiş olan ögelerin hepsi mevcuttu: İki kitaplık arası şömine, Doğu desenleri olan bir halı, tarzından tahmin edilebileceği üzere ağır ahşap mobilya. Bunların dışında duvarda asılı bir dünya haritası vardı. Aslında kasvetli olması gereken bir mekan içerisinde duvarda bir dünya haritasının asılmış olması biraz garibime gitmişti. Hangi ortama girerse girsin insanın içinde heyecan ve merak uyandıran bir özelliği var bence dünya haritasının. Kendimi mekanın içerisinde biraz daha hayal etmeye başlayınca buranın kesinlikle 80’lerinde bir amcanın evi olduğuna karar verdim. Amca tek başına yaşıyordu çünkü evi incik boncukla süsleyecek bir eşi yoktu. Amcanın evi estetikten yoksun, işimi gorse yeter diyerek aldığı basit birkaç mobilya dışında boştu. Amca asker emeklisiydi. Kitaplığında çoğunlukla tarih kitapları vardı. Her gün aynı saatte kitaplığından kitabını alıp odanın bir ucundaki masasına geçerek okumasını yapardı. Dünya haritasına gelince, haritaya bakıp “Hey gidi hey, savaşmadığımız yer kalmadı” diyordu. Hatta evine gelecek olursa bunu gelen kişiye söylüyordu.

İkinci gelen çizimde bir öncekine kıyasla tamamen farklı bir mekan duruyordu. Dikkatimi ilk çeken şey mekanın konumlanışıydı. Ağır ahşap mobilyalardan sadece sehpayı görebiliyorduk çünkü mekan şöminenin karşısına oturmuş olan karakterin gözünden çizilmişti. İlk gelen çizimde mekan, kapısı olan kapalı bir mekan içerisinde bize aktarılmışken bu çizimde bir veya iki koridorun kesiştiği açık planı olan bir mekan olarak karşımıza çıkıyordu. Metinde bahsi geçen gri saçlı kadın da çizime dahil edilmişti. Yine bir önceki çizimle ortak olan nokta ise betimlemede bahsi geçmeyen ögelerin çizime eklenmiş olmasıydı: duvara asılı farklı boylardaki çerçeveler. Mekan, tuğla kaplı şöminesi ve sanki hemen yakınlarda yaşlı ve çürümüş bir ağacın gövdesinden yapılmış, ortada duran sehpası ile bana çok hafif dağ evi havası verdi. Aslında burayı bir dağ evi olarak düşününce huzur bulmam gerekirken içim sıkışıyormuş gibi oldu. Hangi malzemeden yapılmışsa (taş, tuğla, ahşap -dağ evi diye tabir edince biraz daha vernaküler bir yapı olacağını varsayarak bu malzemeleri söyledim) onu görmek isterken dümdüz yeşile boynamış duvarlar buranın basit, izbe bir ev olduğu havasını uyandırıyordu. Özellikle de renk kullanımından kaynaklı kasvetli bir hava mevcuttu kesinlikle çizimde.

Üçüncü gelen çizimde mekan, bir önceki çizime benzer şekilde konumlandırılmıştı ancak karakterin gözünden değil de üçüncü bir göz tarafından bize aktarılmıştı. Kitaplıklar arasındaki şömine tamamen kendine özgü tarzıyla mekanı domine eden bir yapıya sahipti. Soluk desenli Doğu halısı ise tamamen farklı tarzda, geometrik şekiller ve perspektif oyunlarından oluşan bir halıydı ve çizimdeki tek renklendirilmemiş ögeydi. Belki de bu yüzden çizimde büyük bir yer kaplıyor olmasına rağmen ilk bakışta kesinlikle odak noktam halı değildi. Renksiz olmasından dolayı sanki mekandaki diğer ögeleri ön plana çıkaran bir yanı vardı halının. Betimlemede geçtiği için olmak zorunda ama çizen kişi için olmasa da olur denecek bir ögeydi. Hele Doğu desenli bir halı orada asla olmamalıydı. O da kendinden bir şeyler katmak istemişti. Çizen kişiyi tanıyor olmamdan ötürü aslında bu desenler bana hiç yabancı gelmiyordu. Bunlar onun skeç defterlerinde sıkça rastlayabileceğiniz, sıkılınca el oyalamak adına çizilen birtakım “karalamalar”dı aslında. Bu durumda halıyı pek de isteyerek çizmediğini teyit etmiş oluyoruz. Çizim ve betimlemeyi karşılaştıracakların “Eee halı yok burada” dememesi için bir şey çizmesi gerekiyordu oraya.

Bu çizimde özellikle “kasvet” havasını veriş şekli ilgimi çekmişti. Tavandan aşağı doğru yırtılmış veya nemden kendini atmış duvar kağıdı veya boya ve bunların renk seçimi kasvetli bir mekan yaratmakta çok etkiliydi bence. Hatta bu etki çizime baktıkça öyle bir hal aldı ki bende, mekanın kokusunu bile alabiliyordum bir süre sonra. Nem, rutubet ve eski eşya kokusu…

Dijital ortamda çizilip renklendirilimiş olan dördüncü çizime bakarken yine tamamen farklı bir mekandaydım. Ahşap mobilyalar diğer çizimlerden farklı olarak oturma grupları yerine kitaplık ve etajer üzerine yoğunlaştırılmıştı. Ahşap mobilyaların tüm mekanı sarıyor olması mekana daha bir ağırlık veriyordu kuşkusuz ve bu mekandaki kasvetli havayı yaratan ana ögeydi. Soluk, hastalık sarısı rengi duvarları, cumbanıniki yanına açılmış ağır, soluk, pembe perdeler, tavanın klasik tarzdaki kartonpiyerleri de yine bu kasvetli ortamı destekliyordu. Kendimi burada hayal edince sanki hiç gitmek istemediğim bilmem kimin bilmem nesi olan huysuz, sinirli ve yaşlı bir akrabamın evindeymişim gibi geldi. Sanki o tek kişilik koltuğun yerini hafifçe değiştirsem sadece bakışlarıyla bile beni kınar vaziyette ayakta dikiliyordu. Üçüncü çizimde başlayan soluk Doğu desenli halıdan kopuş bu çizimde alelade bir hal almıştı. Enteresan bir şekilde ortada soluk Doğu desenli bir halı yerine içinde gri olan koyu kahverengi desensiz bir halı vardı. Halının bana göre en bariz özelliklerinden biri de dokusunu karşı tarafa geçiriyor olmasıydı. Çıplak ayak üzerinde yürürken ayaklarının hafifçe içine gömülebildiği kısmen pofuduk bir halı.

Elime geçen son çizimde acaba bu sefer nasıl bir halı var diye merakla önce halıya baktım ve evet, soluk mu bilemem ama Doğu desenli bir halı vardı bu sefer mekanda ki bu halı aslında betimlemeyi okuyunca benimde kafamda canlanan halının en yakın çizimiydi. Kolçaklarının ahşap olduğunu tahmin ettiğim ağır mobilyalar da yine mekandaydılar. Bu çizimde kitaplık ve şömine ilişkisi daha farklıydı -ki bunu çizen arkadaşım özellikle belirtmemi istedi- : Mekana baktığımız yerin arkasında da bir kitaplık olduğu ve naslında şöminenin bu iki kitaplık arasında duruyor olması Ahşap olduğunu varsaydığım kirişler ve dikmeler, kasvetten ziyade daha sıcak bir ortam oluşturmuştu benim gözümde. Şöminenin ve sağ taraftaki aydınlatmanın minimalliği bile mekanı kasvetli olmaktan çıkarıyordu. Hatta mekana kafamda biraz renk de katınca o koltuklardan birine oturup bir kahve bile içmek isteyebileceğimi fark ettim.

Beş çizimin de elime ulaşması ve onları incelemem sonrasında elimde yazarın da betimlemiş olduğu mekanla beraber altı tane mekan vardı. Her bir arkadaşıma aynı mekan betimlemesini vermiştim, bir başka deyişle aynı mekanı vermiştim aslında. Ancak yazarın betimlemesini yaptığı aynı mekan, her bir kişide farklı bir mekana dönüşmüştü. Mekanın ve mobilyaların konumlanış şekli her bir çizimde farklılık göstermişti. En basitinden mekanların çizim teknikleri ve renk tercihleri bile birbirinden farklıydı. Oysa hepsine tek ve aynı mekanı vermiştim çizmeleri için.

Mekan ve insan etkileşim halindedir. Mekan insanı etkilediği gibi insan da mekanı etkiler. Yazarın betimlemiş olduğu mekan önce onları okuyan kişileri etkiledi. Her biri bu satırları okurken daha önce deneyimledikleri mekanları bilinçaltlarında istemsiz olarak tekrar çağırdılar. Bu daha önce deneyimledikleri binlerce mekan, betimlemenin onlara verdiği doğrultu kapsamında süzgeçten geçirildi. Daha sonra bu süzgeçten geçmiş daha önce deneyimlenmiş mekanlar her birinin hayal gücüyle birleşti ve nilk çiziğin atıldığı o anla beraber her biri yazarın betimlemesini verdiği mekanı etkilemeye başladı.

Siz bir mekanı istediğiniz kadar detaylı anlatın, o mekan kişilerin kafasında hiçbir zaman birebir anlattığınız mekanın aynısı olmaz. Mekan kişinin deneyimleri ölçüsünde farklı boyutlarda değişiklik gösterir. Mekan aynı dahi olsa kişiden kişiye farklılık gösterir. Mekan özneldir.

Block, Lawrence. Babaların Günahları. 1997

Bu çalışmamın gerçekleşmesine çizimleriyle katkı sağlayan sevgili arkadaşlarım Furkan Filiz, Elif Türker, Talia Demirkol, Emine Şen ve Defne Kır’a çok teşekkür ve sevgilerimle…

Etiketler

Bir cevap yazın