Seçimler Ötesi Mimarlık Bildirgesi

Mimarlar Odası seçimleri öncesinde bir grup mimar, sundukları bildirgeyi imzaya açtılar. "Bu her düzlemde parçalanmış meslek ortamının çıktıları ise sonuç itibariyle müşterektir. Kent bir müşterektir. Bilgi bir müşterektir. Müşterekleri savunmak, yalnız sonuç ürünü değil üretim sürecini de dönüştürmeyi gerektirir. Rekabetçi parçalanma üzerinden örgütlenen bir meslek alanından demokratik temsil çıkmaz."

Bugün mimarlık alanı iki gerçeklik arasında sıkışmış durumdadır: Bir yanda “yaratıcı sektör” söylemi arkasına saklanmış neoliberal politikalar, diğer yanda ücretli ve güvencesiz teknik emek gerçeği. Proje üretimi hızlanırken çalışma süreleri uzuyor; ofis sayısı artarken ücretler düşüyor; mezun sayısı çoğalırken istihdam güvencesi zayıflıyor.

Çarkın dönüşü; bitmeyen teslim tarihleri, görünmez mesailer, prim sistemine bağlanmış maaşlar, “biraz daha idare et” denilen sözleşmeler ve sürekli artan üretim baskısı üzerinden şekilleniyor. Ofisler proje yetiştirme hızına göre, şantiyeler maliyet düşürme takvimine göre, genç mimarlar ise işsiz kalmama ihtimaline göre konumlanıyor. Taban ücret kağıt üzerinde var; fiiliyatta pazarlık konusu. Tip sözleşme hazırlanmış; yaygın değil. Sigorta yasal zorunluluk; “uzun dönem stajyerlik” adı altında askıya alınabiliyor.

Bu tablo istisna değil, sektörün yapısal işleyişidir. Mimarlık bugün büyük ölçüde güvencesiz teknik emek üzerinden artı-değer üreten bir alan haline gelmiştir. Sorun yalnız düşük ücret değil; emeğin örgütsüzlüğü ve parçalanmışlığıdır.

Bu emek rejimi nötr değildir. Kadın mimarlar daha düşük ücretle, daha güvencesiz pozisyonlarda ve çoğu zaman görünmez bakım emeğinin yükü altında çalışmaktadır. Ofis içi cinsiyetçi iş bölümü, mobbing ve ayrımcılık yaygındır. Gerek etnik, gerek dinsel, gerek cinsel kimliklerini, farklılıklarını ifade eden meslektaşlarımız ise bölgesel eşitsizlikler, politik baskı ortamı ve kamusal alanın daraltılması nedeniyle istihdamda, akademide ve kamu projelerinde sistematik dışlanma riskiyle karşı karşıyadır. Ayrımcılık yalnız söylemde değil; işe alımda, terfide, proje dağılımında ve temsil mekanizmalarında üretim ilişkilerinin bir parçası olarak işlemektedir.

Dolayısıyla mimarlık alanındaki kriz yalnız ekonomik değildir; toplumsal ve siyasal bir krizdir. Demokratik gerileme, ifade özgürlüğünün daralması ve bölgesel eşitsizlikler teknik emeğin örgütsüzlüğünü derinleştirmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ulusal eşitsizlikler, sermayenin işine yarayan bir parçalanmışlık üretmektedir.

Sonuç ürünün estetiği konuşulurken, o ürünü mümkün kılan üretim ilişkileri sistemli biçimde suskun bırakılmaktadır. Oysa üretim koşullarından bağımsız bir mimarlık yoktur. Kente yapılan müdahale, onu üreten emeğin koşullarından ayrı düşünülemez. Güvencesiz ve eşitsiz bir emek rejimi üzerine kurulu üretimden kamusal yarar çıkmaz.

Nasıl yapıyorsak, öyle bir mimarlık ortaya çıkar.

Meslek örgütlenmesi politikadan bağımsız değildir. Üretim ilişkileri nasıl şekilleniyorsa, meslek alanının sınırları da öyle çizilir. Eğer mesleği oluşturan en geniş kesim—ücretli çalışanlar, freelance üretim yapanlar, işsiz mimarlar—örgütlü bir güç haline gelemezse, temsil ve demokrasi iddiası havada kalır. Örgütsüz emek korunamaz; korunamayan emek mesleğin kamusal niteliğini de zayıflatır.

Mimarlar Odası’nın ana sorunu yönetim değişimi değil, tabanın örgütsüzlüğüdür. İlerici bir dönüşüm, tabanın ortak çıkarları doğrultusunda mücadeleyi büyütmekle mümkündür. Dayanışma bir temenni değil, varoluş biçimidir. Kolektif üretim, anonim emek, gönüllülük, şeffaflık ve öz denetim yalnız örgütsel yöntem değil; meslek pratiğinin de yönünü belirler. Kapalı devre ve yukarıdan aşağı işleyen bir yapı, savunduğu demokratik kent idealini kendi işleyişinde boşa düşürür.

Geçmiş mücadele birikimine yaslanmak, onu sloganlaştırmakla değil; bugünün emek hareketleriyle bağ kurmakla mümkündür. Teknik elemanlara dönük sendikalaşma girişimleri, kooperatifleşme tartışmaları ve alternatif üretim modelleri mimarlık alanının dışı değildir. Meslek örgütü bu süreçlere tarafsız kalamaz. Hukuki, lojistik ve mekânsal destek sunmadıkça örgütsüzlük aşılmaz; örgütsüzlük aşılmadıkça temsil kurulamaz.

Bu her düzlemde parçalanmış meslek ortamının çıktıları ise sonuç itibariyle müşterektir. Kent bir müşterektir. Bilgi bir müşterektir. Müşterekleri savunmak, yalnız sonuç ürünü değil üretim sürecini de dönüştürmeyi gerektirir. Rekabetçi parçalanma üzerinden örgütlenen bir meslek alanından demokratik temsil çıkmaz.

Bu seçim sürecinde aday olmuyoruz ancak açıkça ifade ediyoruz: Mimarlık alanında yüzü sınıfa dönük bir çalışma yürütmeden, ücretli ve güvencesiz çalışanları taban örgütlenmesi içinde bir araya getirmeden, mevcut yapıyı kolektif mücadeleyle dönüştürmeden meslek örgütünün demokratikleşmesi ve kendini yarına taşıması mümkün değildir. Aksi halde, şeklen elimizde gibi görünen mevziler de, çok yakında yaşadıklarımız gibi berhava olmaya mahkumdur.

Oda örgütlenmesi özelinde de asgari taleplerimiz nettir!

• Oda politikasının ana ekseni emekçi mimarların çıkarları doğrultusunda belirlenecek bir mücadele programı olmalıdır. Bugüne kadar yürütülen kent mücadelesi gündemi de bu eksende ele alınarak gerçek gücü ortaya çıkarılmalıdır.

• Tüm mimarların temsil hakkı için demokratik temsil ön şarttır. Atama usulü ile yönetime gelen meslektaşlar değil, birebir komisyonlarda ve çalışma gruplarında iş yapan, tabandan kopuk olmayan gönüllü yöneticiler/temsilciler olmalıdır.

• Meslekten ve meslek hayatından kopuk bir meslektaşın tabanın ihtiyaçlarına karşılık veremeyeceği kabulü ile yönetim kurulu üyeleri odada profesyonel çalışmamalıdır.

• Mimarlar Odası bünyesinde faaliyet gösteren tüm komite, komisyon, temsilcilikler karar alma süreçlerinde aktif yer almalıdır.

Bu çerçevede bizler aşağıda imzası olanlar olarak;

Farklı çalışma alanlarının kendi inisiyatiflerini oluşturacağı örgütlenme pratiklerine değer vererek bunları ortaklaştırma çabası içerisinde olacağımızı ve mesleki örgütlenmelerin sınırlı bir çevrenin değil, mesleği oluşturan tabanın inisiyatifini yansıtabilecek en geniş kesimin sesi olması için çaba sarf edeceğimizi deklare ederiz.

Nasıl örgütlenirsek, öyle bir meslek alanı üretiriz.

Seçimler geçicidir, üretim ilişkileri üzerinden kurulacak mücadele kalıcıdır.

Bildirinin güncel imzacılarını takip edebilmek ve imzalayabilmek için:

https://forms.gle/LLCUzu5A6uwo14n4A

Etiketler

Bir yanıt yazın