Mardin’de Süryani, Ermeni Kültürü ve Bilginin Yokoluşu

İlkbahar aylarında sevgili dostum Odile'ın daveti üzerine, Fransa'nın güney batısında yer alan Beaulieu-sur-Dordogne kasabasındaki evine gittim.

Çok yoğun iş hayatından Fransa’nın enfes doğasını ve iklimini kucaklamak için çok da tereddüt etmedim. Ziyaretim vesilesiyle evinde yapmak istediği değişikliklerin tasarımını ve projesini hazırlamamı istedi. Tescilli bir bina olması hasebiyle de öncellikle mimarı projeye ve bu proje ile de yerel yönetimden yapılacak işlere dair izin almak gerekiyordu.

Beaulieu, Aziz James’i ziyarete giden hacıların geçtiği bir bölge olması nedeniyle Ortaçağ Dönemi’nde yaklaşık 9.yüzyılda Abbey Kilisesi’nin inşaasıyla birlikte sürekli yerleşim alanı olmaya başlamış. Odile’ın evi her ne kadar bu yüzyıla ait olmazsa da, Abbey Kilisesi’ni çevreleyen yapılar dizisinde 13.yüzyılın ortalarında inşaa edilmiş bir bina. Tipik bir Ortaçağ evi ; mimarı ya da mühendislik bilgisinden yoksun, sadece ihtiyaca yanıt verecek şekilde günün şartlarında yapılmış bir bina. Daracık sokaklarla çevrili, birbirine dayalı ve herbiri diğerinden farklı bu evlerin, duvarıları irregular, alt kattin duvarları üst kattan farklı merkezde inşaa edilmiş; fakat birçoğu kendine has ve dönemine ait güzellikte.

Ortaçağ Dönemi’ne has mimarı özelliği olsa da; mimarı yöntemi olmayan ve belli bir plan dahilinde inşaa edilmemiş binlerce ev ya da bina, bugün hala aktif halde yaşam alanları olarak kullanılıyor. Döneme dair Ortaçağ’ın mimarı güzelliklerini bugüne taşıyan muhafaza anlayışıyla, Avrupa’nın genelinde olduğu üzere, Ortaçağ kentleri hala aktif ve sürekli yerleşim alanları olarak yaşam bulmakta. Ortaçağ’da kurulan çoğu kasaba ya da şehirlerde, Kiliseleri ve bir takım içtimai binaları gözardı edersek, çoğu yerleşim alanlarında ne bir şehir planı vardır ne de morfoloji. Bilgiden ve bilgiyi üreten sınıftan yoksun kasabalar, çağın getirdiği nüfus ıhtiyacına karşın benim basit planını dahi iki günde çizdiğim binaya benzer yapılarla tüm Avrupa kasabalarına şekil vermiştir.Orta çağ ile birlikte ortadan kaybolan bilgi, tecrübe ve estetik, bilgiyi ve buna bağlı olarak tatbiki tecrübeyi ve estetiği üreten antik dönem mimar-mühendis ve yapı-taş-mermer ustaları Avrupa’nın bilgiyi kaybetmesi ve kilisenin bu bilgiyi imtiyaz merkezi olarak kullanmasıyla, bilgi ve bu bilgiyi kullanan üreten ve geliştirip sonraki kuşaklara aktaran üretken sınıfl arı da Rönesans Aydınlatma Dönemine değin tarih sayfasında karanlığa itmiş, yok olmasına sebep olmuştur.


Marangozlar Çarşısı

18. ve 19. yüzyılda başta Ermeni mimarları, taş ustaları ve artizanların, inci taneleri gibi Masis dağını enfes bir yerleşim merkezine dönüştürmüştür. Tarihsel süreklilik içerisinde bilginin yanısıra, estetiğin ve eşyayı ilahi güzelliğiyle ve yine ilahi kudretin tecellisiyle kuşaklarla birbirine aktarmıştır. Nitekim babadan oğula doğuştan sanatkar geleneğini binlerce yıl yaşatabilmenin birikimiyle Mardin’de sıradan taş, şehre kimliğini ve benliğini vermiştir. Bunun ötesinde aslında, mimarlar ve taş ısleyen ustalar, 4 bin yıllık bir medeniyetin birikimini taşın ruhuna ve kalbine işlemiştir. Belki de bu sebetendir ki, bugün makınlarla ya da günümüz ustalar tarafından işlenen taşta, O döneme ait taşın ne güzelliği var ne de estetiği. Oysa ki taş aynı. Peki fark neden?

Mardin, Cumhuriyet Dönemiyle artan nüfusa cevap verebilmek için tek olanağımevcut binaların üstüne inşa ile yerleşim ihtiyacını gidermeye çalışmıştır. Bu sebeblede netice olarak bugün ‘tarihsel dönüşüm projesi’ adı altında şehrin genel yapıkimliğine ve şehir dokusuna ait olmayan birçok bina yıkılmaya başlanmıştır.Bu bilincin ortaya çıkması elbette ki güzel bir gelişmedir. Öte yandan yerel yönetim,Valilik ve Marev Mardin’in Unesco Dünya Mirası şehirleri arasına girmesine samimiçalışmalarla gayret etmektedir.Her ne var ki, şehri topyekün tamirata kalkan bu samimi çabalar benzerine nadirrastlanacak ilkel yöntemler, bilgi ve politakalarla kolları sıvamış; şehri 150 yıl önceinşaa eden ve şehre ruh veren zümreden ve bu zümrenin kültüründen, bilgisindenve estetik anlayışından yoksun bir halde bilinçsiz ve bilgisiz tamir ediyor.Retorasyondan ziyade tamir.Ve bu tamirat esnasında ne yazık ki fazlasıyla tahribat da yapılıyor.


Mardin Birinci Cadde yol yapım çalışması

Nitekim, 1895-96 da Sultan II. Abdülhamid ile başlayan Ermenilerin etnik temizliği, 1915-16’da İttihad ve Terakki Partisi ile tüm Doğu Anadolu’dan 4 bin yıllık kadim bir toplumu sistematik bir şekilde katletmesi, ve yök etmesinin neticesinde buna paralel olarak aslında bilgiyi ve tecrübi sanatları da yok etmiştir. Sadece Mardin’de değil tüm Anadoludan Ermenilerin ve Süryanilerin tarihin derinliğine itilmesinin yanısıra, bu kadim toplumların ürettiği ve kuşaklarla olgunlaşmış bir çok sanat ve gelenek de tamamen yok olmuştur. Nihayetinde de Mardin bugün bu sanatsızlığın ve bilgisizliğin ve hatta asırlarca olgunlaşarak şekillenen estetik geleneğinin yokluğunda şehri tamıratında kendi ‘Ortaçağ’ını yaşamaktadır. Bilgiden, sanat ve estetikten hatta herşeyin ötesinde sanatkardan yoksun bu şehir, tecrübi ve geleneksel birikimi olmayan, şehrin ruhuna hitab etmeyen, edemeyen zümreler veya kişilerce tamir ediliyor.

Ermenilerin katlinde büyük rol alan, ve Sultan II. Abdülhamid’in Hamidiye Alaylarını teşkilinde ana omurgayı oluşturan DoğuAnadolu Kürt Aşiretleri, yurtlarından sürülen katledilen Ermeni ve Süryanilerin boşalttığı şehirlere yerleşerek göçebe hayattan tedricen yerleşik hayata geçmiştir. Sanatın ve estetiğin ne geleneğinde ne de içtimai hayatında varlığından pek de söz edemiyeceğimiz Ogünün yeni şehirlileri, bugün şehri tamiratta marabaların rolünü almış, bir yandan taş ustası, öte yandan müteahhid, mimar ya da mühendis rolünde. Fakat en büyük eksik, binlerce yıl harmanlanan ve babadan oğula ve taşın ruhuna değin işlemiş sanat ve estetikten yoksun olmalarıdır. Bugün iftiharla takdim ettiğimiz Mardin şehir mimarisini kadim geleneğiyle Ermeni
ve Süryanilerin toplumsal ruhuna teneffüs etmiş sanat ve estetiği kökünden kazıyıp yok ederseniz; netice itibarıyla şehri tamiratta da ilkel kabileler misali yöntemler geliştirirsiniz. Bunun yanısıra, bilginin, sanat ve estetiğin yoksunluğuyla bir asır sonra inşaa edilen: Yenişehir, Mardin Ortaçağı’nın ürünüdür.

Sevgi, minnet ve rahmetle anıyoruz…


Rahmetli Hacı Abdülcelil Kao’nun (Ildogan) yeğeni Yusuf Usta, geleneksel eğitim silsilesinin Mardin’de son emsali

Şarkız Lole – Mimarbaşı
Selim Lole – Mimarbaşı ( Şarkız’ın oğlu)
Corc Lole – Mimar, Nakkaş ( Şarkız’ın kardeşi)
Jozef Lole – Mimar, Nakkaş ( Selim’in oğlu)
Hosep Sarrafyan – Mimarbaşı
Hacı Abdülcelil Kao – Mimar, Nakkaş
Cebrail Hekimyan – Mimar, Benne
Mihail Hekimyan – Mimar, Benne
Çerçis Hekimyan – Mimar, Benne
Jak Hekimyan – Mimar, Benne
Abdülmesih Şununu – Nakkaş
Çerçis Şununu – Nakkaş
Celil Şununu – Nakkaş
Yusuf Gerzelo – Nakkaş
Corc Gerzelo – Nakkaş
İlyas Gendora – Benne
Jozef Sane – Nakkaş, Benne
Sabri Sane – Nakkaş, Benne
Abdülmesih Kalo – Nakkaş
Raffi Kalo – Nakkaş
Sıddık Kayri – Makta
Bahde Papahar – Makta, Nahhad
İlyas Papahar – Makta, Nahhad
Aziz Habot – Makta
İskender Habot – Makta

Etiketler

Bir cevap yazın