Design Week Turkey, Milan Design Week Olur mu?

RESİM 01- Design Week Turkey girişi (Fotoğraf: Emre Tunçel) 

-Biz mimarlar, içmimarlar, tasarımcılar, sanatçılar bu etkinliği küçümsediğimiz, bu etkinliğe katılmadığımız sürece olmaz! Muhtemelen bir çoğunuz “Aaa Design Week mi yapılmış?” benzeri sorular soruyor olacaksınız bu yazıyı gördüğünüzde kendinize. Eğer mimar, iç mimar, tasarımcı veya sanatçıysanız ya da benzer mesleklerden biri ile ilişkili iseniz, bu etkinlikten haberiniz olmadıysa ya da olmasına rağmen “Amaaan boşver kim gidecek şimdi.” dediyseniz, işe kendinizi eleştirerek başlamakta fayda var; eğer güçlü bir tasarım sektörümüzün olması gibi bir derdiniz varsa…

Design Week Turkey, ya da eski ismi ile İstanbul Design Week, Haliç’teki Eski Galata Köprüsü’nde düzenlendiği ilk senelerde yakaladığı olumlu imajdan bir hayli uzakta. Köprüden sonra sırasıyla Küçükçiftlik Park, Tepebaşı’ndaki TRT Binası’nın yanındaki otopark, Sütlüce’deki Eski Şapka Fabrikası, son olarak da Lütfi Kırdar ve Taksim Meydanı oldu etkinlik mekanları, her geçen sene de ciddi kan kaybetti ve artık düzeltilmesi zor bir imaja sahip. Etkinlik öncesinde konuştuğum birçok kişi geçtiğimiz senelerde etkinlikten soğumuş, “Çok kötü oluyor artık, gelmeyiz galiba bu sene.”, “Hmm, ne zaman ki?”, “Yok abi ya, geçen sene felaketti.”, “Pek bir şey olmuyor.” gibi umutsuzluk ve küçümseme içerikli cevaplar verdiler, “Geliyor musunuz Design Week’e?” diye sorduğumda. En başta da belirttiğim gibi, her ne kadar bizi yeterince tatmin etmese de Design Week hala tasarım ile ilgili olarak ülkemizde yapılan en önemli etkinlik ve ben olmadan, sen olmadan, siz olmadan hiçbir zaman tatmin edici bir hal alamaz ve daha iyiye gidemez. Siz gittiğiniz sürece etkinliği organize edenlerin motivasyonu artar (her anlamda), seneye daha iyi şeyler yapmaya çalışırlar. Kabul edelim, suç sadece organizatörlerde değil.


RESİM 02-Design Week Turkey kapsamında düzenlenen sergiler (Fotoğraf: Emre Tunçel) 

 -Bu isimle olmaz. Öncesinde adı İstanbul Design Week olan etkinlik, geçen sene hem İstanbul Design Week hem de Design Week Turkey adı ile düzenlendi. Lütfi Kırdar’da Design Week Turkey, Taksim Meydanı’nda İstanbul Design Week. Etkinliği daha önce düzenleyen firma eski adı ile Taksim’de, yeni firma ise TİM’i (Türkiye İhracatçılar Meclisi) ve Ekonomi Bakanlığı’nı da arkasına alarak Lütfi Kırdar’da yer aldı. Kafaları oldukça karıştıran bu durum, bu sene tek isimle devam edilmesine karar verilerek son buldu. Fakat, bence yanlış ata oynandı.

Dünya’nın hemen hemen hiçbir yerinde (Çin ve Hollanda hariç) ülke ismi ile düzenlenmiyor tasarım etkinlikleri. Çünkü eğer Hollanda, Finlandiya, İsveç benzeri bir ülke değilseniz, ülkece tasarım ile anılmanız çok zor ki o ülkeler bile -Hollanda hariç- ülke ismi ile değil, tasarım ile anılmasını düşündükleri, zaten marka olan şehirlerinin isimleri (Helsinki, Stockholm…) ile düzenliyorlar bu tür etkinlikleri.

Şunu kabul etmek gerekiyor -Hollanda neyse de- kimsenin aklına Turkey dendiğinde tasarım gelmiyor, İstanbul denildiğinde gelmesi ise daha olası. Ülkemizi küçümsediğim için de söylemiyorum bunu, Türkiye birçok açıdan çok farklı bir ülke Hollanda’ya göre, Türkiye denilince akla tek bir şey getirmeniz zaten çok zor. Kayısı ile ilgili bir etkinlik olacaksa da, Türkiye Kayısı Festivali değil, Malatya Kayısı Festivali adıyla yapmak daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.

İtalya da mesela Design Week Italy yapmıyor etkinliğin ismini, ki İtalya denildiğinde akla tasarım geliyor. New York ya da Paris moda haftası yapılıyor, bu şehirler moda tasarımı ile anılıyor, bütün Fransa ya da Amerika değil. Her ülke, tasarım ile anılmasını planladığı bir şehrini bu konuda parlatıyor, Roma Milan’a, Manchester Londra’ya küsmüyor onlar tercih edildi diye. “Eee her şey de İstanbul’da yapılıp, İstanbul ile mi anılacak.” diyenler de olacaktır elbet, eğer uzun vadede bir planlama yapılırsa İzmir ya da başka bir şehir de olabilir tasarım ile anılacak şehrimiz. Bir zamanlar Altın Portakal sayesinde Antalya’nın sinema ile anılması gibi…

 
RESİM 03-Etkinliğin hemen girişinde yer alan Mudo stantı (Fotoğraf: Emre Tunçel) 

-Özgün içerik ve orijinal tasarım sunmadığı sürece olmaz. Tasarım etkinliklerinin gücünü, etkinliğe katılan, orijinal ve özgün tasarımlar üreten firmalar, tasarımcılar belirler. Milan Design Week, Maison et Objet, London Design Festival, Dutch Design Week, Design Miami gibi akla ilk gelen tasarım etkinliklerinin hiçbirinin girişinde sizi Uzak Doğu’dan getirdiği çalıntı ya da anonim tasarımlı mobilyalar satan bir firmanın standı karşılamaz. Ya da bu etkinliklerin hiç birindeki standlarda, alalade bir etkinlikte hosteslerin oturduğu “çakma” taburelere oturmaz stand görevlileri. Bu tür şeyler detay gibi gözükse de bütüne bakıldığında büyük bir etki yaratır ve etkinliğin saygınlığını azaltmaya başlar. Bu konuda organizasyonu yapan ekibin ciddi bir desteğe ihtiyacı var, tasarım sektörüne gerçekten hakim kişilerce verilecek bir desteğe. Ve bu konuda ne yazık ki acımasız ve cesur olmak, “Bu marka bu etkinlikte yer alamaz” demek gerekiyor, tıpkı yurt dışındaki etkinliklerin organizatörlerin yaptığı gibi.


RESİM 04-Stantlarda yer alan “çakma” Stefano Giovannoni tasarımı Bombo tabureler (Dünya’da en çok taklidi yapılan mobilyalardan biri ve Design Week’de başrolde) (Fotoğraf: Emre Tunçel)

-Bu stant tasarımları ile olmaz. Milan Design Week, izleyicileri sadece ürünlerle değil, firmaların stant tasarımları ile de kendine hayran bırakır. Hatta bu ve benzeri etkinliklere, sadece fuar standı fotoğrafı çekmeye giden ciddi sayıda insan olur. Bu durum, etkinliğe hem organizatörler açısından hem de katılımcılar açısından ne kadar özen gösterildiğini, saygı duyulduğunu gösterir öncelikle. Sonrasında da, etkinliğin bütününe baktığınızda, mekânsal ve tasarımsal bir değer oluşturur bütünde; etkinlik alanına ilk adım attığınızda bile.

İlk yapıldığı yıllarda da, İstanbul Design Week’de çok fazla stant tasarımı görmüyorduk, ama en azından düzenlenen mekanların sunduğu mimari değerler bu durumu örtbas edebiliyordu. Fakat artık tasarımsız stantların yarattığı bu alan, zaten her anlamda bu tür bir etkinlik için yeterince sevimsiz olan Lütfi Kırdar’da ortaya çıkıyor ve Lütfi Kırdar bu durumu örtbas etmek yerine, granit döşemeleri, alüminyum detayları ile daha da kötüye götürüyor. Evet işin içinde bütçe var ve Türk firmaları fuar stantlarına eskisi gibi para harcamak istemiyorlar. Ama harcamak zorundalar, bu şekilde, lütfederek katıldıkları etkinliklerin de değerini düşürüyorlar kendi markalarının değeriyle birlikte.


RESİM 05-Tasarımsız, görünce insanın gözünü korkutan, içeriğini anlayamadığınız stantlardan biri ve bizleri granite doyuran Lütfi Kırdar’ın yapı elemanları (Fotoğraf: Emre Tunçel)

 -Etkinlik mekanı Lütfi Kırdar ile sınırlı kaldığı sürece olmaz. İlk aşamada Design Week Turkey’in adı İstanbul Design Week’e dönmeli, sonrasında da etkinlik mekanı ya da mekanları izleyiciye İstanbul’dan bir şeyler sunmalı. Etklinlik illa tek bir mekanda da olmak zorunda değil; yine ulaşımı kolay olacak şekilde, bienallerde de yapıldığı gibi, Galata Rum Okulu, Perşembe Pazarı, Pera Müzesi, İstanbul Modern gibi İstanbul ruhunu farklı şekillerde yaşatan mekanlar tercih edilmeli. Bu bir tasarım etkinliği ise, düzenlendiği mekan da ya tasarım açısından bize bir şey sunmalı, ya da kendini hiç belli etmeyecek kadar rafine olmalı. Gelen 3 kişiden 1’i Contemporary’de de olduğu gibi döşemelerle dalga geçmemeli. Bienal’e sırf Galata Rum Okulu’nu ya da Abdülmecid Efendi Köşkü’nü görmek için gidenler var, hem de sayıları azımsanamayacak kadar çok, gitmişken sanatla da haşır neşir oluyorlar, bir sonraki sene mekan için değil, etkinliğin içeriği için gitmeye başlıyorlar. Lütfi Kırdar’ın ise böyle bir cazibesi bulunmuyor.

 -Büyük markaları katılımcı olmaya ikna edemediği sürece olmaz. Eğer Design Week Turkey adından söz ettirecekse, VitrA, Nurus, Ersa, Kale, Derin, Koleksiyon, Paşabahçe, Arçelik, Vestel gibi markalarla yapmak zorunda bunu. Bu markalar tasarlanmış, etkileyici stantları ile yer almadığı sürece, yurt dışındaki markalar da bu etkinliğe katılmayacaktır. Bu firmalar da bu etkinliğe destek vermek konusunda, her ne kadar şu sıralar kendilerine yakıştıramasalar da çekince yaşamamalılar. Derin, geçtiğimiz senelerde yer alıyordu, onlar da 2 senedir yoklar, muhtemelen enerjisi ve prestiji git gide düşen, ticari anlamda da bir katkı sunmayan bu etkinliğe, daha fazla dayanamadılar. Umarım her şeye rağmen seneye onları tekrar görürüz, gerçekten fuar standlarına gösterdikleri özen ile de etkinliğe büyük katkı sağlıyorlardı.

Bu sene büyüklerden (bağımsız stantları olan) Şişecam, orta ve küçük ölçeklilerden Çilek, Arzum, Artstone, Selam gibi firmalar vardı. Bu katılımcıların adlarını her alanda zikretmek lazım, çünkü büyük iş yapıyorlar şu an bu etkinliğe katılımcı olarak destek sunarak. İleride umarım etkinlik tekrar prestij kazanınca, firmalar katılımcı olabilmek için ciddi ücretler ödemek zorunda kalırlar; ve o zaman bu senelerde katılımcı olanlara ciddi indirimler yapılır, alan seçmede öncelik tanınır.

Katılmayanlar da umarım seneye katılırlar ve Türkiye’deki tasarım sektörüne en azından bu şekilde bir destek vermiş olurlar.

 
RESİM 06-Etkinliğe katılan markalardan Selam’ın stantı

 -Basını ve sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanmazsa olmaz. Artık samimiyetsiz bir şekilde yazılan basın bültenlerinin ana akım medyaya dağıtıldığı ve etki beklendiği yılları geride bıraktık. Bunun en güzel örneği de Contemporary İstanbul. Her geçen sene artan bir izleyici kitlesi var ve bunun en büyük sebebi de sosyal medyada insanların yaptığı paylaşımlar. Instagram’a sırasıyla #designweekturkey ve #contemporaryistanbul yazın lütfen ve aradaki ciddi farka bakın.

Design Week organizasyonunun da bir an önce, ilk başlarda suni de olsa, sosyal medya desteği alması şart. Zaten yukarıda yazılan diğer başlıklar da sağlanmaya başlandığında, kitle kendiliğinden instagram’da fotoğraf paylaşmaya başlayacak. Ama şu an bu etkinlik yeterince iyi fotoğraf vermiyor ne yazık ki ve insanlar etkinliğe gelseler bile fotoğraf çekip paylaşmıyorlar. Sırf instagram’a koyulacak fotoğraf çıkar diye etkinliğe gelen insanları dahi çekmesi lazım bir tasarım etkinliğinin; Bienal’de ve Contemporary’de olduğu gibi.

Etkinliğin etkisiz kaldığını, sonrasında doğru düzgün hiçbir yazının yazılmadığından da anlıyoruz. Gördüğüm az sayıdaki yazıdan birini Arkitera’dan Hakan Ilıkoba yazmış*, onun da yazısını sadece 152 kişi okumuş, çünkü artık bu etkinliği kimse takmıyor. Başlık “Türkiye Tasarım Haftası’nın Ardından” değil de, “İstanbul Bienali’nin Ardından” olsa, emin olun, bunun en az 10 katı insan direkt tıklardı yazıya.

 -Etkinliği düzenleyenler profesyonel isimlerle çalışmadığı sürece olmaz. Etkinliği düzenleyenlerin iyi niyeti ve heyecanları bu sene biraz daha fazla belli oluyordu. Bununla birlikte, etkinlikte yer alan markalar ya da konuşmacılara baktığımızda, ekipte biraz daha tasarım sektörüne hakim insanlar olsaydı keşke diyorum. Muhtemelen sonraki sene ekip daha da sağlamlaşacaktır ve daha iyi bir içerik sunulacaktır. Örneğin, bir tasarım etkinliğinde yapılan konuşmada, Balçiçek İlter’in moderatör olması, gerçekten göze fazla batıyor ve ne alaka dedirtiyor. Moderatör koltuğuna oturtulacak çok iyi isimler var, bilmek ve özen göstermek lazım.

 -Birkaç aylık çalışma ile olmaz. İstanbul Tasarım Bienali bir sene önceden açıklanıyor, bu bir sene boyunca etkinlik hakkında konuşulacak demek, bir de bunun daha öncesinde yapılan hazırlıklar var. Design Week’ten ise en fazla 1 ay öncesinde haberimiz oluyor, o da en fazla hangi tarihlerde düzenleneceği ile ilgili olarak. Bu konu çok önemli. Bana Milan Design Week ile ilgili olarak, 9-10 ay öncesinden mailler gelmeye başlıyor çeşitli konularda. Seneye düzenlenecek Design Week için de şimdiden çalışmaya, ismini bir yerlerde geçirmeye başlamak gerekiyor.

 -Akılda kalanlar arttırılmazsa olmaz. Bu sene etkinlik sonrası aklımda kalanlar, geçen senekine göre çok daha fazlaydı. Bu da etkinliğe bir hareketlilik geldiğini gösteriyor ve bana sonraki sene için umut veriyor. Giriş kattaki Türk Tasarımının Genetik Kodları adlı sergi, Urban Atölye, Selam, Şişecam ve Adorno’nun stantları, Mimar Sinan ve Bilgi Üniversitesi’nin belirli bir konsept dahilinde oluşturdukları sergiler, Yılmaz Zenger, Faruk Malhan ve Koray Ariş’in tasarımlarının sergilendiği alanlar,  alt katta Dezinti’nin yarattığı, bizim de tasarımlarımızın yer aldığı Trend Alanı, özgün tasarımları ile dikkat çeken Daedalus, Uniqka, Kitbox, Katman, Marbleous gibi genç firmaların stantları ilk olarak aklıma gelenler. Geçen sene bu kadar fazla şey kalmamıştı aklımda etkinlik sonrasında. Seneye daha da fazla olması gerekiyor aklımda, aklımızda kalanların.

 
RESİM 07-Akılda kalanlardan; sırasıyla Faruk Malhan, Türk Tasarımının Genetik Kodları Sergisi, Trend Alanı, Urban Atölye (Fotoğraf: Emre Tunçel)

 -Okul tanıtım günü olmadığını anlamadan olmaz. Design Week bir okul tanıtım etkinliği değil. Okullar ancak, belirli bir konsept bularak katılmalılar bu etkinliğe. Mimar Sinan Üniversitesi’nin “Seçilmiş İşler” sergisinde ya da Bilgi Üniversitesi’nin “Tasarımda Çırak Olmak: Kapalıçarşı” sergisinde olduğu gibi. Üst katı ve alt katın büyük bir kısmını işgal eden üniversite stantları ise gerçekten çöp. Lütfi Kırdar’da yapılan yurt dışı eğitim fuarlarına çevirmiş etkinlik alanını. Önümüzdeki sene bu durumdan bence kesinlikle vazgeçilmeli. Hatta şimdiden üniversitelere sergi içeriği oluşturmaları için açık çağrı da yapılabilir ve Mimar Sinan ile Bilgi’nin yaptıkları sergiler örnek olarak gösterilebilir.

 
RESİM 08-Okulların etkinliği eğitim fuarına çevirdikleri stantları (Fotoğraf: Emre Tunçel)

-Uluslararası katılımcıların sayısı artmadığı sürece olmaz. Bu şimdilik sağlanması en zor madde. Bu sene yanlış hatırlamıyorsam sadece Adorno vardı Türkiye dışından ve davetli ülkenin Finlandiya olması sebebiyle de, arada derede kalmış bir Finlandiya alanı vardı. Yurt dışından gelen konuşmacı sayısı galiba bu sene artmıştı ve aralarında oldukça ilginç isimler de vardı. Seneye bir şekilde, yurt dışı markalarının, ya da en azından yurt dışından genç tasarımcıların katılımı teşvik edilmeli.

 
RESİM 09-Davetli ülke olan Finlandiya’ya ayrılan alanlardan biri. Finlandiya muhtemelen bu yaratıcı panoyu katıldığı her etkinlikte kullanacaktır (Fotoğraf: Emre Tunçel)

 Her ne kadar olumsuz şeyleri sıraladığım için karamsar bir tablo çizmiş gibi olsam da bu seneki etkinlik bende tekrar bir umut doğmasını sağladı.  Zaten yazıdaki amacım organizasyonu yapan firmayı yermek, küçültmek de değil kesinlikle. Aksine bu sene devraldıkları işe kattıkları enerji için kutlamak bile gerekiyor kendilerini.

Design Week Turkey’nin Milan Design Week olamamasında öncelikle etkinliğe yeterince değer vermeyen bizler (tasarımcılar, markalar, öğrenciler…) suçluyuz. Sonra da Türkiye gibi zor bir ülkede her şeye rağmen bu etkinliği yapmaya çalışan organizatörler. Umarım, seneye hep birlikte, çok daha güzel bir Design Week düzenleriz…

Etiketler

2 yorum

  • cemal-cobanoglu says:

    Emre Bey teşekkürler yorumunuz için.

    Cengiz Bey yazıyı tamamlayan, düzelten, yapıcı yorumunuz için çok teşekkürler. Hem size, hem de etkinliği daha öncesinde düzenleyen (hem DWT’i hem de IDW’i) firmaya öncelikle bir teşekkür borçluyuz, harcadığınız emeklerin farkındayız.

    Bununla birlikte, yukarıda yazdığım eksiklerin giderilmesini de her tasarımcının dert edinmesi gerektiğini düşünüyorum. Belirttiğiniz gibi siz de farkındasınız bu eksikliklerin, umarım ihale bir an önce yapılır ve şimdiden üzerine düşünme, çalışma şansı olur zira 2 aylık hazırlık süreci bu büyüklükte bir etkinlik için çok kısa.

    Tekrar teşekkürler,
    Sevgiler.

  • cemal-cobanoglu says:

    Özlem Hanım yazıyı güçlendiren ve ileriye götüren yorumlarınız için teşekkür ederim.

    Yazıda belirttiğim, sizin de yorumlarınızda vurguladığınız gibi, “Daha uzun ve emek harcanan hazırlık süreci ve bu işe ciddi katkı sağlayacak birikimdeki insanların danışmanlığı ile” daha iyi bir etkinlik yapılmasını temenni ediyorum, hatta bunun artık olmasının zorunlu olduğunu düşünüyorum. İş işten geçmek üzere, bazı şeyleri toparlamak daha da güçleşmeden birilerinin bu bilinci edinmesi dileği ile 🙂

    Sevgiler.

Bir cevap yazın