Ayasofya ve Gli

Yapılar bazen farklı yan değerleri içinde barındırabilir. Örneğin Rüstempaşa Camii, kendisinden önce çinileriyle müstesnadır. Sultanahmet bile bence tembel turist tabiriyle mavi camidir. Galata Kulesi doğru olmasa bile Hezârfen Ahmed Çelebi’nin “take off” noktasıdır. Öyle bilinir.

Çamlıca Camii devasa beton bir blok, Yenikapı dolgu alanı ise pişmanlık…

Ayasofya’nın böyle bir eklenmiş değere pek ihtiyacı yoktur. Fakat mekanlar yaşayınca kendiliğinden gelişen değerler, gözümüze çarpmaya başlar. Altındaki sarnıçlardan tutun da Latin istilasında başına gelenlere, müzeye çevrildiğinde içinden çıkartılmaya çalışılan hat levhaların kapıdan sığmadığı için geri asılması ve kurtulmasına kadar… Şimdilerde 2020 yılında canım mermer zemini değersiz makine halısıyla kaplanması ve tabii mozaiklerin perdelerle kapanıp açılması filan.

Cehalet nedir diye bir yazı yazdım. Mütedeyyin belli ki, Mardin Artuklu öğretim görevlisi olduğunu sonradan öğrendiğim Emin Selçuk Taşar rahatsız olmuş bir şey yazmış. Okuyunca “Gelin mimarca tartışalım, eleştiriye açığız. Benim yazımın üzerinde geçelim bakalım” dediğimdeyse, sessizliğe büründü. O kadar rica ettim “Lafınızın arkasında durun” diye ama cesaret edemedi. Arkitera’ya o da bir yazı yazabilseydi kendi fikrini beyan edebilseydi. Olmadı işte olamadı.

“Buyurduk işte” cehalet cetveli değil mimarlık cetveli ile sallıyorum. Cahil değilseniz tartışalım. Ayasofya’nın cami olduğunda sizin gönlünüzü hoş etmek dışında MİMARİ AÇIDAN hiçbir şey kazanmadığını ben anlatabilirim. Politik bir karar dışında MİMARİ AÇIDAN AYASOFYA’nın ne kazandığı o anlatsın.

Sonuç: Beyefendi muktedir değilmiş… Yazamadı… Zannediyor ki biz camiye, İslam’a karşıyız. Öyle birileri varsa vardır, bizi ilgilendirmez. Türkiye’de doğmuş bir mimarın ikisine de karşı olması oldukça zor. Fakat bu Ayasofyalar’ın cami olmasına karşı olmayacağımız anlamına gelmez. Trabzon Ayasofya’sından başlayalım bakalım. Sonra Kariye’ye geliriz.

Aftır-bifor Kariye. Aman ne kadar güzel olmuş. Ne büyük yaratıcılık gösterilmiş. Ne büyük saygı örneği olmuş. Tüm Dünya Türk’ün İslam’ın gücünü hissetmiş.

Ayasofya’nın İhtiyacı

Ayasofya’nın cami olmaya ihtiyacı yok. Kilise olmaya da ve hatta müze olmaya da. Ayasofya’nın sizin gönlünüzden geçen “bir şey” olmasıyla bir derdi yok artık. O kendi var olma nedenini insanlık mirası örneği olmasıyla kendiliğinden içinde barındırmış siyaset üstü bir halde artık.

Bu ihtişamıyla 1.500 yıldır ayakta olması inanılmazken bir de cami olmaması zulüm olarak görmek tek kelimeyle bencillik. Nereden bildiniz zulüm olduğunu?

Siz Ayasofya’yı yeniden cami yapığı ismine “kebir” eklediniz diye kendi inancınızı şahlandırdığınızı zannediyorsunuz da 1.000 yıl bazilika yani kilise olmuş Ayasofya’nın bundan haberi var mı peki?

“Ne olursa olsun. Olsun da iyi bakılsın, korunsun bari” dediğimiz şu günlerde (Galata Kulesi’nin duvarlarını Hilti ile yıkıyorlardı) Ayasofya’dan bir başka değer daha kaydı gitti. Ayasofya’nın kedisi Gli.

İsmi neden Gli bulamadım. Kim koymuş, isim nasıl oturmuş bilinmiyor. 2004 yılında bekçi kulübesinin altında doğmuş. 16 yıllık ömrünün neredeyse tamamını Ayasofya’da geçirmiş. İnsandan korkmayan tavrı ile turistlerin ilgisini çekmiş. İstanbul sokak kedileriyle ünlüdür. Örneğin San Fransisko’da kedi göremezsiniz sokaklarda. Turist işte ne bilsin, kedili şehir İstanbul’un özelliğini. Gli’ye ayrı ilgi göstermiş.

O da bu ilgiyi suiistimal etmemiş Ayasofya’yı mesken tutmuş. Şimdi neden Gli Ayasofya’dır ve neden Ayasofya Gli’dir onu anlatayım size.

1 – İkisi de şaşıdır bir kere. Tatlı bir şaşılık.

Fotoğraf: https://www.instagram.com/hagiasophiacat/

Ayasofyanın kubbesi tam bir daire değildir. Asimetriktir. Bir sürü deprem ve badire atlatmış. Bazen kubbenin bir bölümü çökmüş.

Selimiye, Süleymaniye tertemizdir. Keskin jilet gibidir. (Onların değerleri ayrıdır) Ama Ayasofya öyle mi? 20 dereceye varan eğiklikte kolonu dahi vardır.
İşte bu komik bakışlı kedi gibidir Ayasofya. Asimetrik, olduğu gibi. Eşsiz ve sevimli.

2- Bazı mütedeyyin ve havuz habercileri Ayasofya’nın kendiliğinden oluşmuş çatlaklarıyla mermer zemininin halıyla kaplanmasını haberleştirmek adına kedinin halıdan hoşlandığı yazmışlardı. Nasıl anladılar bilmiyorum ama dümdüz ve tek renk halının mekanı bayağılaştırdığını söylemek zor değil. Gli Ayasofya’nın çatlaklı doğal Marmara Adası mermerine yakışırdı. Ev kedisi değildi Gli, makine halısı sevsin.

Hüseyin Yanar’ın okunması gereken “Halının altında kalan dünya Ayasofya” başlıklı yazısını buraya bırakıyorum. Siz karar verin.

3- Gli onu sevenlere sesini çıkartmaz. İtiraz etmez. Kendini ancak bir yere kadar korur. Ayasofya da Latin istilasında da, İstanbul’un fethinde de, müze olması sırasında kaybettiği gerçekten değerli cami halılarına da (şimdiki gibi garip kaplaması değil) ayrıca onlarca büyüklü küçüklü depreme de sesini çıkartmamış. Öyle durmuş. Şimdi cami olmuş olmamış ona da sesini çıkartmıyor Ayasofya. Ne desin.

Zulümmüş 1.000 yıldır kilise olan yapıya cami olmaması ya.

Gli’yi sık boğaz edenler gibi Ayasofya’ya da ancak cami olunca değer verenlerin derdi zafer kazanmak. İslam bir savaşını daha kazandı. Ne İslam’ın 2020 yılında penaltından gol atmaya yani 1.000 yıllık kilisenin cami olmasına ihtiyacı var ne de Ayasofya’nın orijinalinde kilise iken cami olmaya…

Sık boğaz etmek budur.

4- Gli’nin ismini değiştirmeye kalktılar. USMED diye bir derneğin başkanı ismini değiştirmeye kalktı. Sen kimsin, neden anonim şekilde verilmiş hayvanın ismini değiştirmeye hak görüyorsun. Nedir ilgi çekme derdin? Başka türlü seni ciddiye alan yok ki bu sayede gugıllandığında ismin çıkıyor sayın dernek başkanım. Haydi diyelim ki şu olsun dedin ve karar verdin. Seni takan olur mu? (Ki olmadı. Kimse takmadı)
Aynı şekilde Ayasofya’nın ismine “kebir” eklenmesine de siyasi çevreler karar verdi. Benim için anlamsız bir çaba.

5- Gli yerine başka kedi getirmeye kalktılar. Cins bir Van kedisini. Yahu yeni gelen kedi de güzel ama Gli ile bir olur mu? Olmaz. O kendiliğinden oranın kedisi olmuştur. Aynı şekilde Ayasofya da kendiliğinden dünya mirasıdır. Değiştirilince değişmiş olmuyor. Zorlamasınız.

6- Gli öldü gitti. Ben olsam cansız bedenini Ayasofya’ya gömerdim. Ancak Levent’teki bir veteriner kliniğinde ölmüş orada bir şekilde halletmişlerdir. Ayasofya’nın siyaset üstü olma özelliği de Gli gibi öldü gitti.

Artık o HARCANMIŞ bir siyasi sembol.

Şimdi yeniden o halı kaldırılsa ya da korumaya alınsa İslam’a hakaret olarak görülür. Gelinler ve damatlar evlilik öncesi Ayasofya’da poz verirler. Gelinler yarışıyor programında salonda duvar süsü olur filan.

Bu mobilyalar 14. Louis ayaklar filan ve Ayasofya.

İtinayla tüm değerler yerle bir edilir.

Sonuç:
Gli bir kedi. Ayasofya dünya mirası. İkisini de olduğu gibi kabul edemediler. İkisini de.

Etiketler

2 yorum

Bir cevap yazın