19. Yüzyılda Salgın Hastalıklar Kentleri Nasıl Şekillendirdi? (II)

Tıp tarihçisi Prof.Dr. Nuran Yıldırım, kolera üzerine yazdığı makalesinde 19. yüzyılda pandemi Paris’i ilk vurduğunda halkın ölümlerin hastalıktan ileri geldiğine inanmadığını yazıyor; “Devlet fakirlerden kurtulmak onları yok etmeye çalışıyor diye isyan etmiştir”. (1)

İçinden geçtiğimiz gündem de bakınca yayılımda sınır tanımayan mikroorganizmalar, sınıfsal birtakım ayrımları gözetiyor gibi görünüyorlar (!) Gündemdeki gelişmeler ışığında, 19. yüzyılda salgınların hastalıkların kentleri şekillendirme biçimini aktardığım bu yazı dizisinin ilkinde, bedenin coğrafyaya dönüşmesiyle derinleşen sosyal-mekansal ayrışmaları bölgesel ölçekte tartışmaya açmıştım. Bu yazıda ise, salgının mekânsal boyutunu kent ölçeğinde haritalandırma çalışmalarını referans alarak aktaracağım.

Haritalamayla salgın kaynağı tespit eden bir tıp kahramanı: Dr. John Snow

Kaynak ve yayılımı durdurmaya yönelik tıbbi müdahale yöntemleri bulunana kadar, salgın hastalık yönetimi büyük ölçüde mekânsal önlemlere yaslanır. Bu durumun mekân üretiminde paradigma dönüştürücü etkilerinden biri ölçek hiyerarşisinin yapıbozuma uğramasıdır. Covid_19’un bize yaşattığı temel mekânsal çelişkilerden biri de bu: Nanometre ölçeğiyle küresel ölçeği eş zamanlı düşünmek durumunda kalıyoruz. Öte yandan mekân üretiminin 1/10 ile 1/1000 ölçek ilişkisini dahi kuramadığı düzlemde, bu ilişkilenememenin yarattığı çelişkiler küresel anlamda hayati birer aciliyet olarak karşımıza çıkıyor. Hangi dönemde olursa olsun, pandemi, mevcut kentleşme sistemlerinin var olan sorunlarını etekteki taşlar misali döküveren, yeni mekânsal araçların üretimini zorunlu kılan bir etkiye sahip.

Dünya 19. yüzyılda kolera mücadele ederken önceki yüzyıllarda gelişen büyük değişimleri kentleşme dinamikleriyle sistemleştirmeye çalışıyordu. Mikroorganizma fikri henüz oluşmamıştı ve hastalığın yayılımının hava, kötü koku yoluyla gerçekleştiğine inanılıyordu.

Kolera pandemisiyle 1854’te üçüncü defa yüz yüze gelen Londra’da, bu anlamda hem salgının hem de mekânsallaşmanın seyrini değiştiren gelişmeler yaşanmıştır. Yüzyılın paradigma kurucu kapitalist kentinde, sanayileşmenin çevreye etkileri ve kentleşen nüfusun artması halk sağlığı uzmanlarının birincil konu başlıkları arasındaydı ve öneriler yeni, hatta alışılagelmedik mekânsal düzenlemeleri işaret ediyordu. Bu düzenlemelerin en ilginci kentin içindeki 100 kadar mezarlık alanının çocuk parkı ve kent parklarına dönüştürülmesidir. (Bunu bir sonraki yazıda detaylı ele alacağım)

Temiz havada vakit geçirmeye yönelik önlemler ve gıda kısıtlamaları tedbirleri alınsa da yayılım bir türlü durdurulamıyordu. Bu dönemde, anestezi çalışmalarıyla tanınan veri sever hekim John Snow, tıp bilgisiyle mekânsal analiz yöntemlerini buluşturarak kolera tarihinde kırılma yaratmıştır.

John Snow’un fotoğrafı, Kaynak: BBC Historic Figures

Bir önceki pandemi atağında hastalığın kanalizasyondan yayıldığını düşünen Dr. Snow, bu düşüncesini ne hükümete ne de şebekeden sorumlu su şirketine kabul ettirebilmişti. 1854’te ise Londra’nın Soho Broad Street bölgesinde yayılım hızlanıyor ve kalabalık nüfuslu yerleşimde ölüm oranları yükseliyordu. Yayılımın su şebekesinden kaynaklandığını düşünen Dr. Snow, tespitini kanıtlamak yerleşimdeki vakaları tek tek toplamış, hastaların geçmişlerine ilişkin bilgileri araştırmış ve elde ettiği verileri haritalandırarak yayılımın kaynağını bulmuştu. Sokağın köşesindeki tulumbadan kaynaklı ölümlerin mekânsal verisi ile yetkililere tulumbayı kapatmalarını söylemiş, tulumbanın kırılmasıyla da salgın yayılımı azalmıştı. (2)

John Snow’un haritası, Kaynak: Wikimedia Commons

Dr. John Snow’un bu çalışması hastalığın seyriyle birlikte veri mekânsallaştırmasının önleyici ve hayati rolünü de ortaya koyuyor. Öte yandan şehir yönetimi ve su şirketi Snow’un iddiasını, yönetimin güvenirliği ve şirketin itibarını korumak adına tamamen kabul etmek istememiştir. Üstelik altyapı yetersizliği kaynaklı bu yayılım bölge halkının canını almakla kalmamış, mahallenin kentin hafızasına tehlike saçan yer olarak mimlenmesine neden olmuştur. (3)

Pandeminin yeniden gündeme geldiği 1866 yılına ait “Ölüm Dispanseri: Semt yönetimi himayesinde yoksullara açık ve ücretsizdir” başlığıyla servis edilen karikatür tespitin yapıldığı 1854’ten 1866’ya kadar su şebekesine yönetim tarafından müdahale edilmediğini ortaya koyuyor. Kısıtlı olarak üstyapı şirketlerinin rant döngüsüne odaklandığımız mekân üretimi eleştirisinde, dikkatleri altyapı rantına çeken ilginç bir örnek.

Diğer kentlerde kolera haritalarından örnekler

Dr. John Snow’un haritası koleranın kaynağına ilişkin önemli bir kırılma noktası olsa da, hastalığa ilişkin haritalandırma çalışmaları dönemde yaygındı ve hastalığın kaynaklarına ilişkin bir fikir ayrılığına da işaret ediyordu. Bir grup bilim insanı hastalık yayılım kaynağını insan olarak görürken diğer grup yayılımın yerel kaynakların kirliliğinden gerçekleştiğini düşünüyordu. Kentin planlarının medikal verilerle çakıştırılması yürütülen tartışmalar için iyi bir araç sağlıyordu.

New York haritası 1832, Kaynak: Barry L. Ruderman Conference on Cartography Exhibits

Görselde 1832 yılındaki New York kolera yayılımını gösteren, 1833 tarihli David Meredith Reese haritası bulunuyor. Vakaların görüldüğü alanların göselleştirildiği haritada, her halkada yayılımın karakteri detaylandırılıyor. İçi boşluklu noktalar ise bölgede bulunan kolera hastanelerini işaretliyor.

Paris Kolera Görselleştirmesi, 1840, Kaynak: Kaynak: Barry L. Ruderman Conference on Cartography Exhibits

Yine 1832 yılındaki pandeminin Paris etkisini gösteren Barthélemy haritası, 48 bölgede koleranın yayılım etkisini ve ölümlü vakaları kent planı üzerinden değil, grafik anlatım kullanarak mekânsallaştırıyor. (4)

İstanbul’da Büyük Kolera ve Dr. Mongeri Haritası

Osmanlı İstanbulu’nda benzer bir haritalama çalışması Dr. Luigi Mongeri tarafından 1865 yılında yapıldı. Haritaya geçmeden önce 1865’in İstanbul’da önayak olduğu gelişmeleri, afetlerin peşi sıra geldiği kentin şer yılını biraz daha detaylandırarak aktaralım.

1865 yazında, Kasımpaşa’ya demir atan bir donanma gemisi mürettebatının karantina tedbirleri alınmadan karaya çıkmasıyla birlikte ilk vakalar görülmeye başlamıştı.(5) Kasımpaşa, o dönemde Tersane-i Amire’de çalışan işçi sınıfının barındığı, yoksulluğun yapısal sorunlarıyla mücadele eden bir yerleşimdi. Kısa süre içinde hastalık önce semtteki işçilerin arasında, sonra bütün İstanbul’da hızla yayıldı. Bu dönemde Osmanlı’nın kurulu uluslararası bir sağlık teşkilatı (Sıhhiye Meclisi) ve belediye teşkilatlanması gelişiyordu. Ancak yine de tedbirler yeterli olamadı. Yayılımın başladığı yaz aylarından Eylül ayına kadar resmi verilerde 13 bin, dönemin tıp dergisi Gazette Medicale D’Orient’e göre ise 20 bin kişi hayatını kaybetmiştir. (6) O dönemde İstanbul’da bulunan Robert Koleji kurucusu Cyrus Hamlin, kentin belleğine Büyük Kolera olarak yerleşen salgını şöyle anlatıyor:

“O yıl Ağustos’un son günlerinde, işler durdu ve koca kent ölü gömmekten başka hiçbir şey yapamıyordu. İngiliz bir arkadaşımın hesabına göre, hükümetin raporladığı rakamlardan çok daha fazla ceset bir kapıdan [kentin dışına] çıkarılmıştı, son umut yanlış raporlarla paniği azaltmaktı.”(7)

Hamlin anlattığı görüntü, kentin yeni yeni kurulmaya çalışan kurumsal sistemlerinin büyük çekişmelerle sınandığının da bir kanıtı. 1865 Eylül ayında, kentleşme literatüründe kagir yapılaşma sisteminin kurucu anlarından kabul ettiğimiz ve bugün de Tarihi Yarımada koruma tartışmalarının referanslarından olan Hocapaşa Yangını başlayana kadar kolera İstanbul’u perişan etmeye devam etti.

Kentin şer yılından ilerleyen dönemlerde pandeminin pekiştirdiği küresel bilgi akışı pratisyenlerin 1865 yılına odaklanmasına ve yoğun analiz üretimine neden oldu. Bu dönemde, kentleşme pratikleri uluslararası etkinliklerle, yayınlarla ve meslek insanlarının dolaşımıyla yaygınlaşıyordu. Bu bağlamda çoğu Avrupa kökenli hekimler tarafından kurulan Osmanlı Tıp Cemiyeti, uluslararası ancak Batı merkezli bilgi dolaşımının İstanbul’daki merkeziydi. Cemiyetin Gazette Medicale D’Orient yayınında, Osmanlı’nın halk sağlığı yönetimi, Avrupa kentlerinin salgınlarla başa çıkma tecrübeleri, ölüm rakamları ve hava tahminleri ile birlikte aktarılmaktaydı. (Bu kaynağa Salt Arşivleri’nden ulaşılabiliyor.) 1866 yılında, İstanbul’da toplanan Dünya Sağlık Kongresi’nde yürütülen tartışmalara ilişkin tefrikalar, dergisinin 1868 baskılarında servis edilmiştir.

(Dr. Mongeri Haritası) Kaynak: SALT Araştırma Merkezi (8)

Büyük Kolera’nın etkisini ve alınacak tedbirleri raporlamaya özen gösteren doktorlardan Dr. Luigi Mongeri, 1865 yılı İstanbul Kolera Haritası’nı hazırlamıştır. Bu haritanın çağdaşları gibi kentin altyapı sistemlerine ya da planına çakışan bir harita olduğunu iddia edemeyiz. Nitekim o dönemde İstanbul’a ilişkin kadastral haritalama çalışmalarının yeni yeni geliştiğini biliyoruz. Dr. Mongeri İstanbul Boğaz hattında vaka görülen yerleşimlerin işaretlendiği bir veri haritası oluşturmuştu. Yayılım geniş olsa da, Dr. Mongeri Kolera Haritası’na referansla yazılan makalede Kasımpaşa başta olmak üzere yoksul mahalleler salgın kaynağı olarak görülüyordu. (8)

Büyük Kolera yüzyılın geri kalanına, mekânsal üretimin dinamiklerini kökten değiştiren biraz hafıza bırakmıştır. 1865 salgınında alınan tedbirler kapsamında, su tutan sebze ve meyvelerin yetiştirilmesi ve satışı da yasaklanmıştı. Salgının kentin gıda tedariği ve bostan kültürünü nasıl etkilediği ise araştırmaya muhtaç konu başlıkları arasında. Yine Büyük Kolera etkisiyle kentin merkezinde gömü yapılması yasaklanmış ve böylelikle gelişen alanlar arasında kalan mezarlık alanlarının dönüştürülmesine alan açılmıştır.

Son olarak

Haritacılığın, bilgiyi mekânsallaştırma işlevi kriz zamanlarında ve zorlanan sistem koşullarında, önlem yönetiminde hayat kurtarıcı bir rol oynuyor. Bu devamlılığı günümüz koşullarında, özellikle Kore’de alınan önlemler için hazırlanan dijital harita uygulamalarında ve yayılımın bu araçlarla kontrol altına alınmasında deneyimliyoruz. Öte yanda haritanın işaret etme ve öne çıkarma özellikleri bir yanda toplumsal hafızaya da mekânsal bir karşılıkla yerleşiyor ve mevcut kutuplaşmalarla bütünleştiğinde ayrışmanın derinleşmesinde etkili oluyor. Kriz zamanında, can havliyle kamusallaştırılan bilginin, daha sonrasında nasıl bir mekânsal üretime meşrulaştırıcı zemin hazırlayacağı konusunda endişe duyuyoruz.

Italo Calvino Kum Koleksiyonu kitabındaki Haritadaki Yolcu denemesinde şöyle diyor:

En başından beri haritacılık, uzam boyutuyla birlikte zaman boyutunu bir imgenin içine sığdırma zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Geçmişin tarihi olarak zaman (…). Ve gelecekteki zaman: Yolculuk sırasında karşılaşılacak engellerin varlığı olarak. (…) Kısacası, harita statik olmakla birlikte, bir anlatı fikrini öngörür, bir güzergâh göz önünde bulundurularak tasarlanır, bir Odysseia’dır. (…) Odysseia-harita var ise, İlyada-haritanın var olmaması olanaksızdır. Gerçekten de, en eski çağlardan beri şehir planları, kuşatım altına alınma, kuşatılma fikrini çağrıştırır. (9)

Bilgiye, mekâna, hayata tutunmak için bilginin mekânsallaştırılmasına muhtaçken kapitalizmin bu yolculukta yarattığı belirsizliğe güvenebilecek miyiz?

Kaynaklar:

(1) Nuran Yıldırım, “Su ile Gelen Ölüm: Kolera”, Toplumsal Tarih 145 (2016).
(2) Daha sonra bu alan bir mekânına dönüştürülmüştür. İlgili kısa belgesel:

(3) Nuran Yıldırım, “Su ile Gelen Ölüm: Kolera”, Toplumsal Tarih 145 (2016).
(4) Bu haritaları ve bilgileri Stanford Üniversitesi’nde kartografi üzerine hazırlanan bir dijital sergiden faydalanarak aktardım. Diğer kentlerin haritalarını incelemek için tıklayın.
(5) Nuran Yıldırım, “Salgın Afetlerinde İstanbul”, Afetlerin Gölgesinde İstanbul: Tarih Boyunca İstanbul ve Çevresini Etkileyen Afetler, (İBB Yayınları, 2009).
(6) M. S. Zennaro, “Étude sur le Choléra de Constantinople en”, Gazette Medicale D’Orient (Mayıs, 1868).
(7) Cyrus Hamlin, Among the Turks, (Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, ), s. 236.
(8) Kaynak
Gazette Medicale D’Orient (Nisan, 1868).
(9) Italo Calvino, Kum Koleksiyonu, (Yapı Kredi Yayınları, 2008), s. 25-26.

Etiketler

Bir cevap yazın