“Bu Ödül, Yalnızca Bir Mimari Projenin Değil; İşveren–Mimar İş Birliğinin Niteliğinin de Takdir Edilmesi Açısından Çok Kıymetli”

2025 yılının Arkitera İşveren Ödülleri kazananlarından Yazgan Tasarım Mimarlık’ın kurucuları Kerem Yazgan ve Begüm Yazgan ile tasarım süreci ve yarışma pratiği üzerine konuştuk.

“Spor, konaklama, yönetim ve kamusal kullanımların bir arada düşünülmesi, bu yapının sürekliliğini ve kentle kurduğu ilişkiyi güçlendiren temel karar oldu”

Özge Durmaz: Eczacıbaşı Spor Salonu, yalnızca bir müsabaka mekânı değil; spor, kültür, konaklama ve yönetim birimlerini aynı çatı altında toplayan çok işlevli bir yapı olarak kurgulanmış. Yazgan Tasarım Mimarlık olarak bu projede, tek bir spor salonu üretmekten ziyade bütüncül bir ekosistem kurma fikri nasıl şekillendi?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Bu projeye başlarken temel yaklaşımımız, bir spor yapısını yalnızca maç günleri çalışan bir hacim olarak değil; günün ve yılın farklı zamanlarında yaşayan, çok katmanlı bir organizma olarak ele almaktı. Spor, konaklama, yönetim ve kamusal kullanımların bir arada düşünülmesi, bu yapının sürekliliğini ve kentle kurduğu ilişkiyi güçlendiren temel karar oldu. “Bütüncül ekosistem” fikri, programların yan yana dizilmesinden ziyade; birbirini besleyen, ancak gerektiğinde bağımsız çalışabilen mekânsal ilişkiler kurmak üzerinden gelişti. Bu sayede yapı, yalnızca müsabaka anlarında değil; antrenman, konaklama, organizasyon ve gündelik kullanım senaryolarında da aktif kalabiliyor.

Özge Durmaz: Arsanın düzensiz beşgen formu ve sınırlı ölçekte olması, mekânsal organizasyonu doğrudan etkileyen önemli bir veri. Soyunma odalarının, sağlık birimlerinin ve antrenman salonlarının merkezde konumlandığı bu akışkan kurgu, işletme ve günlük kullanım açısından size nasıl avantajlar sağladı?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Arsanın düzensiz geometrisi ve sınırlı boyutları, baştan itibaren bizi kompakt ve verimli bir organizasyon geliştirmeye yönlendirdi. Bu nedenle soyunma odaları, sağlık birimleri ve antrenman alanlarını merkeze alarak; çevresinde dolaşımın ve farklı programların örüldüğü bir çekirdek kurgu geliştirdik. Bu karar, işletme açısından önemli avantajlar sağladı. Sporcu ve servis alanları arasındaki mesafeler kısaldı, kontrol ve güvenlik daha kolay hale geldi, günlük kullanımda gereksiz dolaşım yükleri ortadan kalktı. Aynı zamanda bu merkezî kurgu, farklı kullanıcı gruplarının kesişmeden ama eş zamanlı çalışabilmesine olanak tanıdı.

Bizim için kritik olan, bu ayrışmayı katı ve kapalı sistemlerle değil; okunaklı, sezgisel ve akışkan bir mekânsal dil üzerinden çözmekti

Özge Durmaz: Yapının, çok sayıda kullanıcı grubunun (sporcu, seyirci, VIP, basın, yönetim, konaklama birimi) birbirine karışmadan dolaşım sağlayabildiği karmaşık bir organizasyona sahip olduğu görülüyor. Bu ayrışmış ancak eş zamanlı olarak işleyen dolaşım sistemleri, tasarım ofisi olarak sizin için ne ölçüde kritik bir tasarım kriteriydi?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Bu proje için dolaşım, mimari tasarımın ikincil bir sonucu değil, ana kurucu bileşenlerinden biriydi. Çok sayıda kullanıcı grubunun aynı yapı içinde bulunması, yalnızca mekânsal değil; operasyonel ve güvenlik açısından da net bir ayrışma gerektiriyordu. Bizim için kritik olan, bu ayrışmayı katı ve kapalı sistemlerle değil; okunaklı, sezgisel ve akışkan bir mekânsal dil üzerinden çözmekti. Böylece yapı, ilk kez gelen bir kullanıcı için bile karmaşık hissettirmeyen; doğal yönlenmelerle çalışan bir organizasyona kavuştu. Ayrışmış dolaşım sistemleri, yapının sorunsuz işlemesini sağlayan görünmez bir altyapı olarak çalışıyor.

Özge Durmaz: Parametrik olarak geliştirilen cephe sistemi, yalnızca güçlü bir mimari ifade değil; aynı zamanda enerji performansı, gün ışığı kontrolü ve iç mekân konforunu yöneten bir çevresel filtre olarak çalışıyor. Tasarım ofisi olarak, bu düzeyde ileri tasarım ve mühendislik entegrasyonu gerektiren çözümlere yaklaşımınız nasıldı?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Cepheyi, yalnızca estetik bir yüzey olarak değil; yapının iklimle kurduğu ilişkinin aktif bir arayüzü olarak ele aldık. Parametrik cephe sistemi, güneş kontrolü, gün ışığı dağılımı ve iç mekân konforu gibi verilerle eş zamanlı çalışacak şekilde geliştirildi. Bu tür çözümlerde bizim yaklaşımımız, tasarım ve mühendisliği birbirinden ayırmak yerine; sürecin erken aşamalarından itibaren birlikte düşünmek oldu. Sayısal veriler, performans analizleri ve mimari ifade aynı tasarım masasında buluştu. Böylece cephe, teknik bir zorunluluk değil; mimari dilin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Operasyonel esneklik, burada bir “ekstra özellik” değil; yapının uzun ömürlü olmasını sağlayan anahtar bir tasarım kriteri olarak ele alındı

Özge Durmaz: Salonun, voleybol için optimize edilmiş bir atmosfer sunarken; geri çekilebilir tribünler ve ayarlanabilir akustik sistemler sayesinde farklı etkinliklere hızla uyarlanabilmesi dikkat çekiyor. Uzun vadeli kullanım senaryoları ve operasyonel esneklik, tasarım kararlarınızda nasıl bir rol oynadı?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Bu yapının yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, gelecekteki farklı kullanım senaryolarına da cevap verebilmesi bizim için temel bir hedefti. Spor yapılarının en büyük risklerinden biri, tek bir programa bağımlı kalmalarıdır. Bu nedenle geri çekilebilir tribünler, esnek sahneleme olanakları ve ayarlanabilir akustik sistemler; mimari kurgunun başından itibaren tasarımın parçası oldu. Operasyonel esneklik, burada bir “ekstra özellik” değil; yapının uzun ömürlü olmasını sağlayan anahtar bir tasarım kriteri olarak ele alındı.

Özge Durmaz: Yapının tamamında fotovoltaik çatı sistemi, EPD (Çevresel Ürün Beyanı) kriterlerine uygun malzeme seçimi ve LEED sertifikasyon hedefleri gözetilmiş. Yazgan Tasarım Mimarlık olarak sürdürülebilirlik vizyonunuz, bu projede mimari kararların hangi aşamalarında belirleyici oldu?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Sürdürülebilirlik, bu projede sonradan eklenen bir performans hedefi değil; tasarımın başlangıç parametrelerinden biri olarak ele alındı. Yapının kütle yerleşimi, cephe açıklıkları, gün ışığı kullanımı ve enerji tüketimi; erken tasarım aşamasında bu hedeflerle birlikte şekillendi. Fotovoltaik sistemler ve EPD kriterlerine uygun malzeme seçimi, bu bütüncül yaklaşımın doğal uzantıları oldu. LEED hedefleri ise yalnızca bir sertifikasyon süreci olarak değil; mimari kararların tutarlılığını test eden bir çerçeve olarak ele alındı.

Benzer ölçekli projeler üretmek isteyen mimarlara en önemli tavsiyemiz; tasarımı yalnızca bugünün programına değil, yapının tüm yaşam döngüsüne göre kurgulamaları olur

Özge Durmaz: Arkitera İşveren Ödülleri kapsamında Özel Sektör Kategorisi’nde ödüllendirilmek, sizin için ne ifade ediyor? Bu ödülün, mimarlık ofislerinin mimari kalite, uzun vadeli düşünme ve kamusal etki konularında üstlenebileceği role dair nasıl bir farkındalık yaratmasını umuyorsunuz? Benzer ölçekli tasarımlar yapmayı düşünen tasarımcılara/mimarlara ne tavsiye edersiniz?

Begüm Yazgan & Kerem Yazgan: Bu ödül, yalnızca bir mimari projenin değil; işveren–mimar iş birliğinin niteliğinin de takdir edilmesi açısından çok kıymetli. Özel sektör projelerinde uzun vadeli düşünmenin, mimari kaliteyi öncelemenin ve kamusal etkiyi gözetmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Bizim beklentimiz, bu tür ödüllerin mimarlık ofislerini yalnızca “hızlı ve ekonomik çözümler” üretmeye değil; sorumluluk alan, düşünen ve geleceği hesaba katan projeler geliştirmeye teşvik etmesi. Benzer ölçekli projeler üretmek isteyen mimarlara en önemli tavsiyemiz; tasarımı yalnızca bugünün programına değil, yapının tüm yaşam döngüsüne göre kurgulamaları olur.

Eczacıbaşı Spor Salonu

Etiketler

Bir yanıt yazın