Mimarlığı Yaşayan Bir Varlık Haline Nasıl Getirebiliriz?

Hisseden mimari ve kentlere dair kısa kısa...

Bu yıl ARKIMEET’in özel konuşmacılarından biri Senseable City projesi yürütücülerinden mimar Carlo Ratti’ydi. Kenti ve mimariyi yaşayan bir varlık olarak kurgulamak için araçsal nesneleri araştıran, tasarlayan Senseable LAB ekibi, bugüne kadar farklı kentlerde pek çok projeye imza attı. Oldukça enerjik bir sunumla etkinliğin açılışını yapan proje yürütücüsü Carlo Ratti, bu müthiş enerjisini söyleşiye de yansıttı. Senseable City nedir, ne değildir diye soracak olursanız bu kısa söyleşiye göz atmanızı tavsiye ederiz.

Arkitera: Senseable City’den ne anlamalıyız?

Carlo Ratti: Senseable City’den kastımız akıllı kentler değil. Akıllı kentler daha çok teknolojiye vurgu yapar. Bize göre Senseable City ise teknoloji değil, insanlar üzerine kuruludur ve bu şekilde insanların sorunlarına daha iyi çözümler üretilebileceğini düşünüyoruz.

Senseable City bize neler sunabilir ve nasıl?

Senseable City fikri kentlere, insan ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verme şansı sunabilir ve kentin insanlar ile daha etkin ve dinamik bir ilişki kurmasında aracı rolü üstlenebilir diye düşünüyorum. Tıpkı bugün mimarinin algıladığını ve yanıt verdiğini söylememiz gibi.

Mimari pozisyonunuzu nasıl tanımlarsınız?

Benim pozisyonum daha çok ortaklıklarla ilgili. Çünkü bence bir üretim stili, pozisyondan çok üretim sürecinde kurulacak ortaklıklar artık çok daha önem taşıyor. Bu fikir de gelecek yıl yayınlanacak Open Source Architect isimli kitapta yer alacak.

Gelecek nesiller mimarlığa neler kazandıracak sizce?

Mimaride oldukça heyecan verici gelişmeler oluyor. İnsanlar hissetme, algılayıcılar, yapılarda elektronik sistemler gibi pek çok şeyle ilgileniyor. Bence geleceğin konuları bunlar. Yani “mimarlığı yaşayan bir varlık haline nasıl getirebiliriz?” sorusu çok önemli.

2 yorum

  • mert-ekinMert Ekin says:

    Dünyanın en büyük firması Apple’ın cam kutusunu -sonradan- getirip meydanın ortasına gömmesini de nasıl okumak lazım acaba bu kapsam içinde? Pek güzel bir yazı, teşekkürler…

  • leyla-saricaLeyla Sarıca says:

    Ne zaman karşıya geçsem içimi sızlatan, yakan bir canavara benzettiğim bu yapıyı çok güzel resmetmişsiniz. Dış mahalleri bitirip, canım boğazı da yiyip bitiren bu mekanizma ne zaman iflas eder?Zamanında bir gazeteci’ ‘İstanbul Türklere bırakılamayacak kadar güzel bir şehir” dediği için kızmış hayıflanmıştım. Doğru muymuş acaba? Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir