Türkiye’nin En İyi Modern Camileri

Yakında bir cami yarışması teslimi varken, konu güncelliğini koruyor ve camiler hakkında yazmaya devam ediyoruz.

Yine yorumlarda “sen jüri misin?”, “jüriyi etkilemeye mi çalışıyorsun” filan gibi serzenişler gelebilir. Kısaca yanıt vermek gerekirse, jüri bu tür yazılardan etkilenecek kadar kolay fikir değiştiriyorsa bence o yarışmaya girmeyin. Merak etmeyiniz etkilenmez.

Ayrıca yazının içeriği önemlidir, camiye şuradan girin, minareyi şöyle edin, yükseklik şunu geçmesin gibi keskin laflar olmadığı sürece her fikir beyan edilebilir. Zaten yarışmalardan önce halka açık kolokyumların yapılması hoş bir durumdur. Yarışmadan önce fikir teatisi yapmanın genel sürece faydalı olduğunu bilmelisiniz.

Hatta şaret denilen aktiviteler çok faydalıdır. Tasarım şareti (charrette), yoğun bir tasarım veya planlama aktivitesidir. Bir grup tasarımcının bir tasarım problemine çözüm önerdiği ortak çalışma oturumlarıdır. Teslim öncesi tüm katılımcılar toplanır tartışırlar ve hatta yarışmanın jürisi de buna katılabilir. Genelde sonuçlar bu sayede çok iyi çıkar.

Biraz vikipedi bilgisiyle süsleyelim konuyu. Charrette kelimesi Fransızca “cart” veya “chariot”tan gelir. Tasarım ve planlama anlamında kullanımı, 19. yüzyılda, Paris’teki École des Beaux-Arts’ta ortaya çıkmıştır. Dönem sonunda öğrenciler o kadar hırslı çalışıyorlar ki, projelerin son rötuşlarını teslime giderken arabada beraberce yapıyorlar. Paul Cézanne “charrette gecesi” isimli sahneyi resmetmiş. Bu çalışmasında Émile Zola, ile olan dostluğunu da anlatır ayrıca. Terim, son teslim tarihine kadar çalışmakla birlikte mevcut tasarım yöntemlerinden biri için kullanıma dönüşmüştür. O yüzden belki bu ülkede camiler için şaret de düzenlenir ve biz de o günleri görürüz inşallah.

Evet, bu yönetmeliğe uygun bir yarışmadır, şaret değildir, biliyoruz.  Fakat izin verin de camiler gündem olmuşken birkaç satır bir şey yazabilelim. Ayrıca yarışmaya katılmayacağımı, katılan ekiplere danışmanlık vermediğimi ve samimi şekilde birkaç soru soran, tanımadığım kimseler dışında yarışmayla hiç ilgilenmediğimi, jüriyi etkileme gibi amacım ve ayrıca “gücüm, yetkim” olmadığını biliniz. Bir rahat olunuz önceki yazıda çoğunlukla ironi yaptığımız halde rahatsız olundu. Bu zaruri açıklama sonrası konuya geri dönelim.

Rutin kitap siparişi verirken yanlışlıkla camilerle ilgili bir kitaptan 3 tane almışım. Fatura tutarını da kontrol etmeden onay vermişim kitaplar gelince, aldığım yere iade edebilecekken, iki adedini tüvidırda takipçilerime çekilişle vermeyi akıl ettim. Çok bir şey istemiyordum sadece 1900 sonrası yapılmış (restorasyon sayılmıyor) en beğendiğiniz beş adet cami yazmaları yeterliydi. Sabırla her gelen cevabı (bazen dört adet geliyor, bazen 1900 öncesi cami örnekleniyor kabul ettim çoğunu) bir çekiliş numarası verdim. Birkaç gün sonra çekilişin biteceği konusunda da uyardım. 

Güzel yanıtlar aldım. 116 kişi iltifat etti ilgilendi cevap verdi. 1 Şubat 2019’da Çekiliş yapıldı. 116 kişiden, 97 nolu katılımcı @HCanguloglu ve 76 nolu katılımcı @demiryusufa kazandılar. Hediyelerini gönderdim, ulaştığına emin oldum.

Cevapları bilgisayara saydırdım. İşte çıkan sonuç.

1-     Sancaklar Camii, EAA Mimarlık (68 oy)

2-     TBMM Camii, Çinici Mimarlık (58 oy)

3-     Marmara Üniversitesi İlahiyat Camii, Hassa Mimarlık (55 oy)

4-     Şakirin Camii, Hüsrev Tayla (40 oy) (*)

5-     Kınalıada Camii, Başar Acarlı ve Turhan Uyaroğlu (31 oy)

Tabii ki 11.500 takipçili bir hesabı kim ne kadar takip etmiştir, herkes bununla ilgili midir? Tabii ki bu anket çok geniş katılımlı ve uzmanlardan oluşan bir seçim sonucu vermemektedir. Bilimsel değildir. Olsundur, varsındır, planlanmamış doğaçlama yapılmış basit bir anketle ortamın genel fikri edinilmiştir.

Anket sonrası benim fikrim soruldu. Ben de zamanı gelince bir yazı yazacağım diye söz vermiştim. Benim listem şöyle

1-     Derinkuyu Park Camii, Hakkı Atamulu

2-     Karaköy Camii, Raimondo D’aranco

3-     TBMM Camii, Çinici Mimarlık

4-     Şeyh Abdurrahman Erzincani Camii, Malatya Darende, Şerif Ali Akkurt

5-     Kınalıada Camii, Başar Acarlı ve Turhan Uyaroğlu

Şimdi sebeplerine şöyle genişçe bir bakalım.

1- Derinkuyu Park Camii, Heykeltıraş Hakkı Atamulu (Bitişi:1989)

Nevşehir’deki Derinkuyu Park Camii bence Türkiye’deki en iyi modern camidir. Evet, o kadar kesin konuşuyorum çünkü o kadar eminim.

Caminin müellifinden yani Hakkı Atamulu’ndan bahsetmek gerek. 1912 yılında Derinkuyu’da doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi’nde Mahir Tomruk ve Belling’in öğrencisi oldu (1934-1938). Almanya’ya giderek Frankfurt ve Berlin’de bir süre Garbo ve Arnobrekker ile çalıştı. II.Dünya Savaşı çıkınca yurda döndü. Malatya’da Nijad Sirel’le birlikte bir Atatürk, bir de İnönü heykeli yaptı (1946). 1951’de de tasarımını Yavuz Görey’in çizdiği İstanbul Üniversitesi önündeki üçlü gurubu yaptı. 1960’da Nevşehir’in Derinkuyu İlçesi’ne yerleşti, belediye başkanı seçildi ve Derinkuyu’yu bir “heykelli kent” durumuna getirmeye çalıştı. 1972’de belediye başkanlığını da bırakarak, kendini tümüyle heykel çalışmalarına verdi. (Bilgiler Derinkuyu ilçesi hakkındaki sitelerden toplanmıştır)


Yanmış sadece kaportası kalmış bir otomobilin duvarları dışında durduğu oldukça iyi bir fotoğraf. Müellifini bulamadım, özür dilerim. Ancak şu caminin duruşuna bakınız…

Peki neden benim için en iyi camidir?

Hakkı Atamulu dünyaca ünlü bir heykeltıraş olabilecek birisi, savaştan kaçıp ülkesine dönüyor. 1960’larda kendi doğduğu kasabaya biraz da zorla belediye başkanı oluyor. İki dönem. Bu iki dönemde de nedendir bilinmez görevini yarıda bırakıyor, belediyeden maaş almıyor. Öyle bir park yapıyor ki şimdi bile bir örneğini zor bulursunuz.

Camideki hüznü size anlatamam. Her gittiğimde bomboş, kapısı açık, içine girdiğinizde ilerledikçe yükselen tavanı aynı şekilde genişleyen mekân oldukça farklı bir etki yaratıyor. Camide misiniz, yoksa böyle farklı bir ruhani mekânda mı anlamıyorsunuz. Beni bu yönüyle ve cesaretiyle olumlu yönde etkiler.

Bu cami bir mimari öğe olmaktan öte bir heykel bana sorarsanız. Derinkuyu’nun şimdiki belediye başkanlarından biri camiyi Moskova’daki uzay müzesinden esinlendiğini iddia ediyor. Ancak tahminimize göre bir turistin benzetmesi olsa gerek. Moskova’daki uzaya yükselen bir amaç için yapılmışken, Hakkı Atamulu bunu minare olarak tasarlamış.

Oldukça bakımsız, çok tutulan bir cami değil kasabadaki diğer camilere daha çok gidiliyor. İçinde PVC doğramadan bir bölüm yapılmış. Belli ki Hakkı Atamulu bu camiyi de kasabasından öte bir zariflikle yapmış.

Torunları bir belgeselde, Hakkı dedelerinden “bu” diye bahsediyorlar. Herhalde nazik konuşmayı ya da mülakat vermeyi bilmiyorlar yani onu anlayamadıkları her hallerinden belli.

Belgeselin bir parçasının linki: https://www.youtube.com/watch?v=0RVU5lqg6uA

Orijinalini bulamadım.

Bakın şu anda Erciyes Üniversitesi Galerisinde bulunan eserlerine.


Üçüncü heykelin ismi “Dünya ve kainat” 

2-     Karaköy Camii (Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii), Raimondo D’aranco (1903)

Çokgen planlı, özel pencereli, kutu gibi özel minareli bir cami. Yanındaki değerli bina yıkılmış o da yıkılmayı bekliyor. Sonra yanındaki Ziraat Bankası (Eski Avusturya Bankası binası) yıkılacak sözde. Ancak ona güç yetmiyor yıkmaya demek ki. Fotoğrafın müellifi bilinmiyor.

Çok hazin bir öyküsü var. Siyasi baskılar sonucu “tarihi değeri yoktur” belgesi alınan ve acele yıkılan bir camidir. Afife Batur şöyle der:

“Karaköy Cami, gerçekten mücevher gibi bir camiydi. O sırada Avrupa’da ‘art nouveau’ diye bir akım vardı. Modern akımların öncüsü olan bir akımdı bu. Türkiye’de D’Aranco aracılığıyla gelmiş ve farklı bir forma, İstanbul’a özgü bir biçime bürünmüştü. Çünkü, Avrupalı mimarlar bu formu hiçbir zaman bir camiye veya türbeye uygulama imkânına sahip değildi. D’Aranco bunu yapmıştı ve Karaköy Camii, akımın Türkiye’deki en yetkin örneklerinden birisiydi.”

Peki neden bu cami listeye giriyor? Fatih Sultan Mehmet zamanında burada bir tekke yer alması, 17 yüzyılda onun yerine, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın bir mescit yaptırması 1893’te İstanbul’a gelen ve 1909’a kadar sarayın başmimari İtalyan Mimar Raimondo D’Aranco’dan 1903’te, Sultan II. Abdülhamid’in emriyle, 20. asır başlarında moda olan ArtNuvo akımına uygun bir cami yapması değil.

Mücevher gibi caminin Müslüman olmayan birine yaptırılması ve bu kadar özel olması, sonra alelacele ve gereksiz yere yıktırılması, tüm parçalarının o aceleyle olduğu kadarıyla işaretlenmesi, (değersiz bulunduğu için rölövesi bile alınmamış) Kınalıada’da cami yok diye oraya kurulacak olması ve taşınırken mermer parçalarının, taşındığı mavnadan kayarak Marmara’ya düşmesi (Evet, içinde cami parçaları olan kutsal bir iç denizimiz var) de değil.

Çok farklı özellikler ama bunların hiçbiri değil. Gerçekten caminin güzel olması listeye girmesi için yeterli. Kendi zamanına göre de şimdi de özel bir İstanbul parçası olması. Mimar Sinan’ın Şemsi Paşa Camii’ne benzeyen şekilde biblo gibi parıldaması. Elimizdeki birkaç eski fotoğraftan incelediğimiz kadarıyla 1900’den sonra yapılmış ilk özel camimiz olması.

Ha bir de Abdühamit’i yerli yersiz öven muhafazakâr kesimin, onun bir gayrimüslime İstanbul’un en önemli yerinde cami yaptırmasını örnek alamamaları unutmayalım. Şimdi olsa kıyamet kopar.

Karaköy’de Ziraat Bankası binasının arkasında içinde iki üç ağacın olduğu garip beton kilit taşıyla kaplı bir yükselti var. Durağın arkasında bir garip işe yaramayan boşluk olarak kalıyor. Fotoğraf GoogleMaps içinden alınmıştır.

3- TBMM Camii, Çinici Mimarlık, (1999)

TBMM kompleksi içinde ondan ayrılan ama bir topoğrafyada eritilmiş, minaresi balkon ve bir ağaç ile sembolize edilmiş gerçekten en iyi binalardan biri.

İçinde gezmekten mutluluk duyulacak kadar eşsiz bir tatlı havası var ve tabii hayranlıkla izliyoruz. Şimdilerde garip bir “nefret” ile yıkılması için can atılan bu cami siyasi olaylardan öte düşünülmesi gereken bazı özellikler içeriyor.


Avlusu, arka eklentisi ve kavak ağacı ile 1995 yılı Ağa Han Mimarlık Ödülü sahibidir. (Fotoğraf Çinici Mimarlık Sitesinden alınmıştır)

Türkiye’nin en iyi camilerinden saydığım TBMM Camii’nin yıkılmasını engellemek için ne yapılabilir bilmiyorum. Fakat siyasi görüşünüz ve dini itikatınız ne olursa olsun bu binayı korumak için çaba sarf etmeyi siyaset üstünde görmenizi istirham ederim.

Kesit ve kavak.

4- Şeyh Abdurrahman Erzincani Camii, Malatya Darende, Şerif Ali Akkurt (Başlangıç 1963)


Kayseri Malatya Yolu üzerinde bulunan cami, yan binaları arkasındaki yeşillik ve dinamik yapısı ve tabii çok hoş minaresiyle göz dolduruyor. Foto Google Maps uygulamasından alınmıştır. Foto: Waddah

İstanbul’un fethi öncesi yaşamış, önemli bir İslam alimi olduğu söylenen ve kızının Somuncu Baba ile evlendiği bilinen şeyh için yapılmış camidir. Çatı formu kubbesiz çinko kaplıdır. Dağınık yapısı ve genel hali ile dinamik bir görüntü sergiler.


Arka bahçeden minare detayı. Foto: Waddah

Kendine has minaresiyle oldukça özel bir camidir. Listeye girmeyi hak eder.

5- Kınalıada Camii, Başar Acarlı ve Turhan Uyaroğlu (1964)

Bazen listeden düşüp onun yerine başka cami girdiği, sonra yeniden yukarı çıkıp listeye girdiğini bilirim. Bana özel bir liste olduğundan ilk beş mimari görüşüm değiştikçe ve modern camiler yapıldıkça farklılaşabilir. Karaköy’deki caminin sözde sökülüp buraya kurulaması gündemdeyken parçalarının Marmara Denizini boylaması sonucu sadece iki parçası bu camide kullanılmış. Biri avluda sergileniyor biri de gövdede.

Bu camiyi önemli kılan, Adada denize bu kadar yakın olup sert ve keskin hatlarla yerleşimi, kubbe yerine seçilen alınlıklar ve bunun gibi ince detaylardır.

Minaresinin hali ve şerefesi de tam bir ufacık tefecik ada camisi olduğunu gösterir.


Çok uygun bir tabelası olmasa bile haliyle özel bir yapı olduğunu gösteriyor. Foto: E.Adalı

LİSTEYE GİRMEYENLER

Şimdi efendim “Senin liste eksik, şu camiyi nasıl unutursun” demeyiniz. Bu bir halk oylamasıydı ve Beştepe Camii, Çamlıca Camii ve hatta Taksim’deki Game Of Thrones seti tadındaki camiyi listesine alanlar oldu. Herkes özgürdür. Eh ben de özgür olabilirim, “Niye şu var da bu yok” bana da denmez. Yine de giremeyenleri aklımdan geçenleri sıralamak isterim.

Emre Arolat’ın Sancaklar Camisi ile bir alıp veremediğim yok. Keza zamanında o cami hakkında bir söyleşide yer almış ve gazeteye tam sayfa eleştiri yazısı yazmıştım. Olumlu eleştirilerdi. EAA’dan biri bizim tasarımımız neden listende yok demez. Herkesin listesi kendisi için özeldir.

Hassa Mimarlık’ın İlahiyat Camisini iyi bulurum ama Müellifinin ebced hesabı, arşın marşın ölçü takıntısını anlayamam hala. Gereği yok ki.

Turgut Cansever’in Antalya Karakaş Camii benim ilk beşime giremiyor. Bunu da fanatikçe savunmamak lazım.

Ki Hüsrev Tayla’nın Kocatepe Camii de var ve Şakirin Camii var. Bu ikisini ister istemez potada karıştırıyorum, Şakirin de listeye giremiyor.

Cengiz Bektaş’ın Etimesgut Camii’ni de beğenirim ama listeye giremedi. Ne yapalım on maddelik liste olsa muhakkak girerdi.

Vedat Dolakay’ın Faysal Camii, İslamabad’da Türkiye’de değil, o yüzden listeye dahil değil. Kocatepe’de yarışma sonrasında kazandığı gibi projesi yapılabilse kesin listeye girerdi.

Mutlu Çilingiroğlu’nun Refiye Soyak Camii de iyidir.

Mogan Camisi, ARTI Tasarım Uygulama’nın (Hilmi Güner ve Hüseyin Bütüner eski ortaklığı) eseridir ve adı geçmelidir.

Alaçatı Süreyya ve Muzaffer Baskıcı Camisi, Doğramacızade Camii ve Çelik Erengezgin’in Eyüp Yıldız Camii de dikkate değerdir.

Kısaca listemi çok dikkatli oluşturdum. Bazen listeye giren çıkanlar oldu ama yine de bir altlığının, çalışılmışlığın ve araştırmanın var olduğunu biliniz efendim.

Yarışmaya katılan katılmayan herkese iyi tasarlanmış camilerin olduğu bir hayat dilerim.

 

(*) Google arama moturuna “Şakirin Camii Mimarı” yazınca Zeynep Fadıllıoğlu çıkıyor. Kendisi yerli ve yabancı medyaya devamlı bir şekilde öyle servis edildiği için mi öyle çıkıyor vikipedi maddesi bilmiyoruz. İçeriği düzeltilmiş ama yine de bu pek etik değil.

Bana göre Şakirin Camii’nin tek elle tutulabilir iyi tarafı Sayın Hüsrev Tayla’nın oluşturduğu formdur. Caminin iç mimarisini hiç ama hiç beğenmiyorum. Hatta bence pek bir kötü. Cami kimsenin yemek takımının kenarda durduğu cafcaflı bir salonu değil. Nuruosmaniye de çok süslüdür ama süsün cinayet olduğunu kanıtlama konusunda Şakirin Camii’nin eline su dökemez.

Hatta hanımefendi Fransızlara verdiği mülakatta “Bir anıt, bir biçim oluşturmak yerine, daha fazla duygu getirmeye özen gösterdim, Tanrı’yla hatırlamayı ve cemaati teşvik etmenin nasıl bir his olduğunu hesaba katmaya başladım. Belki de camiyi daha “kadınsı” yapan şey budur.” Demişliği de vardır.

Camilerin kadınlar tarafından kullanılması gerektiğini söylediğimizde tüvidırda “selfi çeken karılara camiyi kapatanlardan Allah razı olsun” diyen mütedeyyinler de oluyor. Kendi görüşleridir, kendilerini ilgilendirir ama camilerin “kadınsı” kılınmasından önce Müslüman kadınların usulünce ve erkeklerin artığıymış gibi değil de kendilerine sağlanmış imkanlarla ibadet edebilmelerine en azından yeni cami tasarımında dikkat edilse ne güzel olur.

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir