Dosya: Mimari ve Tasarımda Gelecek

Mimarlık kültürü içerisinde dijital mimarlığın kendi nişinde var olmaya devam edeceğini ön görmek zor değil, fakat bir süredir hakim konumunu yeni fikirlere bırakmaya başladığını görüyoruz.

Mimarlığın geleceğinden bahsederken ilk ele almamız gereken konu mimarlığın nihai bir hedefi, ulaşmaya çalıştığı bir amacı yani bir telosu olup olmadığı. Bundan bir asır önce ütopyacı ve modernist avant-garde tarihsel ilerlemeci bir anlayışla, mutlak ideallere dayalı, büyük söylemler ortaya atmıştı. Mimarlık toplumu ve dünyayı değiştirme hedefinde başarısız olurken 20. Yüzyılın ilk yarısında insanlık büyük söylemlerin ve ideolojilerin ne kadar yıkıcı olabileceğine tanıklık etti.

Postmodernizm rasyonel aklın büyük projelerine bir tepki olarak ortaya çıktı. Dijital tasarım ise 90’ların başlarında postmodernizmin ve dekonstrüksyonun eleştirel dünyasının yorgun düşmüş tarihselci ve parçalı formlarına karşı mimarlığa yeni bir yön vermeyi hedefliyordu. Yakın bir zamana kadar dijital tasarım ve üretim teknolojileri hakim mimarlık tartışmasının önemli bir parçasını oluşturuyordu. Gilles Deleuze’un smooth space, folding ve abstract machines kavramları dijital teknolojilerin mümkün kıldığı eğrisel formların teorik altyapısını oluşturdu. Bu dönemde dijital mimarlığın en önemli figürlerinden Greg Lynn mimarlık tartışmasının her zaman teknolojinin önünde geldiğini özellikle vurguladı. Yani teknolojinin kendi başına mimarlığa yön vermesi mümkün değildi, teknoloji mimarlığın kendi disipliner tarihi ve gündemindeki meseleleriyle ilgilli tartışmasının ancak bir aracı olabilirdi.

Berlin duvarının yıkılıp, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, tarihin son bulduğunun ilan edildiği bir dönemde ortaya çıkan dijital tasarımın da artık değişen dünya karşısında yorgun düştüğünü söyleyebiliriz. Mimarlık kültürü içerisinde dijital mimarlığın kendi nişinde varolmaya devam edeceğini ön görmek zor değil, fakat bir süredir hakim konumunu yeni fikirlere bırakmaya başladığını görüyoruz.

Dijital mimarlığın ilk zamanlarında yazılım ve donanım herkesin erişebildiği şeyler değilken bugün milyarlarca insan teknolojinin son olanaklarından faydalanabiliyor. Bu bakımdan dijital üretim sınırlı bir avante-gard’ın deney alanı olmaktan çıktı. Post-digital olarak adlandırılan yeni bir akımın öncüleri hayatımızın her alanına nüfuz etmiş olan teknolojinin, photoshop filtreleri, 3d model kütüphaneleri ve google imajları ve benzerlerinin dünya çapında kültürü nasıl şekillendirdiğinin, en sofistikte teknolojiler, örneğin yapay zekanın kontrol ettiği robotlar kadar önemli ve üzerinde durulması gereken şeyler olduğunu söylüyorlar.

Büyük veritabanlarını kullanarak kendini geliştiren yapay zekanın dijital tasarımın ikinci çağını belirleyeceği de güncel tartışmalar arasında. Bu, yaklaşık 30 yıllık başdöndüren bir deneyler çağından sonra yapay zeka ile üretilen mimarlık yeni bir formel egzersiz olmaktan öteye geçebilecek mi sorusunu beraberinde getiriyor. Öte yandan “Data drives all we do” mottosuyla iş yapan Cambridge Analytica’nın merkezinde olduğu seçim skandalları (Şirketin sahiplerinden Robert Mercer yapay zekanın gelişimindeki öncü rolü ve şahin politik görüşleriyle tanınıyor), yapay zekanın organize ettiği depolarda çalıştıkları mekanlara yabancılaşan, şirket her geçen gün büyürken kendileri çok zor koşullarda yaşayan Amazon çalışanlarının durumu, 24 saat içinde bir nefret suçu makinasına dönüşen Microsoft’un ‘akıllı’ chatbot’u teknolojinin iyi olduğu kadar üzerinde iki kere düşünmemiz gereken yönleri olduğunu da düşündürüyor. Büyük veritabanlarını analiz ederek akıllanan yapay zeka bizlere sadece bir ayna tutuyor. Bu yüzden personel alımında kullanılan yapay zeka daha önce başarılı olmuş çalışanlardan yola çıkarak sadece iyi ailelerden gelen beyaz erkekleri öneriyor.

Teknolojinin hayatımıza getirdiği yeniliklerin iyi ve kötü etkilerinin yanında dünya bambaşka sorunlarla boğuşuyor. Politik spektrumun her ucundan popülizm dünya çapında demokrasileri tehdit ederken, gelir eşitsizliği çok ciddi boyutlara ulaşmış bulunuyor. Doğanın dengesi alt üst olmuş durumda. Timotheus Vermeulen ve Robin van den Akker tüm bu sorunlar karşısında postmodern ironi ve modernist ütopyacılık ve akılcılık arasında gidip gelen metamodernist bir ruh halinin ortaya çıktığını ve edebiyattan sanata kendini göstermeye başladığını söylüyorlar.

Bir yandan, estetik, speculative realism’in bir kolu olan object oriented ontology ile mimarlığı da kapsayan bir kültürel üretimin kuramsal altyapısını oluşturmaya başladı. Üniversitelerden kalem kutularına, donanmalardan çekirgelere kadar herşeyin obje olarak tanımlandığı bu düşünce okuluna göre hiçbir şey ne parçalarına indirgeyerek ne de parçası oldukları bir ilişkiler ağı ile açıklanamaz. Graham Harman’a göre sanat hiçbir zaman tam olarak tam olarak çözümleyemeyeceğimiz objeleri anlama konusunda felsefeye yol gösterebilir.

Mimari tasarımın geleceği hakkında söylenebilecek herşey ister istemez spekülatif olmak zorunda. Bugünü anlamak bile başlı başına bir mesele. Kesin olarak söylenebilecek birşey varsa o da dünyanın ve mimarlık düşüncesinin büyük bir değişime girdiği, bir kere daha…

Editörün notu: “Mimari ve Tasarımda Gelecek” dosyası Heval Zeliha Yüksel’in editörlüğünde hazırlanmıştır. Dosya dahilindeki makaleler ilk olarak İstanbul Art News’te yayına alınmıştır.

Bir cevap yazın