Sürdürülebilirlik için Şimdiki Trend Diyebilirim

9 Mart'ta İstanbul Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde açılan "New Trends of Architecture in Europe and Asia-Pacific" Sergisi'ne katılan Portekizli mimar Bernardo Rodrigues ile sergi ve mimarlık hakkında kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Selin Biçer: Türk mimarlığı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’ye gelmeden önce Türk mimarlığını takip ediyor muydunuz?

Bernardo Rodrigues: Özellikle İstanbul ve buradaki Türk kültürü hakkında çok şey duydum. Uzun zamandır buraya gelmeyi çok istiyordum. Davet alınca çok mutlu oldum hatta gördüğünüz gibi eşimi ve kızımı da getirdim. Eşim mimar ve kızım da çok güzel çizimler yapıyor. Önceden ben de çizimler yapardım. Topkapı Sarayı, Kapalıçarşı ve Sultanahmet civarında eskizler çizdim. Ben defterin bir tarafında çizerken, diğer tarafında da kızım eskizler yaptı, ortak bir eskiz defterimiz var.

SB: Sizce kızınızın da mimar olmaya eğilimi var mı? Onun da mimar olmasını ister miydiniz?

BR: Evet, tabii isterdim ama annesi pek istemiyor.

SB: Klasik Türk mimarisinden değil, daha çok günümüz mimarisinden bahsediyorum. Türk Mimarlığı hakkında bir fikriniz var mı? Veya Türkiye’den bildiğiniz mimarlar var mı?

BR: Han Tümertekin’i tanıyorum, Tokyo’da tanışmıştık. Projelerini gerçekten çok beğeniyorum. O’na, projeleriyle ilgili konuşma biçimi, yer ve malzeme kavramları hakkında hissiyatı, mimarlığın tüm araçlarına olan saygısı nedeniyle Portolu bir mimara benzediğini söyledim. Ayrıca her iki ülkenin kültürel ve coğrafik açıdan bazı benzerlikler gösterdiğini fark ettim. Türk Mimarlığı hakkında bazı projeleri dergilerden biliyorum ama her dergiyi takip etmem mümkün olmuyor doğrusu. Çünkü çok fazla çalışmamız gerekiyor ve gerçekten çok fazla yayın var. Aslında birkaç ay yanımda çalışan bir Türk vardı. Porto’da öğrenim görüyordu, daha sonra ofisimde çalışmaya başladı, hatta giderken bize Türk yemekleri bile yapmıştı.

SB: Bildiğiniz üzere serginin başlığı ” Mimarlıkta Yeni Trendler…” ile başlıyor. Sizce mimarlıkta bir trend var mıdır? Varsa, size göre mimarlıktaki yeni trendler nelerdir?

BR: Konuştuğumuz gibi, “trend” kelimesi sadece şu anda odaklandığımız şey demek. Sadece bir tek trend mi var bilmiyorum, belki sürdürülebilirlik için şimdiki trend diyebilirim. Sağduyu ile yaklaşırsak mimarların meyilli olduğu şeye trend diyebilirim. Han’ın da söylediği gibi, iyi mimarlar tabii ki bu konuyu da düşünmeliler. Ama genel konuşacak olursak, içinde yaşadığımız kültürel bulut, yani ortak kültür çok önemli. Eğer harcadığımız enerji, enerjiyi toplama ve yenileme konularının farkında değilsek, çok iyi bir mimar olsanız da, şu anda farkında olduğumuz şeyden haberdar olmayabilirsiniz. Ayrıca demografik, kentsel planlama ve insanların hareketleri soruları da tartışılmalı. İnsanların günümüzde gerçekleştirdiği yer değiştirme insanlık tarihinde doruğa çıkmış durumda. Dolayısıyla bunların tümünü beraber düşünmek çok önemli. Sonuçta esas trend bu olacak diye düşünüyorum. Bu, nasıl hep beraber olabileceğimize bağlı ki şu anda 6 milyar olduk ve bu sayı çok çok daha artabilir. Kaynaklarımız gittikçe azalıyor, dolayısıyla bence bu önemli bir değişim olmaktan daha da öte. Bu yumuşak bir değişim olarak adlandırılabilir, bir uslüp veya yeni malzeme sorusu değil, daha derin bir konu olabilir, çünkü sosyal ve kültürel bir şey. Yavaş bir düşünce ile değişmeliyiz ve en sonunda bu yavaş değişim tüm trendlere kapıyı açacak, tıpkı mimarlıkta sahip olduğumuz ve olacağımız tüm diller gibi. Öyle görünüyor ki enerjiyi, kentseli ve toplum refahını sürdürdükten sonra, binayı dillerle giydirebiliriz, dolayısıyla bu bir tür hayali Babil.

SB: Sizce, Asya-Pasifik mimarisi ile Avrupa mimarisi arasındaki benzerlikler ya da farklılıklar nelerdir? Yerel özelliklerden etkilenmişler midir, yoksa artık mimarlıkta küresel bir dil mi var?

BR: Aslında bununla ilgili konuştuk, hayali Babil veya Babil’i hayal etmek… Bu konsepti seviyorum. Biz daha çok enerji ve stres yüklüyüz, onlar ise daha yumuşak bir ses tonuna sahip, ifadeyle yüklü ve bunu yapılarının teknolojisinde de görmek mümkün.

SB: Mimarlık anlayışı artık değişiyor. Mimarlar farklı tasarım alanlarında çalışabiliyorlar. Bir mimar tasarımcı, eylemci ya da moda tasarımcısı olabiliyor. Siz kendinizi bu çok disiplinli ortamda nerede konumlandırıyorsunuz?

BR: Bu büyük bir çabayla ve pratikle gelecek bir şey bence. Her zaman böyle. İki gün önce Topkapı Sarayı’na gittim ve orada sadece binayı değil, binadaki tarihi değişimleri, kültürün geçişini ve bu belki başka bir konu ama sergilenen giysileri, takıları, mobilyayı görmek müthiş bir şeydi. Nereden gireceğinizi, haremin neresinden çıkacağınızı, ailenin kalacağı yeri… Her şeyi tasarlayabilirsiniz. Tüm bunları bir arada kullanarak bir bina yapabilirsiniz ve bu çok heyecan verici bir şey. Bizim bir deyişimiz vardır: “Kan ve taş sonsuza kadar kalacak olan şeylerdir” diye. Bence biz de bu mirastan bir şeyler öğrenmeliyiz. Aslında modern mimarlarda da bu bahsettiğim şey var. Mesela Alvar Aalto evin içinde olacak her şeyi, bütün mobilyaları tasarlar. Carlo Scarpa ve Porto’dan Alvaro Siza da öyledir. Bu aslında biraz da zor bir şey, çünkü günümüzde artık zamanlama farklı, çok hızlı tasarlamak zorundayız. Bu yeni demokraside imajlarımızı göstermemiz, yayınların birikmesi, her şey, hatta müşteri bile çok farklı. Topkapı’da bu düzeyde bir yaşam şimdikinden çok daha az sadece insanların yüzde birinin ulaşabileceği bir şeydi. Şimdi ise tasarımın demokrasisine sahibiz. Bu beraber yaşamamız gereken bir paradoks. Herkesin rahat bir şekilde ve belli bir uslüp ile yaşama hakkı olmalı. Cevabı toparlamak gerekirse, benim mimarlığı bu kadar öğrenmem, kendi dilimi oluşturmam biraz zaman aldı ve sonradan bazı insanlar bana elektrik anahtarlarını ve diğer şeyleri tasarlamam konusunda güvenmeye başladı. Benim de o algı çerçevesine dahil olmam biraz zaman aldı, ama şimdi bunu çok severek yapıyorum, her şeyi tasarlamak istiyorum.

SB: İstanbul’da gerçekleşen bu sergiye katılmanın sizin açınızdan önemi nedir?

BR: Mükemmel bir şey. Tokyo’ya gittim, olağanüstü insanlarla tanıştım, şimdi buradayım ve buraya gelmeyi gerçekten dört gözle bekliyordum. İşlerimi anlattım, başka mimarlarla fikir alışverişinde bulundum ve yaptıklarımı herkese ve müşterilere gösterme şansı yakaladım. Bildiğiniz gibi çok çalışmak mimarların ödediği bir bedel aslında ve pek çok şeyi feda etmeye de meyilli oluyoruz: kişisel yaşamımızı, ailemizi, bütçemizi… Ama seyahat, iş ve kültürü birleştirme şansına sahip olmak mükemmel bir şey. Dolayısıyla çok mutluyum.

SB: Çok teşekkür ederiz.

Etiketler

Bir cevap yazın