Dijital Devrim -Covid19 Eşiğinde- Mimarlık Söyleşileri: Farklı Mimarlık Okullarından Eğitmen Deneyimleri

11 Mart 2020 tarihinde, Dünya Sağlık Örgütü tarafından, 114 ülkede 118.000 vakanın tespiti sonucunda “pandemi” olarak ifade edilen Covid-19 ile birlikte “Hayat Eve Sığar” olgusu eşliğinde kendi sağlığımız ve başkalarının sağlığını korumak adına evlere kapandık.

Pandemi sürecinde dünyanın her yerinde sokağa ve her türlü seyahat yasakları, karantina psikolojisi, yaşlı bireylerin uzun süreli izolasyonu, zorunlu haller için dışarı çıkıldığında maske kullanılma zorunluluğu, medyadaki ölüm haberleri, hastalığın herkese bulaşma ihtimali, yavaşlayan yaşamın ekonomiye getirdiği olumsuzluklar, oldukça korkutucu ve moral bozucu bir tehdit oluşturdu. Bu evlere kapanma hali iletişim, alışveriş, sosyalleşme, sağlık hizmetleri, eğlence, ibadet, eğitim, üretim tüketim ilişkilerimizi değiştiren bir durum yarattı. Mart ayının başında üzerimizde belirsizliğin ve krizin baskısı o kadar fazlaydı ki herkes bir çeşit varoluş, bir çeşit sığınma refleksi ile birbiri ile ekran başında temasa geçmeye başladı. Bu geçiş ve kriz sürecini güzel yöneten oluşumlardan biri Türkiye’nin ilk mimarlık haber portalı olan Arkitera idi.

31 Mart 2020 de Emine Merdim Yılmaz’ın, “Uzaktan Eğitim ile ilgili ilk izlenimlerinizi bizler ile paylaşır mısınız?” sorusu ile Türkiye’nin her yerindeki mimarlık okullarındaki eğitmenlere ve mimarlık öğrencilerine uzaktan eğitim ile ilgili görüşlerini ifade etmeleri için bir çağrıda bulundu. Cevap veren akademisyen ve öğrencilerin yanıtlarını iki ayrı yazı halinde yayınladı. Arkitera ekibinin bu sistematik paylaşımı ilham verici oldu. Kanımca, tarihi bir süreç yaşamaktaydık ve bunları kayıt altına almamız, arşivlerimizde bulunması son derece anlamlı bir çabaydı. Tam o tarihlerde krizin baskısı ile akademisyen arkadaşlarım, dostlarım ve hocalarım ile ne yapacağımıza dair fikir alışverişinde bulunuyor ve kayıt altına alıyordum. Pandemi döneminde dijitalleşen ve “uzaklaşan” mimarlık eğitimi hakkında görüşlerini aldığım doktora danışmanım ve daima rehberliğine inandığım TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Tayyibe Nur Çağlar ile yaptığımız paylaşımı 22 Mayıs 2020 tarihinde adresinden Arkitera.com okuyucuları ile paylaştık. An itibarı ile ekranda “20.795 defa okundu” ifadesini görmekteyim. Bu etkileşimin biz mimarlık camiasını güçlü kıldığına inanmaktayım. Bu süreçte benim gibi pek çok meslektaşım benzer paylaşımlarla mimarlık iklimini beslediler. Arkitera tüm bu paylaşımları sorumluluk alarak bir dizi canlı yayın ile kamuoyu ile paylaşmaya devam etti.

Her alanda mevcut düzenin paradigmaları hızla değişti. Adeta dijital bir devrim yaşandı. Çok yorulduk. Hepimiz çok yorulduk. Durmak ihtiyacı doğdu. Durmak ve gözden geçirmek. Daha sakin ve daha dingin yeniden düşünme, varoluşçu sorgulamalar yapma, yaratıcı yıkımlar inşa etme kendi olağanlığı içinde gerçekleşti. Bu anlayışla uzun bir dijital inziva (dijital diyet) çıktım. Bu kavramlar literatürde henüz yaygın değil ama sanırım herkes neden bahsedildiğini anlıyor. Bu süreç sonunda Fark Yarat Mimari Tasarım Atölyesi adı altında Konya’da mimar ve akademisyen olarak 24 senedir görev yaptığım kuruma ve doğduğum kente karşı misyonumu tamamladığımı fark ederek “yeni başlangıçlara merhaba” kararı aldım. Taşınma, arşivlere göz atma, eleme, arınma bir süreç olarak yeni potansiyelleri ve yeni olmayan ama hala geçerli olanları kamuoyu ile paylaşmanın değerli olabileceği duygusunu oluşturdu. Çünkü biz mimarlık hocaları bütün yaz ve hala hiç durmadan uzaktan eğitim için kafa yormaya devam ettik ve ediyoruz. Mimarlık eğitimi için adanmış bir şekilde çalışan ve bu yolda uzun yol almış uzman hocalar ile yaptığımız görüşmelerden seçkilerim umulur ki faydalı olur.

Prof.Dr. Neslihan Dostoğlu, İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı olup, mimarlık bölümü eğitim kadrosunda yer alıyor. Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümünde uzun yıllar görev yapan hocamız Dünya ve Türkiye mimarlık ortamına, Bursa kentine, tasarım alanına ve öğrencilerine çalışmaları ile büyük değer kattı. Neslihan Dostoğlu’nun yurtiçinde ve yurtdışında yayımlanmış eserlerinin yanı sıra çeşitli mimari proje yarışmalarında kazandığı ödülleri bulunuyor. Eğitim, koruma, kent mekânı dışında kadın ve mekân üzerine de çalışmaları bulunan Dostoğlu, ICOMOS, DOCOMOMO, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu üyesi.

Prof.Dr. Dostoğlu, uzun yıllar idarecilik yapan bir akademisyen olarak mimarlık eğitimi ile ilgili konuları daima sıkı bir şekilde ve keyifle takip etmek durumunda kaldığını ifade ederek sözlerine başladı. İstanbul Kültür Üniversitesinin uzaktan eğitim deneyiminde sürecin başında teorik dersleri çevrimiçi, proje derslerini ise örgün yapmaya karar verildiğini belirtti.

Ancak salgının beklenenden daha uzun ve yaygın olacağının anlaşılması üzerine nisan ayında proje dersleri de uzaktan eğitimle yürütülmeye başlanmış. Öğrenciler bu karar değişikliğine reaksiyon göstermiş ve eyleme geçinceye kadar şikayetçi olmuşlar.

Bu sürecin herkes için zorlayıcı ve yorucu geçtiğini vurguladı. Neslihan Dostoğlu, yeniliğe evrilmenin o kadar da kolay olmadığını ancak mimarların farklı sorunlara, farklı koşullara adapte olabilecek yapıda olmalarını bir avantaj olarak gördüğünü ifade etti. Yakın gelecekte mimarlık eğitiminde ve mimarlık pratiğinde odaklanılacak konularında dönüşeceği öngörüsünde bulunan Dostoğlu, işlev ve estetik yanı sıra sağlık, hijyen, çevreye duyarlılık, yaratıcılık, dayanıklılık, paylaşımcılık gibi yeni bakış açılarının zorunlu olarak mimarlık gündeminin yeni konuları olacağını ifade etti.

Prof.Dr. Burak Asiliskender, Abdullah Gül Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı olup, bölümün kurucuları arasında yer aldı. AGÜ de yepyeni bir mimarlık eğitim modeli oluşturmaya oldukça emek verdi ve önemli başarılara imza attı. 2011 yılında kurulan Argeus Mimarlık’ın ortakları arasında olan Asiliskender, Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası’nın AGÜ olarak yeniden işlevlendirilme projesinin müellifleri arasında. Asiliskender, ayrıca TOL Mimarlık Kültürü Dergisi’nin yayın koordinatörlüğünü yaptı. Burak hoca kurma, deneysel olanı inşa etme, sorumluluk alma, liderlik etme noktasında daima önder bir rol oynayarak Türkiye’deki mimarlık ortamına değer kattı.

Prof.Dr. Burak Asiliskender, mimarlık eğitiminin ve stüdyoların yeniden tasarlanması gerektiğinin altını çizerek, “Z kuşağına kuşağına fırsat verelim ve eğitmenler olarak yaşlanma işini unutalım” sözleriyle öğrenciyi merkeze alan, katılımcı, öğrenmenin kendisini önemseyen, öğretenin ve öğrenenin de öğrenci olduğu bir stüdyo iklimi tasarlanması gerektiğine vurgu yaptı. Mimarlık eğitiminin; bilgisayarla, yazılımla ve programcılık ile ilişkisinin erken dönemde kurulması gerektiğini ve bunun sistematik olarak müfredatta yer alması gerektiğini ifade etti. Uzaktan eğitim ile mimari tasarım sürecinin ve öğrenmenin sınıfın dışına taştığını, eşzamanlı ortak proje yapma olanağına kavuşulduğunu, jürilerin yeni paydaşlarla zenginleştiğini ve tüm bunların mimarlık eğitiminde avantaj olduğunu ifade etti. AGÜ’de çok program deneyerek, uluslararası tasarım süreçlerini yöneten eğitimcilerle kontak kurarak uzaktan eğitime geçildiğini, BIM tabanlı programların kısa süreli eğitimlerle öğrencilere alt yapı olarak aktarıldığını ve olumlu sonuçlar alındığını ifade etti. Yeni dönemin yeni araçlarının “mimarlar neden çizer?” sorusuna yeni argümanlarla cevap vereceğini belirtti. Bazı dersleri uzaktan eğitim modeli ile yapmanın avantajlı olduğu durumları sürece dahil etmek ve ara yüzleri konuşmak gerektiğini ifade etti. Aynı anda bir tasarım üzerine ortak ve paylaşımlı ara yüzler tasarım sürecine adapte edilecek altyapıyı kurmanın önemini vurguladı.

Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi olan Prof.Dr. Kağan Günçe, 2007 yılından beri kurumun gelişmesine katkı verdi ve önemli projelerinde yer aldı. Etki değeri yüksek dergilerde yayınları ve aldığı atıfları ile başarılı bir akademisyen olan Günçe, OIKODOMOS kapsamında “Sanal Kampüs Deneyiminin Güçlendirilmesi ve Genişletilmesi” isimli bir Avrupa Birliği Projesinde yer aldı. Kıbrıs’ın ada insanına özgü sevecenliği, insancıllığı ve yaratıcılığı ile öğrencileri ve meslektaşları arasında popüler ve sevilen bir akademisyen.

Prof.Dr. Kağan Günçe, savaş deneyimi yaşamış olan Kıbrıs coğrafyasında pandeminin ilk günlerini adeta, savaş alanından evlere sığınıldığı günlerin benzeri bir ortamla deneyimlediklerini ifade etti. Eğitimin uzaktan olma sürecini Microsoft Teams üzerinden yürütülmesine karar alındığında eğitmenlerin başlangıçta tereddüt ettiklerini, öğrencilerin ise duruma çok hızlı ve kolayca adapte olduklarını vurguladı. İlerleyen süreçte InVision Studio ile yüz yüze eğitimdeki stüdyo ortamına benzer bir atmosferin kurulduğunu ve oldukça başarılı projeler üretildiğini ifade etti. Mimarlık eğitimi, tasarım metotları ve mimarlık teorisi yeniden mi ele alınmalı? Kısa süre içinde mekân örgütlenmesinde internet vericileri yaşam mekanlarının merkezi mi olacak? Proje sürecinde arazi analizleri yerinde yapılmadan yeterince verimli sonuçlar alınabilecek mi? Sorularını tartışarak konuşmasını tamamladı. Çevrimiçi eğitimde lisansüstü öğrenim programının tartışılması gereken önemli bir diğer konu olduğunu ekledi.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mimarlık Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmekte olan Prof.Dr. Fehmi Doğan, yüksek lisans ve doktorasını Georgia Teknoloji Enstitüsü’nde tamamlayarak programlamadan, kavramsal gelişim ve kullanım sonrası değerlendirmeye mimari, temsil sistemleri ile tasarımda düşünce süreci arasındaki ilişki ve mimarlık eğitimi üzerine akademik çalışmalarını derinleştirdi. Dekanlık görevini dünyanın saygın üniversitelerdeki bağlantıları ile yakından takip eden yapısıyla başarıyla yürütüyor.

Prof.Dr. Fehmi Doğan, yöneticilerin uzaktan eğitim geçiş sürecinde karşılaştıkları durumlar çerçevesinde; dinamik olmak, kolay adapte olmak, fiber altyapısı yeterli olmayan öğrencilerin sorunlarını çözmek gibi yasal ve yönetsel olguların içinden geçen süreçteki durumlarını tartıştı. Olağanüstü sürecin getirdiğini adeta yeni normal olarak kabul etmemek gerektiğini ve bunun mimarlık eğitimi için bir risk olduğunu vurguladı. Pandemi ile tanımlanan olağanüstü sürecin geleceğin mimarlık eğitimine ışık tutamayacağını çünkü gerek psikolojisi, gerek altyapısı ile içinden geçtiğimiz sürecin uzaktan eğitime değil, dirençliliğe dair bir durum yönetmek olduğunu ifade etti.

Uzaktan eğitimin, mevcut örgün tasarım eğitiminin yerini ikame edebilecek bir eğitim modeli gibi algılamanın sakıncalı olduğunu, sadece bu olağanüstü süreci atlatabilmek ve dirençliliğimizi koruyarak ayakta kalabilmek adına gösterilen yoğun çaba olduğuna vurgu yaptı. Mimarlık okullarının gösterdikleri çaba ile bu sınavı başarı ile atlattığını ifade etti. Bu sürecin akademisyenlerin tutuculuğunu kırdığını bunun ilerleyen zaman diliminde potansiyelleri olduğunu belirtti. Z kuşağı tanımlamasına eleştirel yaklaşan Doğan, bütüncül ve tasarımın alan özelliklerinin göz ardı edilmeden karşı tarafa aktarılmasına odaklanmamamız gerektiğini söyledi. Stüdyo ortamının kendisi ideal bir ortam olmadığı için hoca merkezli ortamın, akrandan öğrenmeye evrilmesi için bu sürecin bir fırsat yaratabileceğini ifade etti. Ancak üniversitede olma kavramının sadece sınıfta yapılan akademik etkinleri içermediğini, bunun çok ötesinde değerler taşıdığını dolayısıyla sosyal ve kültürel anlamda ortamdan beslenmesi gereken öğrenci için şu an elimizde olanların yetersiz olduğunu söyledi. Akademisyenlerin bireysel gayretleri ve öğrencilerin vizyoner tutumları ile bu sürecin güzel yönetildiğini ancak herkes için oldukça yorucu olduğunun altını çizdi.

Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölüm başkanlığını yürütmekte olan Prof.Dr. Duygu Saban, Adana kenti için alanında bilimsel çalışmaları ile önemli değerler üretiyor, koruma, restorasyon, yenileme, kent morfolojisi üzerine akademik çalışmalarının yanı sıra mimarlık eğitimi üzerine de eylemsel ve düşünsel çalışmalar yapıyor.

Prof.Dr. Saban, sözlerine 30 Mart tarihinde Çukurova Üniversite Senato kararı ile başlayan süreçte İdari Bilimler Fakültesi’nin tezsiz yüksek programında halihazırda uzaktan eğitim için kullanılan Perculus programından bahsederek başladı. Yazılım teorik dersler için uygun olup ekran paylaşımına izin vermeyen yapısıyla mimarlık eğitimi için zorlayıcı olmuş. Mimarlık Bölümü öğretim elemanları öğrencilerin proje önerilerini bazen 3-4 saati alan uzun zaman dilimlerinde indirmiş, PowerPoint de eleştirilerini yaparak, PDF formatında yeniden programa yüklemişler. Bu uzun zaman ve yoğun emek isteyen süreç tasarım eğitimine daha uygun bir programa geçinceye kadar devam etmiş. Duygu Saban, anketler yapıldığını ve yapılan anketlere göre uzaktan eğitimden en memnun olan öğrenci grubunun örgünde atölyeye devamda zorlanan, kendini stüdyo ortamına ait hissetmeyen ve akranları ile sosyal ilişki kuramayan öğrenci grubu olduğunu ifade etti. İçinden geçtiğimiz sürecin bürokrasi ve mevzuat boyutlarını gündeme getiren Saban, bu sürecin en verimli şekilde geçirilebilmesi için Mimarlar Odası, Dekanlar Konseyi gibi yapıların da rol alması gerektiği ifade etti. Örgün eğitim ile kazandırmaya çalıştığımız öğrenim çıktılarını uzaktan eğitim ile yapıp yapamadığımızın mimarlık okullarının iş birliği ile araştırılması gerektiğini söyledi. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak adına imkânı olmayanlara kurumsal destek verilmesinin önemine vurgu yapan Prof.Dr. Duygu Saban öğrenciden daha çok öğrenmek zorunda kalan eğitmenlerin mesai kavramını yitirerek özveri ile çalıştıklarını söyleyerek “yeni nesil Z kuşağı için etkileşim ne anlama gelmektedir?” sorusu üzerinden konuşmasını detaylandırdı.

Gebze Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölüm kadrosunda görev yapmakta olan Doç.Dr. Levent Arıdağ, performansa dayalı mimari tasarım, eko-tasarım, mimari tasarım kuram-yöntemleri ve mimarlık eğitimi üzerine özgün çalışmaları bulunuyor. Sayısal mimari tasarım olgusunu 2010’lardan beri yürüttüğü atölye ortamlarına entegre etmiş bir akademisyen olan Arıdağ, sosyal medya hesaplarından da formel eğitimi enformel olarak destekliyor.

Doç.Dr. Arıdağ, ekip çalışması ile “mimari atölyelerin zamansız”laştırılmasının gerektiğini ve içinden geçtiğimiz sürecin bu olgunun yaşama geçmesi için bir fırsat yarattığını ifade etti. Mimari stüdyoda okuyup da öğrenilen bilgi paylaşımının ötesinde deneysel ve deneyimsel tasarım öğretme atmosferlerinin oluşturulması gerektiğini belirtti. Atölye yürütücüsünün tasarım yapma ortamını besleyecek altyapıyı oluşturma sorumluluğu üzerinde duran Arıdağ; birinci sınıftan, son sınıfa kadar atölye derslerinin ilişkisel anlamda bir bütünlüğün kurulmasında bilgisayarla tasarım yapmaya açık olmanın atölyeleri yeniden kurgulayacağını söyledi. Bilgisayarın tasarıma duyarlı boyutlarını kavradıkça ve dijital araçlarla mimari tasarım yapabilme becerisini kazandıkça bilgisayarları bir akıl olarak kullanabileceğimizden bahsetti. Doç.Dr. Levent Arıdağ, öğrenmeyi öğrenmek sürecinde bilgisayarın yeni öğreticiler ve yeni strateji kuran beyinler olduğunu öngördü.

Söyleşiyi Aşağıdaki Videodan İzleyebilirsiniz

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse:

1995 yılında ODTÜ Mimarlıktan mimar ünvanı ile mezun olduktan sonra Selçuk Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Bina Bilgisi Anabilim Dalı’nda başladığı akademik yaşamını kesintisiz olarak Konya’da sürdüren Bala, Selçuk Üniversitesi’nden ayrılan Konya Teknik Üniversitesi (KTÜN) Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde görev yaparken Anadolu Üniversitesi (Eskişehir), Girne Amerikan Üniversitesi (Kıbrıs), Lund University (İsveç)’de misafir öğretim elemanı olarak çalıştı. KTÜN Mimarlık Bölüm Başkanı ve Bina Bilgisi Ana Bilim Dalı Başkanlığını yürüten Prof.Dr. Havva Alkan Bala, şu an Çukurova Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü kadrosunda yer alıyor. Kentsel arayüzler, mimarlık eğitimi, sinema-mimarlık alanında akademik çalışmaları ve yayınları bulunuyor.

– Öğrenme ve öğretme deneyimi yeniden inşa edildi ve yeniden tasarlanmaya başlandı. Senkron (eş zamanlı) veya asenkron (eş zamansız) şekilde uzaktan yürütülebilmesi için yeni bilgisayar programları, iletişim ara yüzleri çok kısa sürede devreye sokuldu. Uzaktan eğitim süreci ile ilgili öğrenim kılavuzları, ders programı, ders dağılımı hazırlandı ve akademik takvim düzenlendi. Çevrimiçi veya çevrimdışı yayınlandı. Mimarlık okullarının çoğu ders programında yer alan teorik dersleri asenkron şekilde yürütürken, uygulamalı dersleri ve stüdyo derslerini senkron şekilde yürütme kararı aldı. Uygulamalı dersler ve stüdyo dersleri için paftalar, modeller, eskizler, tasarım önerileri bu programlara yüklendi. Görüntü ve ses aracılığıyla ekran başında tasarım kritikleri verildi.

– Gece gündüz, hafta sonu, mesai kavramları ortadan kalkarak çok sayıda dijital toplantı yapılarak kriz yönetildi. Öğrenciler sanki yıllardır bu işi beklermiş gibi kolayca adapte oldular. Aslında yaşadığımız, kriz dönemini aşmak için örgün eğitim ortamının başka araçlarla tekrarlanmasıydı.

– Bir ara formül, birebir eğitimi içeren esnek tabanlı bir yaklaşımdı. E-öğrenim veya e-eğitimde internet mekân kurucu olup, internet teknolojisinin geldiği nokta ve sosyal medya araçları yeni nesil sosyalleşme biçimi üzerinde yeni etkileşim biçimleri yarattı.

– Uzaktan eğitimin avantaj ve dezavantajları iç içe kendini gösterdi. Zamanda ve mekânda esneklik, fırsat eşitliği, sınırların kalkması, binadan-sınıftan-stüdyodan-atölyeden-mekândan özgürleşecek maliyetlerin düşmesi, ucuz ve etkin iletişim, bireysel eğilimlerin ve etkileşimin artması, hızlı geri bildirim, öğrencinin aktifleşmesi söz konusu oldu. Uzaktan eğitimin hızlı ve etkin öğrenme, eğitimde süreklilik, öğrenim giderlerinde önemli bir paya sahip ulaşım ve diğer harcamaların azalması, eğitmenlerin aynı anda pek çok öğrenci ile iletişimi sağlaması, bireylere yetenek ve becerilerini geliştirme olanağını sunması, çalışma materyallerinin çoklu ortam yardımıyla daha hızlı ve doğru iletilmesi, elektronik imkânları kullanarak öğrencilere diğer öğrencilerle iletişim sağlama fırsatı verilmesi gibi avantajlar sağlarken, öğrenci merkezli eğitimi deneyimledik.

– Zamandan özgürleştik. Uzaktan eğitim zamandan bağımsız eğitim olanakları sundu. Sınırsız eğitimin kapılarını araladı. Sanal ortamın kodları sınırları da kaldırdı.

– Mesafeler azaldı. Yurtiçinden ve yurtdışından farklı okullardaki akademisyenler ve özel sektörde serbest çalışan mimarlar jürilere rahatlıkla katıldılar. Örgünde erişilemez olan kişi ve kurumlar dijital dünyada kolayca ve etkin bir şekilde paydaş haline gelebildi.

– Mimarlık gibi dokunsallıkla, mimiklerle, usta-çırak ilişkisine benzer bir yapıda ilerleyen öğrenim sürecinin gerçekleştiği, gezmenin önemli olduğu bir eğitimde uzaklaşan eğitim bazı sorunları da doğurdu.

– Özellikle internet altyapısı eksik olan bireylerin dijital e-eğitim deneyimleri olumsuzdu. Öğrenen ve öğreten öğrenme ortamında bakışmadan, birbirlerinin orada olup olmadıklarını bile bilmeden bilgi paylaşmak durumunda kaldılar. Toplumsal olarak paylaşılan ortak mekânlarda gerçekleştirilen toplu iletişim yerini bireysel veya küçük gruplar arasında gerçekleşen çoklu iletişime bıraktı.

– Mimarlık eğitiminde çok önemli yeri olan takım çalışması ve akrandan öğrenme olgularının ortadan kalkmasıyla dezavantajlar yaşandı.

– Dijital uygulamalarının yaygınlaşmamış olması, donanımdaki kalite ve standardizasyon yetersizliği, teknolojik sistem ve donanımdan kaynaklanan sorunlar, internet altyapısındaki eksiklikler, mevzuat yetersizliği, “e-öğrenme” konusunda bireysel yatkınlığın ve tercihin şekillenmemiş olması, uygulamaya dayalı derslerin yürütülmesindeki güçlükler, öğrenme sürecinde karşılaşılan sorunların anında çözümlenememesi, süreç kontrolünün zor olması, bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımında yetersiz olan öğrencilerin dersleri takip edememesi, öğrenci sayısındaki fazlalık nedeni ile iletişimdeki kısıtlar dezavantaj yaratan diğer konular olarak karşımıza çıktı.

– Pandemi sürecinde ve sonrasında edinilen deneyimlerden hangilerinin mimarlığı ne yönde etkileyeceğini öngörmek şu an pek mümkün olmasa da üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. İyi kullanım ve kötü kullanım kavramları özellikle dijital dünya için oldukça geçerlidir. “E- öğrenme” mimarlık eğitiminin doğasına uygun olmamakla birlikte, doğru yöntemlerin ve teknolojilerin kullanımıyla etkin bir iletişim sağlandığı takdirde, yüz yüze eğitimi destekleyecek potansiyeli olduğu görüldü.

– Eğitmenler, geleceğin yaşam mekânlarını inşa edecek mimarlar olarak pandemi döneminde dijitalleşen eğitim ve mesleki pratiklerin yeni bir dönemin kapısının aralandığı konusunda hemfikir oldular.

Etiketler

Bir cevap yazın