Port House

Port House

Zaha Hadid Architects'in tasarımını yaptığı Anvers limanındaki ek bina ve tarihi yapıdan oluşan Port House geçtiğimiz günlerde kullanıma açıldı. Ek bina arazideki eski yapıyla zemin kotunda birleşmektense, yerden yükselerek üstüne yerleşiyor.

Anvers limanındaki Zaha Hadid Architects’in tasarladığı yeni bina eski bir itfaiye binasını yeniden işlevlendirdi, yeniledi ve limanın yeni idare merkezi olacak şekilde genişletti. Yeni bina limandaki farklı binalara dağılmış şekilde çalışan 500 personeli tek bir yerde topladı.

12 km uzunluğundaki rıhtımıyla Anvers, Avrupa’nın ikinci en büyük nakliye limanı. Şehir Avrupa’nın konteyner trafiğinin %26’sını yükleniyor ve bu şekilde 60.000 personele direk iş imkânı sağlıyor; bu personelin 8.000’i ise liman çalışanı.

2007’de, limanda kullanılan 90’lardan kalma ofis binası ufak gelmeye başladı. Binanın teknik ve yönetim ofislerini barındıracak yeni bir binaya taşınmasına karar verildi. Limanın çalışanları için; sürdürülebilir, zamandan etkilenmeyecek, yerel ve uluslararası arenadaki etkisi devamlı genişleyen limanın ruhuna ve değerlerine uygun bir çalışma alanına ihtiyaç vardı.


Fotoğraf: Hufton + Crow

Şehir ile liman arasındaki eşikte seçilen arazinin deniz kenarında olması inşa sürecinin sürdürülebilirliği açısından avantajlar taşıyordu. Binada kullanılan malzeme araziye deniz yoluyla taşındı. Bu, limanın ekolojik hedeflerini karşılayan önemli bir gereklilikti.

Alandaki, listelenmiş Hanseatic bir konutun bire bir kopyası olan ve artık kullanılmayan eski itfaiye binasının projeye dâhil edilmesi gerekiyordu. Flaman hükümetinin mimarlık departmanı, şehir ve liman otoriteleriyle beraber konuyla ilgili bir mimarlık yarışması açtı.

Zaha Hadid Architects tasarımda, detaylı tarihi araştırmadan ve hem arazinin hem var olan binanın analizlerinden yararlandı.


Fotoğraf: Helene Binet

Binanın onarımında ve yenilenmesinde, önde gelen tarihi eser danışmanlarından Origin ile çalışan tasarım ekibinin alanın tarihine ve mirasına dair yürüttüğü çalışmalar yeni binanın tasarım temellerini oluşturdu. Tasarımda ilk olarak şehir merkezini limana bağlayan Kattendijkdok’a paralel olan kuzey-güney aksı vurgulandı. Bir diğer nokta, arazinin suyla çevrelenmiş konumundan yola çıkılarak binanın dört asansörüne de, ön veya arka yüz diye ayırmadan, eşit önem verilmesiydi. ZHA’nın tasarımı var olan binaya komşu, en az bir yüzünü gizleyen yeni bir hacim değil; yerden yükseltilmiş bir eklentiydi. ZHA ve Origin’in eski itfaiye binası ile ilgili tarihsel analizleri, kütleyi taçlandırmak için yapılması planlanan fakat asla inşa edilmeyen dikey bir eleman olan kulenin rolünü ortaya çıkardı.

Bu üç anahtar prensip eski ve yeninin kompozisyonunun tasarımını tanımladı: eski binanın üzerinde yüzen yeni hacim, eski binanın her bir cephesine verilen önem ve orijinal tasarımın inşa edilmemiş dikey elemanının tamamlanması.


Fotoğraf: Hufton + Crow

Sularla çevrili yeni ek binanın cephesi dalgaya benzer tepecilerle şekillenen sırlı camla kaplandı ve gökyüzünün değişen renkleriyle ve tonlarını yansıttı. Üçgen yüzeyler daha yumuşak eğrilerin oluşmasına izin verdi. Yüzeylerin geometrisi, binanın güneyindeki cephenin pürüzsüz yüzeyinden kuzeyindeki dalgalı yüzeye geçişi de olanaklı kıldı.

Cephenin dalgalı hali, güneyde hemyüz olup kuzey cepheye doğru üç boyutlu bir hal alan birimlerden oluştu. Geçirgen olan bu hacmin yarattığı etki, yeni binaya parıldayan görünümünü veren kesim, pırlantaların şehri Anvers’in ünvanının yeniden yorumlanmasıydı. Yeni ek dikkatlice kesilmiş ve gün ışığının yoğunluğuyla görünüşü değişen bir form olarak gözüktü. Binayı çevreleyen limanın suyunun yüzeyindeki dalgalar gibi, yeni cephe değişen ışık koşullarını yansıttı.

Eski itfaiye binasının merkezindeki avlu cam bir çatıyla kaplandı ve ana resepsiyon alanına dönüştürüldü. Ziyaretçiler, bu merkezi atriumdan geçerek eski ve özenle restore edilmiş olan itfaiye aracı holündeki kütüphaneye ulaşabiliyorlar. Panaromik asansörler yeni ek binaya direk ulaşım sağlıyor ve yeni binayla eskisini bağlayan köprüden şehir ve liman izlenebiliyor.

Etiketler

6 yorum

  • can-simsek says:

    Şu görsellerden hareketle birkaç sorumu paylaşmak isterim:

    1) Bu yapıyı hiç görmemiş olsaydık ve benzeri bir bina, tanınmamış bir mimar tarafından İstanbul’da Haydarpaşa Tren Garı’nın tam üzerine kondurulmuş olsaydı tepkiler (tepkimiz) nasıl olurdu?

    2) İleri teknoloji ve mühendislik ürünü bir yapı olmasını kenara koyarsak, ZHA tasarımı olması dışında bu bina nitelikli bir mimarlık ürünü olarak değerlendirilebilir mi, yoksa yalnızca son yılların popülist mimarlık yaklaşımlarından biri mi?

    3) Söz konusu yapının, ilişki kurma iddiasıyla eki(!) olduğu yapıya karşı “Senin zamanın geçti ihtiyar!” tavrı, fazlaca küstah ve züppece değil mi?

    4) Kabataş’ın martısını benzer bir yaklaşımla ZHA tasarlamış olsaydı, sosyal medyada yine bu kadar beğeni alır mıydı?

  • mumtaz-beyazoglu says:

    Yapının üstüne kondurulan bu modern ucube ekin, yapıyla en ufak bir bağlantısı yada onu andıracak bir tektonik bağın olmaması düşündürücü.
    Turgut Cansever’in İslam mimarisinde bahsettiği; geçmişe saygı ve geçmişi yaşatma arzusundan uzak bir restorasyon uygulaması. Korunması gerekli bu kültür varlıklarına yapılan tasarımlarda sakin olmalı ve böyle çığır açıcı ucube eklentiler yapmamalıyız !!

  • omer-yilmaz says:

    Yine de gidip yerinde görüp ötesini daha fazla söylemekte fayda var.

  • ismail-karatay says:

    Fazla pornografik bir içerik….!

    Mimarlık jargonuyla, ya da herhangi bir açıdan kavramsal olarak eleştirel bir yaklaşım sergilemek çok zor..

  • Efe Şenoğlu says:

    Türkiyede gelişemeyen mühendislik ve mimarinin, hatta düşünce yapısının kurbanlarıdır bu tür yorum yapan insanlar ve Türkiyeyi ileri taşımakta hiçbir rolleri yoktur benim gözümde. Sadece günümüzü kurtarabilirler, geleceği yakalayamazlar. Mimarlığın bir sanat olduğunu ve tepemizdeki bir çatıdan ibaret olmadığını anlayamayan fosilleşmiş fikirler Türkiyedeki kısıtlı Mimarinin, suratsız yapılaşmanın birer sebebidir.

    Mimarinin bir sanat olduğunu anlatmayı bıraktım, yukarıda yazılanı da okumadınız galiba. Projenin açıklaması gayet temiz ve açık. ”Yeni bina limandaki farklı binalara dağılmış şekilde çalışan 500 personeli tek bir yerde topladı.”
    ”Limanın çalışanları için; sürdürülebilir, zamandan etkilenmeyecek, yerel ve uluslararası arenadaki etkisi devamlı genişleyen limanın ruhuna ve değerlerine uygun bir çalışma alanına ihtiyaç vardı.”

    ”Binanın onarımında ve yenilenmesinde, önde gelen tarihi eser danışmanlarından Origin ile çalışan tasarım ekibinin alanın tarihine ve mirasına dair yürüttüğü çalışmalar yeni binanın tasarım temellerini oluşturdu.”

    ”ZHA ve Origin’in eski itfaiye binası ile ilgili tarihsel analizleri, kütleyi taçlandırmak için yapılması planlanan fakat asla inşa edilmeyen dikey bir eleman olan kulenin rolünü ortaya çıkardı.”

    Yukarıda alıntı yaptığım yorumlara istinaden yaptığını yorumları tekrar düşünmeye davet ediyorum sizleri.

    Ha bir de bari yaptığınız çalışmalar en azından ZHA ve ekibinin oluşturduğu sanatsal derinlikte ve konstrüksiyonel karmaşıklıkta olsun ki en azından haklı olmasanız bile hakaret etmeye yetkiniz olsun. Hakaret etmek ne kadar yanlış da olsa… (Yorum yapan herkes için geçerli değil bu söylediklerim, üzerine alınması gerekenler eğer detaylı ve anlamak için okurlarsa zaten anlarlar kendilerine söylediğimi.)

    • Hakkı Ünverdi says:

      Öncelikle eleştiri nedir ne değildir bunu bir anlamak lazım diye düşünüyorum. Daha sonra sözlerime şöyle devam edeyim;
      ZHA’nın Zaha Hadid döneminde gerçekten çizgisi olan tasarım kaygılarını ön planda tutan bir ofis olduğunu düşünüyorum. Zaten mimarlık literatürüne yeni bir nefes getirmiş başarılı bir mimar bunun aksini söylemek mantıklı olmaz diye düşünüyorum. Lakin… Tasarım çok göreceli bir kavramdır ve ülkenin koşullarıyla doğrudan etkilidir. Sözlerinizde siz de yapın da eleştirmeye yüzünüz olsun minvalinde bir imada bulunmuşsunuz. Mimarlığın hangi aşamalardan nasıl geçtiği ile ilgili pek bilginiz olmadığını buradan yola çıkarak rahatlıkla söyleyebilirim. Keza mimarlık sadece mimar ile doğrudan bağlantılı bir pratik değildir. Ülkenin içinde bulunduğu koşullar, işverenenin sermayesi, mühendislik kalitesi, mimarlık kalitesi, hatta ve hatta sahadaki çalışma arkadaşlarımızın kaliteleri dahi mimarlık pratiğini doğrudan etkileyen ana unsurlardır. ZHA’yı ben de beğenerek ve zaman zaman irdeleyerek takip ediyorum. Ancak bu tarz ofisler öyle bir hal aldı ki ofislerin başındaki insanlar mimar bile değiller, (Gerçek manada mimar değiller.) Bir de eleştirinizi bunları göz önünde bulundurarak tekrar gözden geçiriniz bence.

Bir cevap yazın