Katılımcı, ZT Ödülleri Ulusal Öğrenci Proje Yarışması 2021

Katılımcı, ZT Ödülleri Ulusal Öğrenci Proje Yarışması 2021

ANIMSA

‘’Özneleşmeye ihtiyaç duyan insan bütün evreni nesneleştirir.’’
Melih Cevdet Anday

‘’Anımsa’’, ilhamını Homeros’un Odysseia Destanı’ndan almıştır. Görecekada, Odysseus’un Truva Savaşı ardından özünü aradığı ve ona 20 yıllık esaretteki deneyimlerini hatırlatan barınakların yer aldığı ada olarak ele alınmıştır. Melih Cevdet Anday’ın Kolları Bağlı Odysseus şiiri, tasarımın çıkış noktasıdır. Anday, şiirinde Odysseus üzerinden modern insanın değerlerini incelemiştir. Odysseus, kendi sahip olduğu erdem ve değer kavramları nedeniyle modern insanın arketipi olarak ele alınmıştır. Anday, insanın doğayla bütünleşerek kendine ulaşacağını savunmuştur. ‘’Anımsa’’, insanın doğa üzerinden değerlerine, dolayısıyla benliğine ulaştığı bir serüvendir.

‘’ Büyüdük çocukluğumuzdan
Büyüdük tarihe usulca
Biz bir yana, doğa bir yana
Doğanın yanında bir başka doğa
Karşıdan bize gözlerimiz mi bakan?
Ve güneş altındaki ölümlü tanrılara
Hala şaşkınlık içindeki yonutlarda
Susar doğadan ayrı düşmüş insan
İnsanın boşluğunda doğa ‘’
-Melih Cevdet Anday

Odysseus İthaka adasının kralıdır. Destanlara konu olmuş Truva Savaşı’nın önemli karakterlerindendir. Savaşa dahil olmak istemeyen ve ailesiyle kaostan uzak yaşamını sürdürmek isteyen Odysseus, şartlar gereği savaşa dahil olmak zorunda kalır. Aklı ve kurnazlığı ile bilinen Odysseus, savaş esnasında yaptığı hareketler sebebi ile tanrılar tarafından lanetlenir ve 20 yıl ailesinden uzak düşer. Bu esnada ailesi, onun savaşta veya dönüş yolunda öldüğünü düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar.

20 yıllık esareti süresince Akdeniz açıklarında sürüklenmediği kara parçası kalmaz. Rotasız kaderini gün be gün takip eder. Gemi tayfasındaki yoldaşları ile maceradan maceraya atılır. Yaşadıkları serüvenleri şiir ile dilden dile nesillere aktarırlar. 20 yılın sonunda evine dönen Odysseus, beklemediği bir manzara ile karşılaşır. Eşi Penelope, Odysseus’un öldüğünü kabullenmiş ve taliplerini teste tabii tutmuştur. Odysseus’un yayını gerip ok atışı yapabilen erkek ile evlenecektir. Ancak yayı Odysseus’tan başka kimse geremeyecektir. Hikaye, senelerce sürgün hayatı yaşamış bir adamın ailesine kavuşmasıyla sona erer.

Görecekada üzerine yapılan tasarımın kullanıcıları, Odysseus ve tayfasıdır. Şiirler ile yaşantılarını ölümsüzleştiren bu ekibin ihtiyaçları gözetilmiş ve mekanlar bu doğrultuda tasarlanmıştır. Benliklerini kaybetmemek için doğayı nesneleştiren Odysseus ve tayfası, hislerini somutlaştıracak mekanlar üretmişlerdir. Duyuları merkeze alan barakalar tasarlanarak modern insanın sahip olduğu değerleri hatırlatmak amaçlanmıştır.

Odysseus’un Gözünden

20 sene… Ailemden uzakta 20 sene. Evimden, eşimden, oğlumdan, hayatımdan… Kendimden uzakta 20 sene. Savrularak geçiyordu zamanım, hayatım, varlığım. Akdeniz açıklarında yeni bir sığınacak liman bulmuştuk. Bu akşam kaybettiklerimiz için toplanacağız. Anacağız onları, onların kelimeleriyle, bıraktıkları anılarla. Mısralara dökeceğiz kaybettiklerimizi. Öldürmeyeceğiz anılarını, yaşayacaklar şiirlerde.

‘’ Şimdi ondan ne ki kaldı
Unutulmuş bir kapı belki kaldı
Değişmez biçim, arı renk, ölümsüz birlik
O zorunlu kendiliğindenlik
Anılarla geldi gitti kaldı
Duyularda bir ürperti kaldı
Artık eski bahçelerde değildik ‘’

Hatırlıyorum geldiğim ilk günü bu adaya. Demir attığımız an hala hafızamda. Yaralı ellerime değen o demirin soğukluğu. Islanmış bedenimi titreten rüzgar, ona inat içimi ısıtmaya kararlı güneşin bedenime dokunuşları ve dalgaların sanki beni karşılar gibi ahenkle kıyıya vuruşu…O kadar bitkindim ki, kayalara tutuna tutuna çıkabilmiştim karaya. Hepsi aklımda bu anıların, hepsi benimle. Yürüyorum şimdi tahta iskelenin üstünde. Attığım her adımla tahta iskelenin gıcırtısı geliyor kulağıma, bu sesler bana eskiden attığım ürkek adımları hatırlatıyor. Yürürken kıyıya vurmuş deniz kabuklarına bakıyorum. Ben de onlar gibi değil miydim bir zamanlar aslında? Savrulup gelmemiş miydim bilmediğim bu kıyıya? Nasıl da korkmuştum, nasıl da yabancıydım…

Çekildim şimdi taştan işlediğimiz barakanın gölgesine. İlerliyorum, biraz karanlık, biraz soğuk, biraz da sessiz. Esen rüzgar ile birlikte biberiyelerin kokusu çalındı burnuma. Ne kadar severdim bu kokuyu… Penelope ile geçirdiğimiz sabahları anımsatırdı, güç olurdu bana. Sanki evimin bahçesinden esmişti bu rüzgar. Ciğerimde hissediyorum acıtmadan yakan kokusunu. Ferahlıyor içim her saniye. Ilgıt ılgıt esen rüzgar değiyor tenime, hissediyorum. İncir ağaçlarını görüyorum ilerideki açıklıktan. İncir ağaçları… Adadaki yalnız günlerimde arkadaş, sırdaş olurdu bana, kendimi doğaya bırakırdım. Biliyordum, yalnızdım doğayla ancak daha terkedilmemiştim. Yaşadıklarım teker teker geliyor gözümün önüne. Soluklanıyorum, düşünüyorum ve biraz daha düşünüyorum.

‘’ Söylüyordum sağır gemicilere
Yalnız ben duyuyordum Sirenleri.
Kirke, bilge tanrıça, selam sana!
Sağ salim geçtim kendimi. ‘’

Ardından bir diğer barakaya geçiyorum. Deniz dalgalarının kıyıya çarpışını duyuyorum, sanki sadece kıyıya çarpmıyor, mücadelemizdeki haykırışlarımızı da getiriyor kulağıma. O haşin dalgaların nasıl da bir derdi var gibi değil mi? Hatırlıyor musunuz ettiğimiz mücadeleleri? Denizlere emanet ettiğimiz dostlarımızı, yoldaşlarımızı… Duymak, anlamak ne büyük mucize! Aklımı kaçırmamak için muhtaçtım hissetmeye. İyi veya kötü, hissetmeye… Ama hayır izin vermiyordum bu deryanın beni içine çekmesine. Bu derya tehlikelerle doluydu. Ayrılıyorum hemen oradan. Bağladım kendimi direklere dinliyorum… Neredeydi bu sirenler? Terk edip gitmişler miydi bu denizleri? Kirke duyuyor musun sen de hala seslerini? Yoksa ben duymaz, işitmez mi olmuştum artık?

‘’ Ağır bir zamandı sürekli ve anısız
Gözden önceki göz içindi yalnız
Somut hayvanlar yürürdü hayvanlarla
Ağaçtan önceki ağaçlar büyürdü ‘’

Dalıp giderken buluyorum yine kendimi. Bırakmışım gözlerimi denizde. Deniz midir hala o, yoksa anılar mı? Yaşanmışlıklar mı? Denizin uğultusu kulaklarımda iyicene yer ederken, bir martının aynı göğe kanat çırptığını anladım. Sonra sordum kendime, gün doğarken kulağıma çalınan güvercinin cıvıltısı kaç zamandır buradaydı acaba? Göğü delip ansızın gelen yağmur taneleri ne zamandır bırakıyordu kendilerini toprağa usulca? Ve o zaman anladım, ben bugün burada hep vardım ve hep var olacağım…

‘’ Ah olacağı buydu oldu,
Duygularla öyle çok uğraştım ki
Artık aramızda ne bir sır
Ne güven, ne inan, ne uyum…
Sonunda tükettim ruhumu:
Sevinirken sevincimi seyrediyorum
Korkumla korkmuyorum şimdi.

Madem bir kapı aralıktır,
Sen sonuna kadar aç onu.
Artık bendeki insandan kurtuldum
Sevgisiz yaşayacağım sevgiyi. ‘’

Güneş battı. Barakamda ilerlerken kulağıma şiirler çalınıyor. Toplanmışlar amfimizde. Katılıyorum onlara. Sırayla çıkıyoruz kürsüye, şiirle bahsediyoruz yaşadıklarımızdan. Bahsediyoruz geçmiş dostlarımızdan, gelecek umutlarımızdan. Çok uzun zaman önce gibiydi, hem de sadece bir şiir kadar uzaktı. Gülüştük, ağlaştık, yaşadık anılarımızı beraber yeniden. Gözyaşlarımızı da andık, gülüşlerimizi de. Belki bir aile değiliz ama beraberiz. Beraber olmak güzel, yalnızlık bu kadar yakınken.

Gece bir başımayım yine. Günden güne azalan kalabalığımızın içinde yalnızım. Göğü seyretmek istiyorum. O yüzden diğer barakaya geçiyorum. Önce sessiz bir karanlık buluyorum daha sonra ise
bambaşka bir dünya karşılıyor beni. Uzanıyorum ve izliyorum gökyüzünü. Gökyüzü belleğim oluyordu esir günlerimde. Kutup Yıldızı, Büyük Ayı, Küçük Ayı… Her gece bakıyordum gökyüzüne. Her gece buradaydım. Şimdi de buradayım. Yine bu sonsuzlukta kayboluyorum. Gökyüzünün bana umut olduğu günleri hatırlıyorum. Hayaller kurup, oğlumu düşünürdüm. Acaba o da bakıyor muydu benim gibi göğe? Aynı göğün altında mıydık? Bulamıyordum gökte ne saklı. Oğluma kavuşup onunla tüm gizemleri çözebileceğimizi umuyordum. Ne garip geliyor şimdi bu… Sonsuzluğu nasıl çözebilecektik değil mi oğlum? Ezberledim hepsini ama yine de sonsuz. Binlercesi parıldıyor bana bu gece. Binlercesine hayranım onca yıldır her gece.

‘’Ne duyu, ne görü, sade yıldızlar
Bütün müyüm, parça mıyım, kim bilir? ‘’

Çekildim odama gecenin sonunda. Zamanla olan bağımı kaybettiğim günler geldi aklıma. Nasıl da yalnızdım o zamanlar… Umuda nasıl da tutunmaya çalışıyordum, çırpınıyordum peşinde olası bir geleceğin… Biliyordum, oğlum Telemakhos ve sevgili eşim Penelope, dönecektim bir gün size. O güne dek yaşayacaktım, kurtulacaktım bu esaretten. Kavuşacaktık bir gün ve kavuştuk. İşte bu yüzden nefes aldığım her an için sonsuz şükür borçluyum… Bir günü daha tükettim. Yorgundum. Geçmişin ağırlığı çökmüştü üstüme. Beni ben yapan geçmişime çıktığım bir yolculuktu bu…

‘’ Söylüyordum sağır gemicilere
Yalnız ben duyuyordum Sirenleri.
Kirke, bilge tanrıça, selam sana!
Sağ salim geçtim kendimi. ‘’

Kolları Bağlı Odysseus, modern insanın kendisiyle hesaplaşmasının öyküsüdür. İnsanın doğayı karşısına almasının kendisini karşısına alması demek olduğunu fark ettiren, insanın yapısı gereği doğaya ait olduğunu anlatan Anday, Odysseus’u kendine simge olarak seçmiştir. Melih Cevdet Anday’ın Odysseus’u bir arketip olarak seçmesinin birden fazla sebebi olsa da en önemlisi modern insanda aranan erdem ve niteliklere sahip olmasıdır. Odysseus’un İthaka’ya yaptığı yolculuk bir bakıma insanın kendi içine yaptığı yolculuğu betimler. Odysseus 20 yıllık esaret hayatında Akdeniz açıklarında bir kara parçasından diğerine sürüklenir. Maceradan maceraya atılırken verdiği mücadeleler, almak zorunda olduğu kararlar, yaptığı tercihler sonucu erdemlerinden ne olursa olsun vazgeçmemesi modern insan kavramına ışık tutar. Odysseus doğaya karşı gelmez, fırtınalara direnmek yerine fırtınalarla bir olur. Verdiği her mücadele kendi benliğine bir yolculuktur ve her defasında kendisini yeniden bulur. ‘’ANIMSA‘’, insanın kendi benliğini bulma serüveninde dayandığı erdemleri hatırlamasını amaçlar. Görme, işitme, koklama, dokunma gibi duyulara yönelik özelleşmiş barakalar bu bağlamda kullanılır. Barakalarda hedeflenen duyuya göre mekan atmosferi deneyimi, diğer duyuları izole ederek sağlanır. (Birincil Algı Mekanı, İkincil Algı Mekanı, Üçüncül Algı Mekanı). Bu barakalar, doğa ile insanı buluşturarak modern insanın erdemlerini yeniden anımsatır.


Kaynakça
Anday, Melih Cevdet (1962) Kolları Bağlı Odysseus, Yeditepe Yayınları, İstanbul.
Homeros; Erhat, A., &Kadir, A. (2014). Odysseia: destan. Türkiye İş Bankası Yayınları.
Homeros; Erhat, A. (2019). İlyada. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Kodal, D. Ş. (n.d.). Arketipçi Eleştiri Bağlamında Kolları Bağlı Odysseus: Modern İnsanın Kendine yolculuğu.
Etiketler

Bir yanıt yazın