Katılımcı (Adile Naşit Mezarı), İstanbul’un Mezarları Tasarım Yarışması

Katılımcı (Adile Naşit Mezarı), İstanbul’un Mezarları Tasarım Yarışması

PROJE RAPORU

Çocukluğumuzda ebeveynlerimiz haftasonu hala uyurken ya da çoğunlukla gündüz kuşağına düşen Yeşilçam filmlerinden pek sık bildiğimiz Adile teyzeyi, hala hayatta sanan bir kuşaktan geliyoruz. Çünkü o bizim için ekranda da olsa, sevecen ve merhametli anne-teyze  figürünün canlı karşılığı olmuştur. Nasıl olur da şu an hayatta olmayan birinin kalplerdeki karşılığı hala canlı kanlıdır ve yaşamaya devam eder. Bu sorunun cevabı biliyoruz ki Adile Naşit’in samimiyetinde, sevecenliğinde ve naifliğinde yatıyor. Bu naiflik ki, kendi zor zamanlarında bile sahneyi ve seyirciyi göstereceği anaçlıktan hiçbir zaman mahrum bırakmayan. Bu yüzden biz hep onu izlerken aile oluyoruz ve büyüyoruz. Her nesilden her çocuk mutlaka ailesinden birini, ananesini, teyzesini ya da büyük yengesini, Adile Naşit’e benzetmiştir ve onu aile içinde de ete kemiğe büründürmüştür.

Önce kendi ailesi, sonra “hepimizin” ailesi olan bu minyon kadını, ekrandan, bir sürü çocuğu aynı saatte tek bir seslenişle toplayabilen bu masal kahramanını, küçük ama birleşince epey büyük bir bütünün parçalarıyla tasvir etmek istedik. Kendi küçük ailesinden başlayarak…

Aynı mekanı paylaşan çekirdek Keskiner ailesi döngüsel dizilmiş farklı boyuttaki taşlarla, içine yeşili de dahil ederek tariflenmiştir. Farklı boyut ve dizilimleriyle Ahmet’i, Adile’yi, Ziya’yı ve Hayriye’yi tariflemeye gayret eden bu parçaları, oturdukları topraktan filizlenen yer örtücü bitki örtüsü birbirine ulaştırır. Mezarın geri kalanı ise yine, bu sefer de büyük ailesini yani bizleri temsilen, tek tip bir taşın çokça kullanılmasıyla oluşturulur.

“Büyükaile”de yer alan herkesi temsil eden isimler ayrıca Adile teyzenin adlarımızı tek tek seslenişinin yeniden üretimi olarak toprak üstünde kalan taşlara da işlenmiştir.

Kenar çerçevesinin profili, etrafındaki mezarlarla ve habitatla şekillenmiştir. Mezarın yaklaşılabilen tek kenarındaki profil, zemin kotuna inerek “yaklaşma sahanlığı” oluşturur. Bu sahanlık aynı zamanda kenarlarında oturma imkanı sağlar. Diğer kenarlarda hayvan suluğu ve çiçeklikler yer alır. Baştaşı ise belli bir noktada kısa bırakılarak arkada kalan Osmanlı dönemine ait “kimliği belirsiz” mezara yer açmak ister. Böylece hem İslam dünyasının en eski mezarlarından olan Karacaahamet’in tarihçesini hatırlatır, hem de okunan duanın belki de ziyaretçisi olmayan bu mezara da dokunmasını niyetler.

Tüm bu anaç rollerle birlikte, kendi çekirdek ailesinde huzur ve hüznü aynı anda yaşayan ya da yaşamak zorunda kalmış Adile teyze şimdiki dinlenme mekanında “en yakın dostlarıyla” yan yana yatmaktadır. Projenin amaçladığı katkı, Karacaahmet’te ziyarete gelen herhangi birinin bile onun adını görmesi ile heyecanlanması, belki elindeki buketten bir dalı mezara iliştirmesi, ruhuna okuyacağı bir Fatiha sırasında mezarın sahanlığına oturarak soluklanmasıdır. Uzun süre bir neslin ekran başında heyecanla nefesini tutup isimlerinin ağzından dökülmesi beklediği bu sevecen “annenin” şimdi mezarı başında aynı çocuklar aynı heyecanla taşlarda isimlerini arayacaklar. Adile teyzelerinin yine onlara seslenişi belki de kulaklarında yankılanacak…

Etiketler

Bir cevap yazın