Katılımcı, 2026 Ytong Mimari Fikir Yarışması

Asya Yurttaş, Yamaç Şenelmiş'in 2026 Ytong Mimari Fikir Yarışması için hazırladığı proje. Proje, Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşan millet bahçelerini yeni bir mekânsal tipoloji olarak ele alır. Bu alanların kamusallık, hafıza, kimlik ve iktidarla kurduğu ilişkiyi Atatürk Havalimanı ve Atatürk Orman Çiftliği üzerinden analiz eder; mevcut dönüşüm biçimlerini eleştirirken, bu alanların geçmişlerini silmeden yeniden kullanılabilecekleri alternatif mekânsal olasılıklar önerir. Böylece proje, millet bahçesini yalnızca bir yeşil alan düzenlemesi olarak değil, kamusal mekânın nasıl üretildiğini ve yönetildiğini görünür kılan politik bir araç olarak tartışmaya açar.

1. Saatin Arkasındaki Düzen

Bu proje, “Saatleri Ayarlama Durağı” temasını zamanın teknik olarak ölçülmesiyle değil, toplumsal olarak düzenlenmesiyle ilişkilendirir. Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde saat, yalnızca zamanı gösteren bir nesne değildir; bireyleri ortak bir ritme, ortak bir davranış düzenine ve ortak bir modernleşme diline çağıran bir araçtır. Romanın merkezindeki mesele, saatlerin ileri ya da geri kalması değil, toplumun hangi ölçüye göre “doğru”, “geç”, “uyumlu” ya da “dışarıda” sayılacağıdır.

Projede Alice, bu düzenin içinde yaşayan kentliyi temsil eder. Gündelik akışın parçasıdır; belirli saatlerde hareket eder, belirli imgelerle karşılaşır ve belirli ritimlere uyar. Beyaz Tavşan ise onu başka bir yere değil, başka bir okuma biçimine çağırır. Tavşanın saati doğru zamanı göstermez; zamanın kim tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekânsal düzenler üzerinden kurulduğunu görünür kılar.

2. Kesilen Akış, Silinen Bellek

Tanpınar’daki ayarlama fikri, Neil Postman’ın medya eleştirisiyle bugünün parçalanmış zaman deneyimine bağlanır. Modern medya, bilgiyi yalnızca iletmez; onun algılanma biçimini de kurar. Bir olayın ardından başka bir olaya, sonra başka bir görüntüye, ardından reklama geçilir. Bu akışta şeyler arasında süreklilik kurulmaz; her şey bağlamından koparılmış parçalar hâlinde tüketilir.

Bu parçalanma, kamusal mekânın dönüşümünde de görülür. Kentteki büyük alanlar, kendi tarihsel derinliklerinden koparılarak daha kolay tüketilen imgelerle yeniden adlandırılır. Bir havalimanı “atıl alan”, bir çiftlik “rekreasyon alanı”, bir kamusal miras ise “yeşil alan” olarak tariflenebilir. Böylece mekânın geçmişi, teknik kapasitesi, üretim ilişkileri ve kolektif hafızası arka plana itilir.

3. Mekânın Ayarlanması

Zamanın toplumsal olarak düzenlenmesi, mekândan bağımsız işlemez. Lefebvre’nin mekânın üretimi düşüncesi, bu noktada projenin temel eşiğini oluşturur. Mekân, kendiliğinden var olan boş bir yüzey değildir; planlarla, yönetim biçimleriyle, gündelik kullanımlarla, sembollerle ve iktidar ilişkileriyle üretilir.

Bir bahçenin kamusal olması, yalnızca halka açık olmasına bağlı değildir. O alanın nasıl adlandırıldığı, kim tarafından yönetildiği, hangi davranışlara izin verdiği ve hangi belleği görünür bıraktığı da kamusallığın parçasıdır.

Bu nedenle millet bahçeleri, projede yalnızca peyzaj düzenlemeleri olarak okunmaz. Bülent Batuman’ın işaret ettiği gibi millet bahçesi, yalnızca yeşil alan üretimi değil; kamusal mekânın temsil, güvenlik, yönetim ve devlet diliyle yeniden kodlanmasıdır. Bahçe, doğal ve açık bir zemin gibi görünürken kamusallığı daha kontrollü, daha okunabilir ve daha ehlileştirilmiş bir forma sokar. Böylece zamanın ayarlanması, mekânın ayarlanmasına dönüşür.

4. İlk Durak: Atatürk Havalimanı

Atatürk Havalimanı, İstanbul için yalnızca kapanmış bir ulaşım yapısı değildir. Pistleri, terminalleri, apronları, hangarları, servis yolları, metro ve karayolu bağlantılarıyla kentin modernleşme ve havacılık belleğinin güçlü altyapılarından biridir.

Millet bahçesi dönüşümündeki temel problem, bu alanın boş bir arazi gibi ele alınması ve katmanlı altyapı belleğinin genel bir yeşil alan imgesi altında yassılaştırılmasıdır. Oysa alan, kriz anlarında kent ölçeğinde çalışabilecek önemli bir organizasyon kapasitesi taşır. Büyük açıklıkları, ulaşım bağlantıları ve lojistik altyapısı; sağlık, geçici barınma, yardım dağıtımı ve koordinasyon gibi işlevlerle ilişkilendirilebilir.

Bu nedenle öneri, Atatürk Havalimanı’nı pasif bir rekreasyon peyzajı olarak değil, gündelik hayat ile afet senaryoları arasında dönüşebilen bir kamusal altyapı olarak yeniden düşünür.

Eski pist aksı ana omurga olarak korunur. Afet anında bu omurga; lojistik dağıtım koridoru, transfer platformu, sağlık destek hattı, geçici barınma alanı ve koordinasyon merkeziyle çalışan bir organizasyon zeminine dönüşür. Gündelik hayatta ise aynı omurga; yürüyüş, açık etkinlik, üretici pazarı, takas platformu, sosyal birimler ve esnek kullanım alanlarıyla kamusal yaşama katılır. Böylece alanın geçmişten gelen altyapı mantığı silinmez; yeni kamusal kullanımlara dönüştürülür.

5. İkinci Durak: AOÇ / Beştepe

Beştepe’deki mesele farklıdır. Burada teknik bir ulaşım altyapısından çok, üretim ve kültür temelli bir Cumhuriyet peyzajının dönüşümü söz konusudur.

Atatürk Orman Çiftliği yalnızca ağaçlandırılmış bir alan ya da gezinti mekânı değildir; modern tarım, endüstriyel üretim, eğitim, rekreasyon ve gündelik yaşamı aynı zeminde bir araya getiren özgün bir kamusal modeldir.

Bu nedenle AOÇ’ye yapılan müdahale yalnızca bir imar kararı olarak okunamaz. Alanın “ağaçlandırılmış alan”dan “rekreasyon alanı”na dönüşmesi, teknik bir lejant değişikliği gibi görünse de kamusal belleğin kullanım biçimini değiştirir. Üretimle, öğrenmeyle ve müşterek yaşamla kurulan tarihsel ilişki geri çekilir; yerine daha temsilî, daha kontrollü ve ehlileştirilmiş bir yeşil alan dili yerleşir.

Proje, Beştepe için “AOÇ Müşterek Zemin” önerisini geliştirir. Amaç, alanı geçmişin dondurulmuş bir temsiline çevirmek değil; üretim ve kamusallık ilişkisini bugünün gündelik hayatına yeniden açmaktır. Bostan ağı, üretim birimleri, atölyeler, araştırma ve eğitim alanları, kültür merkezi, sosyal merkez, üretici pazarı, takas alanları, depolar ve esnek kullanım yüzeyleri bu kurgunun parçalarıdır.

6. Bahçeyi Yeniden Okumak

Proje süreci, zaman kavramının mekânsal karşılıklarını araştırarak başlamıştır. Tanpınar üzerinden ayarlanan zaman, Postman üzerinden parçalanan zaman, Lefebvre üzerinden ise toplumsal olarak üretilen mekân okunmuştur. Ardından millet bahçeleri, kamusallığı yeniden tanımlayan güncel mekânsal araçlar olarak incelenmiştir.

Sonuçta proje, iki farklı bağlamda aynı tavrı geliştirir: var olan belleği silmeden dönüştürmek, pasif peyzaj yerine çalışan kamusal altyapılar kurmak ve kamusallığı temsil üzerinden değil, kullanım üzerinden üretmek.

Atatürk Havalimanı’nda bu tavır, afet ve gündelik yaşam arasında dönüşebilen bir organizasyon zemini olarak ortaya çıkar. AOÇ’de ise üretim, öğrenme ve müşterek kullanım üzerinden yeniden kurulan kolektif bir peyzaja dönüşür.

Alice’in yolculuğu masalsı bir kaçış değildir. Her durak, kentin başka bir zamanını görünür kılar: silinen zamanı, parçalanan zamanı, temsil edilen zamanı ve yeniden kurulabilecek müşterek zamanı.

Bu proje bir bahçe tasarlamaz; bahçe adı altında ayarlanan zamanı, silinen belleği ve ehlileştirilen kamusallığı görünür kılar. Bahçe adı altında silinen hafızayı, bastırılan mekânları ve ehlileştirilen kamusallığı açığa çıkarır; saatleri ayarlayarak alanların kendi belleğinden türeyen mekânsal senaryolar ve potansiyeller aracılığıyla kamusallığı ve hafızayı geri çağırır.

Etiketler

Bir yanıt yazın