Eşdeğer Ödül, Baumit “Sağlıklı Bir Yaşam Alanı Olarak Ev” Tasarım Yarışması 2022

Eşdeğer Ödül, Baumit “Sağlıklı Bir Yaşam Alanı Olarak Ev” Tasarım Yarışması 2022

Zeynep Ece Katipoğlu ve Kaan Kağızman'ın ECO-FOLD başlıklı projesi, Baumit "Sağlıklı Bir Yaşam Alanı Olarak Ev" Tasarım Yarışması'nda Eşdeğer Ödül ve Jüri Özel Ödülü kazandı.

MANİFOLD Manifesto

İnsanlar Paleolitik Çağ’dan beri doğa olaylarından ve suni tehditlerden korunmak için barınmaya ihtiyaç duymuşlardır. Temelinde amacı aynı kalan barınma kavramı insanlığın gelişimiyle, dönüşüme uğramıştır. Uğradığı dönüşümle tehditlerden korunmanın yanı sıra konutun modern insanın teknolojik ihtiyaçlarına karşılık vermesi beklenmektedir. Bu yüzden değişen dünyada konut ölçeğinde Vitrivius’un belirlediği “Firmitas, Utilitas, Venustas” yani “sağlamlık, kullanışlılık, güzellik” kavramlarını yeniden ele almak gerekmektedir. Günümüzde tasarlanacak konutların sadece bu üç kavram üzerinden değerlendirilmesi yeterli olmayacaktır.

İklim krizi, göç dalgası ve pandemilerin neden olduğu sosyal, politik ve finansal belirsizlikler karşısında oluşan problemlerin üstesinden gelmek için sürdürülebilirlik ve kentsel planlama stratejilerine, insanlar arasındaki sosyal farklılıkları artıran ekonomi modeline ve insan-baskın üretim metotlarına yeni bir bakış açısı gerekmektedir. Artan ve sürekli göç halinde bulunan bir nüfusla birlikte kaynakların tükendiği bir gezegende nasıl yaşarız? Bu nüfus, kapasitesini aşmış kentlere nasıl yerleşir? Ne tür kentsel veya kırsal yaşamlar istiyoruz? Bu yaşamlara hangi üretim metotlarıyla ulaşabiliriz? Bu üretim metotları gelecekte nasıl dünya sağlayabilir?

Sistemin mevcut durumu, insanların temel ihtiyaçlarına bir noktaya kadar cevap verebilmektedir ancak bu cevap verebilme durumu tüm insanlar için aynı erişilebilirliğe sahip olmamakla beraber toplumların alışık olmadığı salgın, deprem, savaş gibi durumlarda insanlara sağlıklı yaşam alanları sunamamaktadır. Bu ihtiyaçlara cevap verememe durumu, sistemin hareketsiz, kısıtlayıcı ve antidemokratik olmasından kaynaklanmaktadır. Pazar ekonomisi odaklı barınma sisteminin insanları yaşamaya ittiği kentler ve kentteki konut tipolojileri, sorgulanan bu kavramların kendisidir. Bu yüzden afet durumlarında çağdaş bir toplumda yaşadığını düşünen insanlar gerçeğin bu durumdan çok öte olduğunu görmüşlerdir. İnsanların sahip olma dürtüsüyle satın aldıkları evler pandemi zamanında birer hapishaneye dönüşmüş, depremde yıkılmış, savaşlarda terk edilmiş; iletişim ve teknoloji kullanımı, spor ve ergonomik rahatlık gibi hiçbir sosyal ve fiziksel ihtiyaca karşılık verememiştir. Dolayısıyla bu konut tipolojileri insanın dönüşümüne ayak uyduramamaktadır. Bu bağlamda demokrasi sürdürülebilirlik ve hareket kabiliyeti gibi kavramlar etrafında yeni, yaşanabilir ve sağlıklı bir barınma sistemi kurulmalıdır.

Konutu oluşturan salon, mutfak, yatak odası gibi ana mahallerin yanı sıra mekanlaşma potansiyeli göz ardı edilen yatay ve düşey sirkülasyon elemanları, açıklıklar gibi yardımcı unsurları da dönüşebilme ve sistemin ihtiyaçlarını karşılayabilecek mekanlar oluşturabilecek şekilde yeniden yorumlamak şarttır. Bu dönüşebilme durumu konutun kendi içinde evrimleşebilmesine ek olarak bulunduğu yeri etkileme ve değiştirebilme kabiliyetidir. Farklı durumların getirdiği problemlere ve gereksinimlere ayak uyduracak derecede esnek, insanın ruhunu besleyecek manzaralara önayak olacak bir üretim metodu geliştirilmelidir. Bu bağlamda mevcut sistemin üretim metotlarından arınmış, günümüz problemlerini desteklemeyecek ve yeni problemlere yol açmayacak, sürdürülebilir malzemenin ve teknolojilerin geliştirildiği yöntemler kullanılmalıdır.

Sonuç olarak dünya çapındaki izolasyon ve kilitlenmenin ardından, insanların yaşam tarzlarında değişiklik olması kaçınılmazdır. İnsanlar doğaçlama ve sürdürülebilir bir yaşam tarzı arayışına başlayacaklardır. Barınma mekânı, mahalle ve toplum ölçeğinde çalışarak, insanların kişisel alan ve başkalarının sağlık haklarına saygı gösterirken birbirleriyle güçlü bir diyalog içinde kalmalarını sağlayacak kamusal ve özel alanların iç içe geçtiği bir mekâna dönüşmesi gereklidir. Dolayısıyla konutu oluşturan tüm boşluklar tek yorumlanıp, tüm eksenler boyunca hareket ettirilebilir ve yeniden konumlandırılabilir olmalıdır. Konuta dair bu çoklu bakış açımız, etkisi pandemiden sonra bile devam eden dünya çapındaki izolasyon altında insan sağlığını ve doğayı koruyan mimari tasarımın rolünü yeniden düşünmeye yönelik ilk adımdır.

ECO-FOLD Proje Raporu

Fizyolojik ihtiyaçlardan sonra insanın ihtiyaç duyduğu en temel ihtiyaç barınmadır. İklim krizinin etkisiyle insanlar kaynakların tükendiği yerlerden kentlere göç etmiş bu da hızla nüfusu artan kentlerde plansız ve niteliksiz şehirleşmeye yol açmıştır. Günümüzde barınma ihtiyacını karşıladığımız evlerin sağlam olmayışı, sağlıksız malzemelerden yapılması, artan nüfus ve göçler sonucu şehirlere yığılan insan topluluklarının sağlıklı mekanlarda yaşayamamasına neden olmuştur. Bu problemlerin üstesinden gelebilmek için kentsel planlama stratejilerini yeniden ele almak gerekmektedir.

Sağlıklı ev fikrini yalnızca tekil bir konut ve onun malzemesi üzerinden değerlendirmek doğru olmayacaktır. Bu konuya konutların bir araya gelişleri ve oluşan ara mekanların önerdiği yaşam potansiyelleri üzerinden değerlendirmek gerekmektedir. Yaşanılan evlerin çoğu kişinin yakınındakilerle vakit geçirecek serbest alanları bırakmadığı için kişinin çevresindeki insanlar ve diğer canlılarla iletişimini koparmış bulunmaktadır. Bu iletişimi kurmak için çoğunlukla buluşma alanlarına gidilmesi ve bunun önceden ayarlanmış olması gerekmektedir bu da insanın evinin yakınında istediği gibi vakit geçirememesine ve evini salt barınmak amacıyla kullanmasına yol açmaktadır.

Gebze, daha önce bahsedilen kişinin evinin yakınlarında çevresindekilerle vakit geçirmesine fırsat vermeyecek şekilde şehirleşmiştir. Kentsel dokuda ezici bir çoğunlukla niteliksiz betonarme yapılar bulunmaktadır. Sokaklar boyunca sıralanmış konutlar arasında kalan nadir boşluklar ise otopark alanları olarak düzenlenmiştir. Sanayi ile olan ilişkisi de ele alınırsa Gebze denince akıllara ‘gri ’den başka bir şey gelmemesi şaşırtıcı değildir.

Eco-fold 2.5×2.5 luk taşıyıcı sistemle öncelikle kullanıcının daha sonra yaşayan kentin ihtiyaçlarına göre artıp azalan ve buna eklemlenen birimlerden oluşan esnek yapı modülüdür. Bu modüllerin bir araya gelmesiyle oluşan konutlar 6 farklı senaryo üzerinden kurgulanmıştır. Bunlar; 1 kişilik modül-2 kişilik öğrenci modülü-2 kişilik modül-4 kişilik modül-6 kişilik modül-8 kişilik modül

Eco-fold Gebze Hacıhalil mahallesinde niteliksiz konut ve ticari yapılarla çevrili bir boşluğa yerleşir. Bünyesinde bulunan farklı konut modüllerindeki bir araya gelişler esnek ara mekanlar yaratır. Ahşap hem taşıyıcı sistem hem de cephe malzemesi olarak kullanılmıştır. Cephede kullanılan ahşap malzeme yapının hem içinde hem dışında hissedilecek şekilde kullanılmıştır. Ahşabın, yenilenebilir bir malzeme olması, enerji dostu olması nefes alan sağlıklı bir malzeme olması tercih nedenlerinden bazılarıdır.

Geliştirilen modüller kırsal, kentsel ve yüksek yoğunluklu kentsel yerleşim alanlarına uyarlanmıştır. Kırsal yerleşim yerlerinde birbirine biraz daha mesafeli ve alçak katlı modüller tercih edilmiştir. Kentsel yerleşimde birkaç katlı yapılar birbirlerine daha yakın konumlandırılmıştır. Yüksek yoğunluklu kentsel yerleşimde ise adaptif modüller uygun bulunan binaların çatılarına, 2 bina arasında kalan boşluğa ‘infill’ olarak yerleştirilmiştir. Ayrıca modüller yüksek katlı olacak şekilde düzenlenmiş ve yüksek nüfuslu metropole uyum sağlamıştır.

Modüllerin ahşap malzemeden yapılmış olmasının bir avantajı da hafif olmasıdır. Betonarme yapılar kadar ağır olmadığı için kentsel olarak değişen bölgelere kolaylıkla uyum sağlayabilmektedir. Hafif olmasının getirdiği bu mobilite modüllerin birbirine eklenerek ölçeklendirilebilmesini ve farklı topoğrafyalara adapte olabilmesini sağlar.

Etiketler

Bir yanıt yazın