Bursa’nın Tınısı

Bursa’nın Tınısı, yaşamı ve toplum için anlamlı olanı merkeze koyarak ve duygulanımsal arayüzü kullanarak, planlama deneyiminin yarattığı sıkışmışlığın dışına çıkan, sanatı bir yöntem olarak benimseyen, müzik ve heykeli Bursa’nın bugün ve geleceğine ait bedenleşmeleri üreten bir projedir.

Sanatla Kolektif Tasarım ve Mekânsal Bir Arayüz Olarak Enstalasyon

Sanat ve mekan üretimine dair yeni bir yaklaşım…

Planlama süreçleri son yıllarda daha fazla birbirini tekrar eden çıktılar üretmeye başladı. Bunun en önemli nedeni, planlamanın araçsallaştırılarak gerçek yaşam süreçlerinden kopuk, sadece bürokratik, teknik, verimlilik odaklı, yoğun veri temelli ve rutin bir üretim sürecine hapsolması ile ilişkili olabilir. Yaşamdan kopuk çıktılar yaratıcılığa alan açmayan sıkışmışlığın ezberleri ile kendini yeniden üretip duruyor. Halbuki, üretilen planlar geleceğin yaşamıyla ilgili kararları içeren belgeler olmalı. Şehircilik; toplumla güven köprüsünü kurmalı, toplumun kimliğini, duygularını, yaratıcılığını temsil etmeli, toplumsal bağları güçlendirmeli.

Bursa’nın Tınısı, yaşamı ve toplum için anlamlı olanı merkeze koyarak ve duygulanımsal arayüzü kullanarak, planlama deneyiminin yarattığı sıkışmışlığın dışına çıkan, sanatı bir yöntem olarak benimseyen, müzik ve heykeli Bursa’nın bugün ve geleceğine ait bedenleşmeleri üreten bir projedir. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Planlama Ajansı’nın yürütücülüğünde, Bursa 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın analiz ve karar üretim süreçlerine eşlik etmiş, doğaçlama yaratıcılığı esas almış, disiplinlerarası kolektif bir tasarım süreci olarak uygulanmıştır. Eczacılıktan hukuka, mühendislikten iç mimarlığa farklı meslek dallarından gençleri, sanatçıları, sanayicileri, karar vericileri bir araya getirmiştir. Proje; sezgisel, duygulanımsal, akılcı, ifadesel, müzikal ve mekansal bilgi üretimini bütünleştiren hibrit bir diyalog platformu olarak kurgulanmış; katılımcılığı sadece karar alma düzeyinde değil, yaşamın ve anlamın ortak inşası üzerinden ele almıştır.

Sanat burada bir ayrıntı olmaktan ziyade; karar verme sürecinin dili, kolektif sezginin yöntemi ve deneyimin ritmi olmuştur. Bu çalışma, bir çok paydaşın olduğu bir süreçte tekil bir estetik çıktı kaygısıyla değil, kolektif olarak örülen estetik bir sürecin toplumsal izini yaratma hedefiyle yürütülmüştür. Çalışmanın ne üreteceği değil, nasıl üreteceği önemsenmiş, bu da süreci demokratik temeller üzerine inşasına imkan vermiştir. Katılımcılar arasında yalnızca düşüncesel değil, duygulanımsal bir ortaklık yaratmış; bu ortaklık ise, empatiyle örülmüş güçlü toplumsal bağlara dönüşmüştür. Bursa’nın Tınısı, Bursa 2050 karar sürecinde, fikirlerin birlik, beraberlik, yapıcı tutum ve bağların ortak hareketle somutlaşma pratiğidir.

Döngüsel kolektif karar alma, sanatsal yorumlama…

Çalışma, Nisan–Kasım dönemine yayılan altı aylık bir süreci kapsamakla birlikte, esas olarak Mayıs ayında gerçekleştirilen yaratıcı atölyelerden üretilen bilgiyle şekillenerek ilerlemiştir. Bursa Akademik Odalar Birliği’ne bağlı meslek odalarının genç üyelerinin, Bursa Teknik Üniversitesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi öğrencilerinin, piyanist ve besteci Görkem Ediz, perküsyonist Ziya Özsökmenler, neyzen Sercan Peşan, heykeltraş Çağdaş Çakmak, mimar Alp Yılmaz ve Çini sanatçısı Şebnem Tuna’dan oluşan bağımsız sanatçıların katılımıyla gerçekleşmiş, Prof. Dr. Anlı Ataöv ve Dr. Öğr. Üyesi Can Gölgelioğlu tarafından yürütülmüştür.

Birinci adımda, Bursa’nın bugünü üzerine düşünülmüş, ardından geleceği hayal edilip seslendirilmiştir. İkinci adımda, bu düşünceler enstalasyon tasarımına dönüştürülmüş; üçüncüsünde ise, tasarımın prototipi üretilmiştir.

Program boyunca katılımcılarla 11 ana tematik aşamanın içinde 25 basamaktan oluşan yoğun bir süreç yürütülmüştür. Grup ve toplu ortaklaşma, seslendirme, besteleme, tasarım ve değerlendirme çalışmalarıyla; süreç her ne kadar doğrusal bir sırayla ilerlemiş olsa da, ifade, müzik ve tasarım arayışları birbirini besleyen, harekete geçiren ve kolaylaştıran döngüsel bir yapıda harmanlanmıştır.

Katılımcılar, önce tanışma oyunları ve sessiz yürüyüşle Bursa’daki yaşamla ilgili ilişkilendirmeler yapabilecekleri kentsel mekânı deneyimlemiş; ardından, Bursa’nın bugünü ve gelecekteki yaşamını ton, ritim, tempo gibi müzikal öğelerle betimleyerek ortak çizimler, sözlü ifadeler ve doğaçlama ezgiler üretmiştir. Tasvirler, kolektif tartışmalarla geleceğin gerçek sahipleri olan gençlerin manifestosuna dönüşmüştür. Sonrasında, bu ifadelerin ve ezgilerin kamusal alanda karşılık bulacağı bir enstalasyon üretimi ve besteleme süreci birlikte ilerlemiştir. Sanayi ve sivil toplum paydaşlarıyla yürütülen teknik çalışmalar, tasarımın uygulanabilirliğini sağlayan ayrıntılı uygulama çizimlerine dönüştürülmüştür.

Çalışma, atölye süreci ve onu izleyen beş aylık dönemde; müzikal temsil, manifesto yazımı, Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği (BUMİAD) ve Gümüş Enerji’nin destekleriyle gerçekleştirilen tasarım–imalat aşamaları ve imalathane ziyaretlerini içeren çeşitli buluşmalarla bütüncül bir şekilde ilerlemiştir.

Toplumsal estetiğin bedenlenmiş izleri…

Kamuya açık bir alanda konumlanan enstalasyon, iki farklı mekânsal dil arasında kurgulanan bir eşik deneyimi sunar. Yapının bir ucu, bugünü simgeleyen dar, sıkışık ve tekdüze bir koridora açılarak bireyin mevcut kent deneyimindeki sınırları ve zorlukları görünür kılar. Buna karşılık diğer uç, geleceği temsil eden ferah, geçirgen ve birlikte inşa edilen bir atmosfere açılır. Böylece ziyaretçi, kendi bedensel hareketiyle bu iki dünya arasında bir geçiş gerçekleştirir. Bu kurgu, bireysel çabayla ilerlenen “bugün” ile kolektif eylemle mümkün olan “gelecek” arasında bilinçli bir farkındalık yaratmayı amaçlayan mekânsal bir metafor olarak tasarlanmıştır.

Enstalasyonun merkezine doğru yükselen spiral form, umudu, sürekliliği ve dönüşümü temsil eden bir çekirdek öğe olarak yapı kurgusunun merkezine yerleştirilmiştir. Malzeme dili de bu anlatıyı güçlendirir: Bugünü temsil eden paslı çelik yüzeylerin sert ve yorgun dokusu, geleceğe işaret eden parlak yüzeyli çelik elemanların umut vadeden canlılığıyla karşıtlık kurar. Bu karşıtlık, zamanın iki farklı ruh hâlini aynı yapı içerisinde okunabilir kılar.

Tasarımın odak noktasında yer alan ve el hareketiyle dönen üç çark, Bursa’nın doğayla, tarihle ve insanla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi temsil eder. Cam, kauçuk ve çini malzemeleri ile simgelenen bu çarkların her biri kendi özgün sesini üretirken, ortadaki çini çark “Bursa’nın Tınısı” bestesinin yalın hâlini duyulur kılar. Böylelikle yapı yalnızca görsel bir enstalasyon olmaktan çıkar; işitsel ve duyusal bir bütünlük sunan çok katmanlı bir deneyime dönüşür. Metaforik olarak bu çarklar, sanayinin kentte bıraktığı izlere rağmen, ancak birliktelikle sağlanabilecek uyumu vurgular. Form, malzeme ve sesin birleşimiyle ortaya çıkan enstalasyon; toplumsal uzlaşıyı, müşterek üretimi ve kolektif hafızayı mekânsal olarak görünür kılan bir yapıya dönüşmektedir.

Projenin müzikal odağını oluşturan “Bursa’nın Tınısı – Timbre of Prusa” bestesi, yaratıcı sürecin hem taşıyıcısı hem de tamamlayıcısı niteliğindedir. Eserin temelini oluşturan melodik fikirler, yaratıcı atölyelerde ortaya çıkan doğaçlamaların rafine edilmesiyle biçimlenmiş; böylece kentin tarihsel katmanlarını anlatan bütünlüklü bir müzikal yolculuk ortaya çıkmıştır. Kompozisyonun başlangıcında Bizans dönemini çağrıştıran ezgiler duyulur; ardından Osmanlı dönemine ait ritmik yoğunluk, sufi geleneklerin içsel dinginliğiyle birleşir. Final bölümünde ise Cumhuriyet döneminin dinamik yapısı, Bursa’ya özgü halk ezgileriyle harmanlanarak daha çağdaş bir yorumla dinleyiciye ulaşır. Bu çok katmanlı yapı, kentin geçmişten geleceğe uzanan dönüşümünü duyusal bir anlatıya dönüştürür ve eser umut tonlarında son bularak geleceğe dair ortak bir iyimserlik sunar.

11 Kasım’da Merinos Kültür Merkezi’nde gerçekleşen açılış, yalnızca bir sanat temsili değil; Bursa’ya dair ortak bir tahayyülün mekânda ve seste karşılık bulduğu bir buluşmaydı. Bursa Oda Orkestrası’nın Görkem Ediz yönetiminde seslendirdiği eser, yaratıcı atölyelere katılan gençlerin bildirilerini koro hâlinde okumalarıyla birleşerek güçlü bir kolektif ifade üretti. Enstalasyon ile bestenin bütünleşmesi, kentsel geleceğin yalnızca teknik akılla değil, ortak yaşamımıza dair düşünsel yansımaların ve toplumsal katılımın katkısıyla nasıl şekillenebileceğini güçlü biçimde ortaya koymaktadır.

Etiketler

Bir yanıt yazın