1. Ödül, Self Sufficient Sanctuary

1. Ödül, Self Sufficient Sanctuary

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mimarlık Bölümü tasarım atölyelerinden Archi.Flow.Tecture atölyesi öğrencisi Fatma Sıla Yalçınkaya'nın "Self Sufficient Sanctuary" yarışması için tasarladığı proje birinci ödülü kazandı.

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mimarlık Bölümü tasarım atölyelerinden Archi.Flow.Tecture öğrencisi Fatma Sıla Yalçınkaya, Archiol tarafından düzenlenen “Self Sufficient Sanctuary” yarışmasında birincilik ödülü aldı. Illusionist Housing adlı proje; Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Gizem Özkan Üstün’ün yürütücülüğündeki “Underground Spaces” temalı projelerin üretildiği dönemde, Mimari Proje-4 kapsamında tasarlandı.

Proje Raporu:

Günümüzde iklim krizi, enerjiye erişim sorunları ve çevre kirliliği yalnızca ekolojik bir problem değil; aynı zamanda insanların yaşam hakkını doğrudan etkileyen toplumsal bir mesele hâline gelmiştir. Self Sufficient Sanctuary, bu gerçeklikten hareketle geliştirilmiş; mimarlığı yalnızca barınma sağlayan bir yapı olmaktan çıkarıp yaşamı koruyan aktif bir ekosistem olarak yeniden tanımlayan deneysel bir konut önerisidir.Proje; kendi kendine yeten (self-sufficient) tasarım anlayışına getirdiği yenilikçi yaklaşım, ekolojik ilkeleri bütüncül ve etkili biçimde tasarıma entegre etmesi, dayanıklı ve yenilenebilir yaşam çevreleri oluşturmayı hedefleyen güçlü vizyonu, sürdürülebilirlik odaklı tasarım anlayışı, kavramsal netliği ve kaynak bağımsızlığını esas alan çözümleriyle öne çıkmaktadır. Ayrıca çevre yönetimi ve insan refahına ilişkin günümüzün en önemli sorunlarına yenilikçi ve uygulanabilir çözümler sunma potansiyeli taşımaktadır.

Proje alanı olarak Kahramanmaraş’ın Afşin-Elbistan Termik Santralleri arasında yer alan Çoğulhan yerleşimi seçilmiştir. Bölge, yüksek düzeyde hava kirliliği, ağır metal salınımı ve enerji altyapısındaki kırılganlık nedeniyle Türkiye’nin en kritik çevresel sorunlarından birini temsil etmektedir. Tasarım, tam da bu olumsuz koşullar içerisinde yeni bir yaşam senaryosu üretmektedir. Kurgulanan senaryoda dört kişilik bir aile, termik santrallerin oluşturduğu çevresel tehditlerden uzaklaşmak yerine, bulunduğu coğrafyada doğayla uyumlu ve tamamen bağımsız yaşayabilen bir yaşam modeli kurmaya karar verir. Böylece konut, yalnızca bir barınak değil; enerji üreten, suyu yöneten, havayı temizleyen ve kendi yaşam döngüsünü sürdürebilen yaşayan bir organizmaya dönüşür.

Yapının temel tasarım yaklaşımı, dış kaynaklara olan bağımlılığı en aza indirirken doğal kaynakları döngüsel biçimde değerlendirmektir. Güneş enerjisi sistemleri, biyodizel destekli kojenerasyon sistemi ve enerji yönetim stratejileri sayesinde yapı kendi elektrik ve sıcak su ihtiyacını karşılayabilmektedir. Yağmur suyu toplanarak depolanmakta, filtrelenmekte ve yeniden kullanıma kazandırılmaktadır. Böylece su tüketimi azaltılırken doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı desteklenmektedir.

Projenin en özgün bileşenlerinden biri, yapıya entegre edilen mikroalg biyoreaktör sistemidir. Algler fotosentez yoluyla atmosferdeki karbondioksiti absorbe ederken oksijen üretmekte ve aynı zamanda havadaki bazı zararlı bileşenlerin filtrelenmesine katkı sağlamaktadır. Böylece yapı yalnızca çevreye zarar vermeyen pasif bir sistem olmaktan çıkar; bulunduğu çevrenin hava kalitesini iyileştiren aktif bir yaşam makinesine dönüşür. Yapı malzemesi seçiminde de bölgenin doğal kaynaklarından yararlanılmıştır. Sıkıştırılmış toprak tuğla (Compressed Earth Brick – CEB), doğal sıvalar ve düşük karbon ayak izine sahip malzemeler tercih edilerek hem üretim sırasında oluşan çevresel etkiler azaltılmış hem de yapının ısıl performansı güçlendirilmiştir.

Yeşil çatı sistemi, yağmur suyunun yönetimine katkı sağlarken yaz aylarında ısı kazancını azaltmakta ve biyolojik çeşitliliği desteklemektedir. Kompost tuvalet sistemi sayesinde atıklar yeniden değerlendirilebilmekte, su tüketimi önemli ölçüde azaltılmakta ve kapalı döngü prensibi güçlendirilmektedir. Böylece yapı, enerji, su ve atık yönetimini birbirine entegre eden bütüncül bir sürdürülebilirlik modeli ortaya koymaktadır. Self Sufficient Sanctuary, sürdürülebilir mimarlığı yalnızca teknik sistemlerin toplamı olarak değil; insan ile doğa arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasına yönelik bütüncül bir yaşam felsefesi olarak ele almaktadır.

Tasarım, çevresel felaketlerin yaşandığı bölgelerde dahi umudu temsil eden, doğayla rekabet etmeyen; onunla birlikte çalışan yeni nesil bir yaşam biçimi önermektedir. Bu proje, geleceğin konutlarının yalnızca enerji tüketen yapılar değil; enerji üreten, havayı temizleyen, suyu yöneten ve yaşamı destekleyen ekolojik organizmalar olması gerektiği düşüncesini savunmaktadır. Self Sufficient Sanctuary, mimarlığın çevresel krizlere karşı çözüm üretebilen dönüştürücü gücünü ortaya koyan; teknoloji, ekoloji ve insan yaşamını ortak bir sistem içerisinde buluşturan sürdürülebilir bir gelecek vizyonudur.

Proje adını aldığı “Illusionist House” (İllüzyonist Ev) kavramı, yapının temel tasarım fikrini ifade etmektedir. Afşin-Elbistan Termik Santralleri’nin gölgesinde yaşayan insanlar, sağlıksız yaşam koşullarıyla iç içe yaşamaktadır. Bu proje, mimarlığın dönüştürücü gücüyle bu olumsuz çevresel gerçekliğin içerisinde tamamen farklı bir yaşam deneyimi oluşturmayı amaçlamaktadır. Yapı, bulunduğu coğrafyanın zorlu koşullarını inkâr etmez; aksine bu sorunlara doğrudan çözüm üreten sistemler geliştirir. Bu nedenle yapı, kullanıcılarına adeta bir illüzyon yaşatmaktadır. Ancak bu illüzyon bir yanılsama değildir; gelişmiş ekolojik tasarım kararları sayesinde gerçeğe dönüşen yeni bir yaşam biçimidir. Dışarıdaki olumsuz çevresel koşullar ile içeride oluşturulan sağlıklı, güvenli ve doğayla uyumlu yaşam ortamı arasındaki güçlü karşıtlık, projenin “Illusionist House” adını almasının temel nedenidir. Illusionist House, mimarlığın yalnızca mekân üretmediğini; aynı zamanda yaşam kalitesini dönüştürebildiğini, en zorlu çevresel koşulların içerisinde bile umut, sağlık ve sürdürülebilirlik üretebileceğini gösteren bir tasarım yaklaşımıdır.

Etiketler

Bir yanıt yazın