1. Ödül, Mimar Sinan Müzesi ve Mimarlık Merkezi Ulusal Mimari Proje Yarışması

1. Ödül, Mimar Sinan Müzesi ve Mimarlık Merkezi Ulusal Mimari Proje Yarışması

‘Benim Mimar Sinan’da bulduğum şey ışığın kullanılması. Bu ışığı kendi filtresinden geçirerek estetik kazandırdığı mekanı kabul ettirmesidir. Mimar Sinan taşlarla bir mekan yapan bir mimar değil, dünyayı içine toplayan bir adam. Onun yaptığı pencerelerden sızan ışık, yalnız bir estetik anlam taşımaz. Işığın yarattığı atmosferin gerektirdiği ulviyeti de katar camilere. Ben Sinan’ın binalarına dıştan baktığımda onun taşlarında bir yaşam hissediyorum. Onu kuşlarla, ağaçlardan düşen gölgelerle birleştiriyorum ve onun resmini çekiyorum. Ben bir nevi kubbelerden sızan rüzgarın müziğini dinlemek istiyorum; mimari bir senfonidir, onu buluyorum Sinan’da…’

Ara Güler

(Usta, P. (2017). Ara GÜLER ile RÖPORTAJ.)

Görülen odur ki Mimar Sinan adına tasarlanacak bir mekanda, ancak ve ancak kullanıcı ile Sinan arasında arabuluculuk görevi üstlenebilecek bir yüzey/fon oluşturabilir.

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Kayseri’de, Erciyes Dağı’nın eteklerinde konumlanan tasarım; tarihi köklerinden, bağlamından ve Büyük Usta Mimar Sinan’dan beslenerek, kentliye yeni ve çağdaş bir odak olmayı hedeflemiştir.

Bu amaç doğrultusunda yapı, Ustanın kendisi ile yarışacak bir mimari öge olmaktan çok kentlinin Sinan ile kurduğu bağlantıyı arttıracak naiflikte bir FON (arkaplan) oluşturmaktadır. Yapı, deneyimi süresince kimi zaman Mimar Sinan’a ve eserlerine, kimi zaman ise kullanıcıya bu fonu oluşturarak, kullanıcıyı bu deneyim sürecinde pasif rolden etken bir role büründürüyor.

Mimar Sinan’ı anlamaya veya tartışmaya yardımcı olacak ‘mekansal durumlar/ kurgular’…

Bu kurgular yapıda kendini fon oluşturacak yüzeylere yani duvarlara dönüştürüyor.  Bu duvarların takibi doğrultusunda önerilen yapısal patika, kullanıcıyı peyzajda Kayseri Tarihi ile başlattığı yolculukta, içeride Mimar Sinan’ın hayatına/eserlerine ortak edip sonunda terasta Ustanın en büyük esin kaynaklarından olan Erciyes Dağı ile baş başa bırakıp, yapıdan öyle uğurluyor.

Tasarım, mevcutta yoğun bir programa sahip olan kent parkının yanında, içine dönük yapısıyla kullanıcı ile mekan arasındaki bağı arttırıp, Usta’ya duyulan minneti aktarmayı hedeflemektedir. Tasarım kurgusu ve duvarlardaki(yüzeydeki) yarıklar(boşluklar) sayesinde kullanıcının iç ve dış mekanlar arasındaki duyusal iletişimi korumaya devam ederken kullanıcıyı çevreden yalıtarak, kullanıcının biraz kendisine biraz mekana ve en önemlisi Usta’ya dönmesini sağlıyor. Tasarlanan tüm fiziksel ögelerin duyusal algılara dönüşmesi ve kullanıcının mekan ‘hissi’ni yeniden ele alması hedeflenmiştir.

Kullanıcılar için bu duvarların içerisinde olma hissi, mekanı ve mekanın olasılıklarını merak ettirmesi, aidiyet duygusunu arttırması ve bunu yapı dışından yani peyzajdan itibaren yapması tasarımın ana motivasyonudur. Bu nedenledir ki peyzaj düzenlemesinde bitkiler Kayseri yöresine uygun türler arasından seçilmiş ve tasarımı bilinçli olarak olabildiğince yalın bırakılmıştır. Peyzajın bu yalın kimliği ile mimariyi neredeyse kullanıcıya sunması, ona bir zemin oluşturması hedeflenmiştir. Bununla birlikte yöreyle olan bu tanışıklık hissi, yapının insanla kurduğu samimi ölçek ve olağan dışı hiç bir şeyin kullanıcı algısını manipüle etmemesine yardımcı olacak şekilde kullanıcının bu hissi yeniden düşünmesini sağlamayı hedefliyor.

Bu coğrafi sadakat, yerin sesine kulak vermek bir anlamda tasarımın da mottosu olmuştur. Cephe/duvar/taşıyıcı kısaca yapının tektonik ve mimari tüm ögelerini karşılayan duvarları yöreye özgü madenlerden elde edilen doğal bir taş ile tek bir malzeme ile üretilecektir. Alışıldık yapıların aksine yerinde kolay  üretilebilen bir yapı olması ile doğa ile minimum zarar ilişkisi kuran bu duvar kullanımı, hem yöresel geleneklerin devamlılığını sağlamak hem de bu gelenekleri modernize ederek kentliye yeni bir bakış açısı kazandırmaktadır. Duvar; tek malzeme, tek üretim, tek mekan aksine sonsuz duyu ve farklı deneyim kazandırması hedeflenen kendi başına duran bir sergi ögesi haline gelmektedir.

Bu durum ile kentli ile yapı arasındaki bağı arttırıp, kente değer katan bir alan oluşturmak adına tasarımda kamusallık kavramı ön plana çıkartılmıştır. Bu bağlamda peyzajın sadece yapıyı ön plana çıkarak bir fon olması dışında müze kullanımına katkı sağlaması da amaçlanmıştır. Bu alana müze programını destekleyen Kayseri tarihinden beslenen ‘duraklar’ ve işlevler tanımlanarak kullanıcıya çeşitli deneyimler sunmak hedeflenmiştir. Aynı zaman peyzaj, gerekli görüldüğü durumlarda hemen alanın yanında bulunan festival/panayır alanı ile birlikte çalışması öngörülerek tasarlanmıştır. Belli aralıklarla “Tasarım Bienali”, “Müzik Resitalleri”,  “Mevsim Festivalleri” vb etkinlikler düzenlenip, halk ile yapı arasında bağın daha da güçlenmesi hedeflenmiştir. Müze ve mimarlık merkezinin çatıları ise yine kullanıcılara açık ve hem şehre hem de Erciyes Dağı’na farklı bir kottan ortak olma imkanı sağlaması için peyzajın devamlılığında açık teras olarak tanımlanmıştır.

Müzede sergi düzenini destekleyen duvarlar, mimarlık merkezinde ise bir sergi aksı tanımlamaktadır. Bu sergi aksının, Mimar Sinan’a yönelik mimari belleğin güncellenmesine olanak tanıyacağı öngörülmüştür. Atölyeler, sergi aksının ve mimarlık merkezinin kalbinde konumlanmış, kentliler ve kamusal peyzaj ile bağlantı kurması amaçlanmıştır. Bu kararlar doğrultusunda, kent ile bütünleşen bir mimarlık merkezi tasarımı hedeflenmiştir.

Tüm bu tasarım kararları doğrultusunda, yapının Mimar Sinan Müzesi ve Mimarlık Merkezi olarak sadece bir kültür yapısı olarak kalmaması aynı zamanda kentlinin yeni bir “durak” yeni bir “merak” noktası olmasına özen gösterilmiş, kamusal alanda sunulan bu program ve etkinlikler sayesinde çağdaş bir sembol olarak Kayseri’yi temsil etmesi hedeflenmiştir.

Etiketler

Bir cevap yazın