Yanlış soruya Yanlış yanıt: Uzunyuva’ya Çatı

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin de katkılarıyla ÇATIDER tarafından "Arkeolojik Alanda Çatı" genel başlığı altında "Milas Uzunyuva Anıtmezarı Koruyucu Çatı Yarışması" konulu, mimarlık öğrencilerine yönelik bir tasarım yarışması düzenlendi.

Kamu kullanımına yönelik, çok boyutlu, kapsamlı, kendi içinde iddialı mimarlık konularında gerekli tasarıma, birçok mimarın görüşlerinin, düşüncelerinin, bilgilerinin ve hayallerinin yarıştığı projeler arasında yapılacak seçimle ulaşmak, her zaman daha yararlı ve üretken olacaktır. Hele, genç kuşakların çağımızı, çağımızın ihtiyaçlarını, değerlerini, yeni inşaat malzemeleriyle harmanlayarak yapacakları tasarımlar, belki çok daha yaratıcı seçenekler ortaya koyacaktır. Belki de bu tasarımların arasından yeni ufuklara kapılar aralanabilecektir.

Arkeolojik alanların korunmasına yönelik çatı tasarımı geliştirmek bir yana, bunu düşünmüş olmak ve bu konuda yarışma düzenlemek bile, öncelikle insanlık mirası olan arkeolojik değerlerin korunması açısından son derecede önemli ve alkışlanması gereken bir girişimdir. Biz de bu girişimi başlatanları, emeklerini koyanları kutluyor ve alkışlıyoruz. Ancak burada bir soru ortaya çıkmaktadır: Her arkeolojik alan çatıyla kaplanabilir mi, kaplanmalı mı, kaplanırsa doğru olur mu? Aynı soru, açık alanlardaki arkeolojik eserler için de geçerlidir: Açık alanlardaki her arkeolojik eser çatıyla korunmalı mıdır? Yoksa bu eserleri korumak için farklı yöntemler mi geliştirilmelidir?

Kanımızca bu soruların yanıtlarını verebilmek için öncelikle o arkeolojik alanın veya açık alandaki arkeolojik eserin yeterince tanınması gerekir. Hele söz konusu olan, konunun uzmanlarınca “yüzyılın arkeolojik buluşu” olarak adlandırılan Milas’ın Uzunyuva’sı ise tanımak, algılamak, anlamak ve bilmek gibi kavramlar çok daha büyük önem kazanıyor.

Uzunyuva Nedir?

Milas’ın Hisarbaşı tepesinin doğu yamacında yükselen büyük terasın ortasındaki podyum üzerinde Korint biçemli bir sütun vardır. Sütunun dikildiği M.Ö. 1. yüzyılın son yıllarından günümüze, 2000 yılı aşkın bir süredir leylekler bu sütunun üzerine yuva yapmaktadır. Bu nedenle Mylasalılardan Milaslılara yöre halkı da bu sütunu ve çevresini “Uzunyuva” diye adlandırmakta ve öyle anmaktadır.

1994 – 95 yıllarında Milas’ta, Uzunyuva’da yüzey araştırması yapan Prof.Dr. Frank Rumscheid’e göre; M.Ö. 377 – 351 yıllarında Perslerin Karia satrabı (valisi) olan Maussollos, kendisi ve hem eşi ve aynı zamanda hem kız kardeşi olan Artemisia için Mylasa’da bir anıtmezar yaptırmaya başlamıştır. Ancak Maussollos, başkenti M.Ö. 367 yılında Mylasa’dan Halikarnassos’a taşıyınca, Mylasa’daki anıtmezar inşaatı da yarım kalmıştır. Maussollos, başkenti taşıdığı Halikarnassos’ta kenti yeniden kurarken, kendisi ve eşi (kız kardeşi) Artemisia için Halikarnassos’ta yeniden anıtmezar inşaatını başlatmıştır. Maussollos’un ölümünden sonra Artemisia tarafından tamamlanan anıtmezar, daha sonra yüzyıllar boyunca “Dünyanın 7 harikasından biri” olarak kabul edilmiştir.

Prof.Dr. Frank Rumscheid’e göre Mylasa’da yarım kalan anıtmezar ile Halikarnossos anıtmezarının taban ölçüleri birbirine çok yakındır. Halikarnasos Maussolleumu’nun taban ölçüleri 32.5 x 38.5 metredir. Uzunyuva’daki üst podyumun boyutları ise 29.4 x 36 metredir. Üst podyum, Hisarbaşı Tepesinin doğu yamacında 91 x 110 metrelik bir terasın ortasında yükselmektedir. Terasın doğu temenos duvarının yüksekliği ise 10 metredir.

Prof. Dr. Rumscheid’in belirttiğine göre, Uzunyuva sütunu, M.Ö. 377 – 367 yılları arasında yapılan büyük teras ile ortasında yükselen podyumun doğu kenarının ortasına M.Ö. 1. yüzyılın sonlarıyla M.S.1. yüzyılın başlarında dikilmiştir. Sütun; M.Ö. 40 yılında ölen Mylasa şehrinin ünlü konuşmacısı ve halk önderi Euthydemos’un torunu Menandros tarafından yaptırılmış bir “onur sütunu”dur. Sütunun üzerine “Halk, Menandros’u Uliades’in oğlu ve Euthydemos’un torununu, memleketin iyilikseveri ve iyilikseverlerin evladını heykel olarak buraya dikti” diye bir yazı kazıtılmıştır. 1775 yılında Richard Chandler, sütunun Menandros’un onur heykelini taşıdığını belirtmiştir. Londra’daki Sociaty Of Dilettanti tarafından 1797 yılında bastırılan kitapta sütun ve altyapısı ilk kez ayrıntılıca ve ölçüleriyle gösterilmiştir. 1840 yılında ise sütunun üzerindeki yazıt, ev sahibi tarafından kazıtılarak silinmiştir. Ondan sonra da yazıt ile sütun arasındaki bağ unutulmuştur.

1932 yılında Alfred Laumonir, Uzunyuva sütununun ve altyapısının bir tapınağa ait olduğunu düşünmüş ve yazmıştır. Ardından gelen diğer arkeologlar ve tarihçiler de bu yanlışı sürdürmüşlerdir.

Milaslı Prof.Dr. Aşkıdil Akarca, kardeşi Turhan Akarca ile birlikte 1954 yılında yayınladığı “Milas – Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi” adlı kitabında bu alanın “Eski Çağda Karialıların, Lydialıların ve Mysialıların ortak milli ilahları olan Zeus Karios adına Mylasa’da yapılmış tapınak alanı” olabileceğini ileri sürmüştür. Prof. Dr. Akarca, söz konusu tapınağın Uzunyuva’da olabileceğini” belirterek “Bugün Hisarbaşı’ndaki muazzam mabet yıkıntısının, bu ilahın mabedi olması muhtemeldir” diye yazmıştır. Bu yanlış, 2006 yılına dek sürmüştür. Alman Arkeoloji Profesörü Frank Rumscheid, Oxford Üniversitesi’ndeki sempozyumda, Uzunyuva üzerine yaptığı sunumda, bu alanın aslında “yarım kalmış bir anıtmezar” olduğunu ilk kez açıklamıştır (Prof.Dr. F.Rumscheid ile röportaj – Milas Ticaret ve Sanayi Odası Dergisi, Sayı : 48, Tarih : Ekim 2010, Olcay Akdeniz).

30 Temmuz 2010 tarihinde Milas Jandarması tarafından Uzunyuva’da kaçak kazı yapılmakta olduğu ortaya çıkartılmış ve kaçak kazı yapanlar yakalanarak adalete teslim edilmiştir. Çok üzücü bu kaçak kazı ve soygun olayı, Prof. Dr. Rumscheid’in o güne kadar yalnızca bir “tez” olan görüşlerini doğrulamış ve Uzunyuva’nın bir tapınak olmayıp bir anıtmezar olduğu kanıtlanmıştır.

Bugünün tartışma konusu ise anıtmezarın kime ait olduğudur. Prof. Rumscheid’in tezine göre anıtmezar, Maussollos’un kendisi ve eşi (kız kardeşi) Artemisia adına yapılmaya başlanmış fakat yarım kalmıştır. Hatta bu nedenle içine gömü bile yapılmamış olmalıdır. Eğer içine gömü yapılmış ise bu, daha sonraki bir tarihte başka birisinin gömüsü olması gerekir… Uzunyuva’da başlatılan kurtarma kazısında görev alan arkeologlara göre ise bu anıtmezar; Rumscheid’in savının aksine Maussollos’un babası Hekatomnos (M.Ö. 392 – 377 yıllarında Perslerin Karia Satrabı – Valisi) için yaptırılmıştır. Elbette bu iki tezden hangisinin doğru olduğunu sürdürülmekte olan araştırmalar ortaya koyacaktır.

Sonuçta; Hisarbaşı’ndaki büyük teras ve ortasındaki podyum, üzerindeki Menandros’un heykel kaidesi olarak dikilen Uzunyuva sütunundan bağımsız bir ana yapıdır. Hekatomnos adına yapılmış olsa da, oğlu Maussollos ile eşi (kız kardeşi) Artemisia için yapılmış olsa da Uzunyuva Anıtmezarı, tamamlanmamış bir eserdir. Tamamlanabilmiş olsaydı bu anıtmezarın görünümü; 91 x 110 metre boyutundaki büyük terasın ortasındaki 29.4 x 36 metre taban alanında, 3 metre yüksekliğindeki üst podyumun üzerinde, Halikarnasos Maussolleumu gibi 55 metre yükselen bir anıtmezar olmalıydı.

Uzunyuva’ya Çatı Gerekli mi?

Öyleyse Uzunyuva Anıtmezarını korumak amacıyla yapılacak “çatı” tasarımı, bu durum göz ardı edilerek yapılamaz ve yapılmamalıdır. Yalnızca üst podyum ve sütunu kapsayacak şekilde Uzunyuva’ya yapılacak her şekildeki çatı, eserin özüne müdahale anlamına gelecektir. Şimdiki durumda, definecilerin deldiği üst podyumun üzerindeki giriş ve üstündeki çatı da kesinlikle kaldırılmalı, delik aslına uygun bir şekilde kapatılmalıdır. Zemindeki mermer blokların arası ise yağmur ve dış sulara karşı yalıtılmalıdır.

Anıtmezara giriş, kurtarma kazılarıyla ortaya çıkartılan giriş kapısından sağlanmalıdır. Teras zemininden yaklaşık 8 metre aşağıdaki mezar odasının önündeki dromosa açılan kapıya ulaşımın, aynı stadyumlardaki tünel girişleri gibi zeminde, yükseltisiz bir biçimde, kaydırmalı bir kapı düzeneğiyle sağlanması daha uygun olacaktır.

Teras zeminin altındaki mezar odasının ve bu odaya ulaşan dramosun yağmur veya dış sulardan korunması, çatısız bir yöntemle sağlanmalıdır. Bunun için teras zeminin, uygun akıntı eğimi verilerek temenos duvarı veya dolgu bloklarının boyutlarında kesilmiş mermerlerle kaplanması, blokların arasının ise sızdırmasız bir şekilde yalıtılması yeterli olacaktır.

Büyük teras üzerinde sergi amaçlı gereksinme duyulan kapalı mekanların ise büyük terasın kenar duvarlarına yakın bir şekilde, özellikle batı ve kuzey kenarlar boyunca uzanan stoa görünümlü mekanlar olması kanımızca daha uygun olacaktır. Stoa görünümlü mekanlar olabildiğince üst podyuma uzak olmalı ve yüksekliği asla podyumu ezecek bir görüntü oluşturmamalıdır.

Geçici Çözüm …

Kurtarma kazıların sürdürülmesi göz önüne alınarak üst terasa yapılacak geçici yalıtım için teras zemini yüzde 5 eğimle kum veya kil ile kaplanarak akıntı eğimi oluşturulmalı, bunun üzeri ise ondulin veya singıl çatı örtüsüyle kaplanmalı, üstüne ise çakıl serilmelidir. Eğer zeminde yeşil singıl çatı örtüsü kullanılacaksa, üzerine çakıl serilmeyebilir. Kazıların sürdürüleceği açma alanlarına ise, ilk bakışta geçici olarak yapıldığı anlaşılabilecek, hatta kaydırılarak taşınabilir şekilde kullanılabilecek, ahşap direkler üzerine hafif çatı örtüleri ile yapılabilir. Açma alanları, zorunlu bir durum olmadıkça, belirtilen yöntemin kullanılabilmesine izin verecek büyüklükleri aşmamalı, yükseklikleri ise üst podyumun yüksekliğinin en çok yarısı kadar olmalıdır.

Sonuç

2000 yılı aşkın bir süredir leyleklerin konup yuva yaptığı Uzunyuva’ya ne şekilde olursa olsun çatı yapmanın, koruma ve yalıtım için doğru bir adım olmayacağını düşünüyoruz. Çatılı bir sistem, Uzunyuva’da eserin özüne müdahale anlamına gelecektir. Uzunyuva’ya nasıl bir çatı yapalım, deyip bu soruya yanıt araştırmak, yanlış bir soruya doğru yanıt araştırmak gibi olacaktır.

Öyleyse, Uzunyuva’daki leyleklerin yuvasını bozmayalım.
Bırakın, leylekler Uzunyuva’ya yuva yapmayı sürdürsünler.
Anıtmezarın mezar odasının yalıtımı için elbette başka seçenekler bulunabilir.

Etiketler

Bir cevap yazın