Allies and Morrison tarafından Cambridge'deki Darwin College’a eklenen John Bradfield Court, çağdaş bir yapı ile tarihi yapının hassas restorasyonunu birleştiriyor. Proje, öğrenci konaklaması ve çok amaçlı etkinlik alanları sunarken, özgün mimari karakteri koruyor ve sürdürülebilir tasarım stratejilerini benimsiyor. Yeni ve eski yapıların uyumlu birleşimi, kolejin tarihi ve çağdaş katmanlarını başarıyla bütünleştiriyor.

Görseller: Jack Hobhouse
Cam Nehri kıyısında yer alan Darwin College Cambridge, 18. ve 19. yüzyılın konut mimarisi, seçkin 20. yüzyıl kolej binaları ve nehir kenarı peyzajından oluşan bir bütün. John Bradfield Court, bu zengin yapı kolajına ve tarihsel katmanlara en yeni katkı olarak eklenmiş bulunuyor. Kolejin şehre en yakın sınırını belirliyor, yeni bir giriş yaratıyor ve çok amaçlı yeni bir mekanın kendine özgü heykelsi formunu ekliyor.

Ayrıca kolejin en eski kısmıyla ilgilenerek, II. derecede koruma altındaki Old Granary’yi restore ediyor. 1880’lerde mimar JJ Stevenson tarafından konut kullanımına dönüştürülen Old Granary, 1960’larda öğrenci konaklamasına çevrilmiş ve tarihî mekanların kalitesine pek önem verilmemişti. Allies and Morrison, şimdi burayı örnek bir şekilde restore ederek çağdaş öğrenci konaklaması sunarken, orijinal binanın karakterini ve bütünlüğünü yeniden kazandırıyor.

Çok amaçlı mekan olan John Bradfield Room, küçük ama mimari açıdan iddialı bir müdahale. Yakındaki maltings’i anımsatan sıra dışı, dik çatısı binaya hassas tarihî konumunda güçlü ve karakteristik bir varlık kazandırıyor. Kolejin çevre duvarının üzerinden bakıldığında, mevcut binaların çeşitli formlarıyla resmedilmeye değer bir kompozisyon oluşturuyor.

İç mekânda, yüksek ve ışık dolu hacmi ile çevresel oturma alanlarının birleşimi sayesinde bir manastır toplantı odasını andırıyor. Koleje, eski binaların ev ölçeğindeki mekanlarından veya kolejin 1960’larda kurulduğu dönemde yaratılan daha büyük ortak alanlardan farklı olarak ihtiyaç duyulan toplantı ve etkinlik alanını sağlıyor.

Old Granary’nin restorasyonu, özgün binanın kendi sesiyle konuşmasına olanak tanıyan, ince ve akıllı bir dönüşüm gerçekleştirmiş yeni müdahaleleri ön plana çıkarmıyor. Karakter dolu odalar sunarken, alan kalitesi veya tarihî binanın bütünlüğünden ödün vermiyor, aynı zamanda modern hizmetler ve banyolar sunuyor. Mekân düzenlemeleri dikkatle entegre edilmiş, mekanik havalandırma için gizli menfezler dahil edilmiştir. Banyolar, ana odaların bölünmesi yerine ikincil alanların dönüştürülmesiyle sağlanmış.

Old Granary’nin tuğla ve ahşap yapısı, mümkün olan her yerde açığa çıkarılmış ve tarihî binanın kimliğini korurken, kireç sıva gibi geleneksel malzemelerle tamamlanmış. Ortaya çıkan konaklama alanları, tarihî bir binayla ilişkili özgünlük ve karakteri, çağdaş olanak ve konforla birleştiriyor, bol ışık alan cömert odalar sağlıyor.

Tüm projeyi karakterize eden özen, sürdürülebilirliğe yaklaşımında da görülüyor. Yeni binada ve tarihî binanın performansında pasif stratejiler uygulanmış, “fabric-first” yaklaşımı benimsenmiş. Bu, ısı geri kazanımı ve düşük karbon teknolojileri, yer kaynaklı ısı pompası ile destekleniyor.

Projenin iki tamamlayıcı unsuru, çağdaş müdahale ile özenle düşünülmüş korumanın başarılı birleşimini örnekliyor ve kolejin sıra dışı karakteri ile evrimsel gelişimini yansıtıyor.
