Snøhetta, Philip Johnson’ın AT&T Binasını Yeniledi

Mimarlık stüdyosu Snøhetta, daha önce AT&T binası olarak bilinen postmodern 550 Madison Avenue binasında bir dizi yenileme gerçekleştirdi.

Snøhetta, 197 metre yüksekliğindeki binanın yenilemesi kapsamında, bazı cephelere açıklıklar ekledi, halka açık bir bahçe tasarladı ve yapıyı iyileştirilmiş havalandırma ve yükseltme sistemleriyle donattı.

Stüdyo, binaya yaklaşımın “cerrahi” olduğunu, müdahalelerin çoğunun içeride meydana geldiğini ve bunun da dış cephelere açıklıklar eklenmesine olanak sağladığını ifade etti.

“Kimse yapıyı o kadar uzun süredir işgal etmemişti ki, bir bakıma sağlık değerlendirmesine ihtiyaç duyuyordu. Temiz havaya ihtiyacı vardı. Gün ışığına ve kiracılarına verilen ferahlığa ihtiyacı vardı, doğaya erişmeye ihtiyacı vardı, tüm bunlar onu bir zamanlar sahip olduğu ihtişama geri getirmek içindi.”

Şimdilerde 550 Madison Avenue olarak anılan, Philip Johnson ve John Burgee tasarımı granit kaplı bina, 1984 yılında açıldığında, aynı adı taşıyan ünlü bir Amerikalı üreticinin mobilyalarını andıran alınlığı nedeniyle “Chippendale” binası olarak adlandırılmıştı.

Başlangıçta Amerikan telekomünikasyon şirketi AT&T için inşa edilen ve AT&T binası olarak bilinen yapı daha sonra Sony tarafından kullanıldı ve ardından küresel yatırım şirketi The Olayan Group tarafından satın alınmadan önce birkaç yıl boş kaldı.

2017’de Snøhetta, binanın alt kısımdaki cephesini yeniden yapılandırma planını açıkladı, ancak plan, yerel toplulukların protestolarının ardından binaya kent simgesi statüsü veren şehir yönetimi tarafından iptal edildi.

Gerçekleştirilen yenileme, müdahaleleri cepheye indirgeyerek değişen statüye riayet etmeyi amaçladı. Yeni olanaklar için bir pencere bloğu oluşturmak üzere orijinal taşın sadece küçük bir kısmı kaldırıldı ve diğer alanlardaki taşı onarımı için kullanıldı.

Stüdyoya göre asıl amaç, kulenin tabanındaki alanları halka açmak ve vitrinleri sokak seviyesinde yeniden tasarlamaktı.

“Binanın alt katı zorluydu. Phillip Johnson da aynı şeyi söyledi. Kelimenin tam anlamıyla kendi binasını eleştirdi. Harika bir bina. Hala gerçekten seviyorum ve her zaman keyif aldım, binanın alt katlarının keyfini çıkarabildiğiniz için şimdi daha çok sevdiğimi hissediyorum.”

“Binaya ne kadar cam koyacağımız hakkında çok fazla tartışma oldu. Ama önemli olan, bu alanlara ışık getirmenin bir yolunu bulmaktı. Bu nedenle, binanın aşağıdaki bahçelere bakan batı tarafına cam ekledik ve alanı, daha önce çok az gün ışığı alan bu katın dışına göre biraz daha bağlantılı hale getirdik.”

Snøhetta, zemin seviyesindeki alanları açmak için bir asansör aracılığıyla Madison Avenue’den lobiye ve halka açık bahçelere “kesintisiz” manzaralar oluşturdu.

Bahçe, yeniden tasarlanmış bir orta blok geçitten yapıldı. Snøhetta, alana bir su öğesi ve bir cam gölgelik ekledi.

“Yeni bahçe tasarımımız, ikonik 550 Madison binasını çevreleyen sokakları erişilebilir, bolca bitki örtüsüyle kaplı ve oldukça görünür bir kamusal alana dönüştürüyor.”

Stüdyo ayrıca daha iyi hava kalitesi sağlamak, daha az enerji kullanmak ve önceden mekanik parçaların işgal ettiği iç alanı daha fazla açmak için havalandırma sistemini değiştirdi.

Sistem aynı zamanda binanın havalandırma sisteminde kullanılan lombozların bir kısmının açılarak pencereye dönüştürülmesine olanak sağladı.

“Bu anlamda daha çevreci bir sistem. Ama aynı zamanda, mekanik alana tahsis edilmiş binlerce metrekarelik alanı yeniden tasarlayabildik.”

Eski sistemin kaldırılması, stüdyonun revaklarda ve ofis alanlarında daha fazla yükseklik yaratmasına da imkan sağladı. Kiracıların bireysel alanlarda değişiklik yapmasına izin verilirken, Snøhetta üst katlardaki mermer merdivenlerin muhafaza edilmesi konusunda ısrar etti.

Etiketler

Bir cevap yazın