Real Madrid'in yönetimi, teknolojiye duyduğu güvenle kentsel alandaki zorlukları avantaja çeviren cesur bir vizyon ortaya koydu.

Fotoğraflar: Marcus Bredt
GMP Architekten, L35 ve Ribas & Ribas ortaklığında gerçekleştirilen projeyle, tarihi Estadio Santiago Bernabéu, Real Madrid’in 7/24 ticari, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını kesintisiz karşılayacak şekilde dönüştürüldü.

Madrid’deki bu devasa yenileme operasyonu, sıfırdan yeni yapılar inşa etmek yerine dünyanın en büyük ve en karbon yoğun binaları arasında yer alan mevcut tesislerin ömrünü uzatmanın ve onları dönüştürmenin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. GMP Architekten direktörü Martin Glass, stadyumun geliştirilmesindeki temel itici gücün “tam zamanlı kullanım” olduğunu belirterek, haftada yalnızca birkaç saat kullanılan son derece pahalı bir tesisin esneklik kazanarak toplumla bütünleşmesi ve bir spor mekanından çok daha fazlasına dönüşmesi gerektiğinin altını çiziyor.

1947 yılında kapılarını açan ve yıllar içinde kulübün büyümesine paralel olarak birçok geçici eklenti ve revizyon gören stadyum, 1 milyar avroyu aşan devasa maliyetiyle tarihin en büyük dönüşümlerinden birini yaşadı. Martin Glass’ın “yenileme için çok büyük bir para” olarak nitelendirdiği bu yatırım; taraftar deneyimini maç günlerinde zirveye taşırken, Real Madrid’in küresel marka değerini artırmayı ve binanın ticari potansiyelini maksimum seviyeye çıkarmayı başardı. Orijinal beton yapının tarihi kimliği, ruhu ve karakteri özenle korunurken, binanın tamamı paslanmaz çelik panellerle sarılarak dijital çağın gereksinimi olan çarpıcı ve akılda kalıcı bir görsel kimlik kazandırıldı.

Projenin en dikkat çekici ve çığır açan mühendislik başarılarından biri, maç günleri dışındaki zamanlarda da binanın aktif olarak kullanılmasını sağlayan yenilikçi eklemeler oldu. Bu kapsamda eklenen açılır kapanır çatı ve devrim niteliğindeki geri çekilebilir zemin sistemi, ana sahanın çim yüzeye hiçbir şekilde zarar vermeden konserler, fuarlar ve farklı spor müsabakaları için düzenli olarak kullanılabilmesine olanak tanıyor. Stadyumun etrafının tamamen yollarla çevrili olması ve yapının 50 metre derinden geçen halka açık bir metro hattına komşu olması, Tottenham veya Schalke gibi projelerde görülen dışarıya kaydırma sistemlerinin uygulanmasını imkansız kıldı; bu nedenle çim yüzey, devasa bir yeraltı serasında dikey olarak istiflenecek şekilde mühendislik harikası bir mekanizmayla çözüldü.

Tasarımın merkezinde yer alan bu cesur teknolojik çözümler, ticari alan genişletmeleri ve zengin sosyal donatılar stadyumu sadece bir futbol sahası olmaktan çıkararak; modern müzesi, pazar alanları, üst düzey yeme-içme mekanları ve yapının tepesinde yer alan panoramik seyir terasıyla yaşayan kentsel bir cazibe merkezine dönüştürdü. Bu kapsamlı modernizasyonun ardından Santiago Bernabéu, İspanya, Portekiz, Fas, Arjantin, Uruguay ve Paraguay’ın ortak ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan 2030 Dünya Kupası’nın en ihtişamlı karşılaşmalarına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.