Kent Bir Yaşama Sanatıdır!

ARKIMEET 2013'ün ana konuşmacısı Charles Landry yaratıcı kentler sunumu ile büyük ilgili topladı.

Konuşmasına ARKIMEET’in ilk gününde yaptığı İstanbul gezisi ile başlayan Landry, trafikte kaldığını fakat bundan keyif aldığını belirterek giriş yaptı. Konuşmacı her kentin farklı bir enerjisi olduğu için trafikte kalmanın kendisine sıkıntı vermediğini belirtirken “Bu bana kenti hissettirdi, bu İstanbul’un değişmek istediğini kanıtladı” dedi. “Hep ilk izlenimler önemlidir diye düşünürüm” diyen ünlü kuramcı çektiği fotoğrafları izleyiciler ile paylaştı.

Kentlerin gerçeklerini ancak orada yaşayanları “ne mutlu ediyoru” görerek keşfedilebileceğini belirterek, İstanbul’da bu kaosun çok basit bir nedeni olduğunu, bir devinim arzı olduğunu işaret ettiği ve gün içerisinde kendisinin de kullandığı Metrobüs’ün bir ilerleme olduğunu belirtti.

Kentin keşfedilmemiş alanlarına, farklı geçmişleri olan insanların biraradalığına vurgu yaptığı konuşmasında, artık kentlerin sadece belli bir sektör ile gelişmesinin mümkün olamayacağına, endüstrinin tek başına yeterli verimi sağlamadığına hatta sadece bilginin ve yaratıcılığın dahi kentlere ivme kazandıramayacağına değindi. “Önemli olan yaratıcılığı, o potansiyeli nasıl kullanacağınız?” diyen Landry, yaratıcı bir ekonomiye sahip olmak değil, ekonomide yaratıcılığa sahip olmanın gerekliliğini vurguladı.

Günümüzde yaşanan, büyük kentlere, özellikle genç yaş grubunun göçünü değerlendiren kuramcı, gençlerin artık hayatlarına yön verirken “şehirlerin” ilk kıstas olduğunu, geçmişte ise insanların hayatına yön veren ilk unsurun şirketler olduğunu hatırlattı. Böyle bir düzende gençlerin zekasına ve yaratıclığına sahip olmanın, global ekonomide kentleri bir adım öteye geçireceğini belirten Landry, “Peki bir kent gençleri nasıl çeker?” sorusunu izleyicilere yönelterek, “Artık çok daha soyut ve duygusal kavramlardan bahsediyoruz, bir atmosferden… Bunu bir grid ile sağlayamazsınız” dedi.

Bir kenti yaşanabilir kılan detaylara değinen Landry, “normal” insanların isteklerinin, kenti değerli kıldığını, kentin hafızasını, biraradalığına vurgu yapan, çok kültürlülüğüne sahip çıkan tasarımların kente o atmosferi kazandırdığını belirtti. Bu noktada “Retrofitting” konseptine vurgu yapan Landry, High Line, Time Square, Tiran gibi örnekler ile kentin hafızasında önemli yeri olan alanların nasıl kente yeniden dahil olabileceğini aktardı.

“Her zaman o çok düzenli, yeni kent merkezlerinde bir dokunuşa ihtiyaç duyuyorsunuz değil mi? Bir gridde hep bir sorun mu çıkıyor? O organiğin sağladığı dokuyu veremiyor… Radiant City’de de Corbusier sanırım tüm cevapları vermiyordu, unuttuğu bir şeyler olamaz mı?” diyerek önemli olanın düzen değil, farklı kültürlerle iyi hissetmek, farklı geçmişlerle beraber huzurlu ve mutlu olabilmek olduğuna, böyle mekanlarda değer ve yeniden üretime vurgu yaptı.

Peki nasıl ölçülür yaratıcılık? sorusu üzerine Landry, 20’nin üzerinde kentte denemeler yaptıklarını kriterler arasında her konuda kentin sunduğu çeşitliliği baz aldıklarını, bu çeşitliliği ne ölçüde ifade edilebildiğini, kentin ne kadar açık fikirli, ne kadar girişimci olduğunu çünkü tüm bu parametrelerin kentin geleceği olduğunu belirterek “Artık kentler ile ilgili konuşmaya otoparklardan başlayamazsınız.” diyerek oturumunu sonlandırdı.

Etiketler

Bir cevap yazın