GlobalABC 2020 Küresel Durum Raporu Odakları-Doğa Temelli Çözümler

Global Alliance for Buildings and Construction (GlobalABC) 2020 yılında yayımladığı küresel durum raporunda iklim krizi ile mücadelede odaklanılması gereken 5 hedef belirledi. Net sıfır enerji emisyonu ve net sıfır karbon ile malzeme ve döngüsel ekonomi hedeflerinin ardından belirlenen 3. hedef ise doğa temelli çözümler.

Dünya nüfusu büyüdükçe ve kentleştikçe, yeni gelişmeler doğal yaşam alanlarını tehdit ediyor ve doğayı insan topluluklarından daha da uzaklaştırıyor. Binaların ve yapıların çevresel etkilerinin önümüzdeki on yıllarda artması ile mevcut kentsel zorlukların yoğunlaşması ve muhtemelen yenilerini oluşturması bekleniyor.

Doğa temelli çözümler, geniş anlamda, doğal süreçlerin ve ekosistemlerin korunması ve restorasyonu yoluyla zorlukları ele alan eylemler olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte, insan ve doğa arasındaki bağlantıyı yeniden kurmaya yardımcı olabileceği ve ekosistemin faydalarını yapılı çevreye getirerek devam eden kentsel zorlukların çözümüne katkıda bulunabileceği düşünülüyor. İyi tasarlanmış doğaya dayalı çözümlerin binalara ve inşaata entegrasyonu, doğayı yapılı çevreye taşımaya, sürdürülebilirliği artırmaya, sağlık ve dayanıklı çevreler oluşturmaya imkân verebilir.

Araştırmalar, binaların üzerinde ve çevresinde bitki örtüsü kullanımının termal konforu iyileştirebileceğini, kentsel ısı adası etkisini azaltabileceğini, binalardaki operasyonel enerji ihtiyaçlarını azaltabileceğini, ESMAP 2020 Raporu’na göre yapılı çevrenin yaşanabilirliğini artırabileceğini, ayrıca havayı ve yağmur suyu yönetimini iyileştirebileceğini gösteriyor.

Doğayı insan yerleşimlerine ve binalara geri getirmenin faydaları yeni bir keşif değil. Ancak bunların tanınması ve düşük karbonlu ve kapsayıcı inşaata geçişi hızlandırma ihtiyacı, bazı şehirler ve geliştiriciler tarafından doğaya dayalı çözümleri desteklemek ve uygulamak için cesur eylemlere yol açtı. Henüz ana akım olmasalar da binalara ve yapılara yeşil altyapının kurulmasını teşvik etmeye ve hatta zorunlu kılmaya yönelik politikalar dünya çapında birçok şehirde mevcut. Ancak benimsenmesini hızlandırmak için daha fazlası yapılabilir. Bina sahipleri ve kullanıcıları için bilgilerin erişilebilirliğinin artırılması ve entegrasyon için en iyi uygulamaların uzmanlar arasında paylaşılması, sektöre daha sürdürülebilir inşaat uygulamalarına ve tasarımlarına geçişte yardımcı olabilir.

Berlin şehri, yeşil çatılar için kurulum maliyetlerini metrekare başına 60 euro ve bina başına 60.000 euro olacak şekilde geri ödeyecek. Toronto şehri ise, 2.000 metrekareden büyük alanlar için binaların mevcut çatı alanlarının %20 ila %60’ının yeşillendirilmesini gerektiren Yeşil Çatı Yönetmeliği ile benzer politikalar ve teşvikler uygulamış. Greening the City girişimi kapsamında Melbourne şehri, çevre dostu ve yeşil altyapıyı içeren yeni binaların tasarlanmasına ve inşa edilmesine yardımcı olmak için geliştirilmiş bir yeşil altyapı değerlendirme aracı olan Green Factor Tool‘u başlatmış.

Thammasat Üniversitesi Çatı Tarlası

Beton, ısının çoğunu emip yansıtsa da, neredeyse hiç su emmiyor ve Bangkok gibi bol yağış alan şehirleri yağmur yağdığında kentsel sel riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Pirinç üreten toplumlarda kontrolsüz sanayileşme ile birlikte tarım zarar görüyor, insanların geçim kaynakları yok oluyor. Thammasat Üniversitesi Çatı Tarlası, peyzaj mimarlığını ve geçmiş tarım uygulamalarını benimseyerek bu soruna bir çözüm sunuyor.

Asya’daki en büyük kentsel çatı çiftliği haline gelen 22.000 metrekarelik yaşayan çatı, bina kullanıcıları için yeşil alan, organik gıda kaynağı, bina için güneş enerjisi kaynağı ve üniversite öğrencileri için bir açık hava sınıfı görevi görüyor. Çiftlikte yetişen yerli bitki türleri bir mikro iklim yaratıyor ve tozlayıcı kuş ve böcek türlerini kendine çekiyor. Geleneksel pirinç teraslarının biçimini ve işlevini taklit ederek etkili bir su yönetim sistemi olarak çalışıyor: 11.718 metreküpe kadar yağmur suyu topluyor, akışı azaltıyor ve mevcut akış zorluklarına etkin bir şekilde uyum sağlıyor.

CityAdapt

Latin Amerika ve Karayipler (LAC), 10 kişiden 8’inin kent merkezlerinde yaşadığı insan popülâsyonu ile dünyanın en kentleşmiş bölgesi. İklim Değişikliği Kırılganlık Endeksi’ne göre, LAC’deki başkentlerin %48’i iklim değişikliğinin etkilerine karşı “aşırı risk” altında.

31 Mayıs ve 6 Haziran 2020 arasında, Amanda ve Cristóbal tropik fırtınaları özellikle El Salvador, Guatemala ve Meksika’nın güneyini art arda vurarak yağmurlara ve kuvvetli rüzgarlara neden olmuş. Evlere, altyapıya ve yollara zarar vermiş. El Salvador’da 29.968 aile toprak kayması ve selden doğrudan etkilenmiş.

CityAdapt projesi, Arenal Montserrat mikro havzasına odaklanarak San Salvador şehrinin sel riskini modellemiş. Yeni fırtına etkilerini önlemek ve sürdürülebilir su yönetimi geliştirmek için sızma hendekleri ile nehir kenarı bitki örtüsü restorasyonuna dayanan doğa temelli çözüm stratejisi geliştirmiş.

Sızma hendekleri, San Salvador’da yaşayan 115.000 nüfusa fayda sağlayarak, toprak erozyonunu azaltmış, topraklardaki mahsul verimliliğini artırırken kahve üreticilerinin geçim kaynaklarını iyileştirmiş. Akışı yavaşlatarak suyun topraklara sızmasına imkân vermiş. Nehir kenarı bitki örtüsü ise akarsuların yamaçlarında su akışını stabilize etmiş.

Latin Amerika ve Karayip ülkelerindeki 3 şehirde ve Asya kıtasındaki 5 şehirde hayata geçirilen CityAdapt projesi, uygun maliyetli olmasının yanı sıra şehirlerin dayanıklılığını artırmak ve kentsel toplulukların savunmasızlığını azaltmak gibi çeşitli ortak faydalar sağlıyor.

Biyomimikri

Biyomimikri veya biyomimetik, temel olarak doğadan ilham alarak ya da doğayı taklit ederek yenilikçi çözümler üreten ürün ve malzemelerin tasarımını ifade eder. Doğanın stratejilerini ve modellerini taklit eder, insan problemlerine sürdürülebilir çözümler geliştirir. Doğa temelli çözümlerin ötesinde doğa, daha verimli binalar inşa etmek, altyapının karbon ayak izini ve gömülü karbonu azaltmak ve pasif tasarımlardan yararlanmak için bir ilham kaynağı olabilir.

Blue Planet

Blue Planet, yüzde 44 karbondioksit içeren bir ürün üzerinde çalışıyor. Üretim süreci, kalsiyum karbonatla kaplanmış doğal olarak oluşan taneler olan ooidlerin oluşumunu taklit ediyor. Bir kaya parçacığı sentetik kireçtaşı ile kaplanıyor ve kütlece %44 karbondioksit olan bir karbon tutucu kaplama oluşturuyor.

Beton, asfalt ve yol tabanında kullanılmak üzere her yıl dünya çapında yaklaşık 50 milyar ton kaya çıkarılıyor. Bu pazar yılda yaklaşık %8 oranında büyüyor. Üstelik agrega, su haricinde dünyada en çok taşınan malzeme konumunda. Blue Planet’in teknolojisi, karbonat kayaları yapmak için hammadde olarak karbondioksit kullanıyor. Üretilen karbonatlı kayaçlar, betonun ana bileşeni olan ocaklardan çıkarılan doğal kireçtaşı kayalarının yerine kullanılıyor.

Baca gazından gelen karbondioksit, su bazlı yakalama solüsyonları ile temas ettirilerek karbonata dönüştürülüyor. Bu, Blue Planet’i çoğu karbondioksit yakalama yönteminden ayırıyor. Çünkü yakalanan karbondioksit, enerji ve sermaye yoğun bir süreç olan bir arıtma adımı gerektirmiyor. Nakliye maliyetlerinden ve karbon ayak izinden de tasarruf sağlayarak son derece verimli ve düşük maliyetli bir süreç sunuyor.

Karbonatlı çözeltiler, bir çekirdek veya substrat üzerinde bir karbonat mineral kaplaması oluşturmak için kullanılıyor. Karbonat mineralleri sentetik bir kireçtaşı kaplama oluşturuyor. Agrega, kum boyutundan çakıl boyutuna kadar farklı boyutlarda üretilebiliyor ve geleneksel agregaya sürdürülebilir bir alternatif sunuyor.

GlobalABC 2020 Küresel Durum Raporu Odakları-Direnç ve Adaptasyon İçin Soğutma

GlobalABC 2020 Küresel Durum Raporu Odakları-Sağlık ve Esenlik (Well Being)

GlobalABC 2020 Küresel Durum Raporu Odakları-Malzeme ve Döngüsel Ekonomi

GlobalABC 2020 Küresel Durum Raporu Odakları-Net Sıfır Emisyon

Etiketler

Bir cevap yazın