Altkat Mimari Fotoğrafçılık’ın kurucusu Alp Eren, “Yerin Ruhu” serisinin ilk durağı olan İstanbul Modern’i ele alarak, klasik mimari fotoğraf anlayışının ötesine geçen ve insan, zaman ile çevreyi birlikte ele alan özgün bir görsel anlatı sunuyor.
Bu seride, profesyonel mimari fotoğrafçılıkta bir yapıyı betimlerken tercih ettiğimiz yöntemlerin dışına çıkarak bir bina veya daha geniş ölçekli “yerlerin” hikâyesini anlatıyorum.
Bu serinin temeli, binanın tamamının görüldüğü kareden yalnızca küçük bir detayının seçildiği kareye kadar, yapıya dair gördüğümüz her karenin onun hakkında bir şeyler anlatmasıdır. İnsanlar, hayvanlar, nesneler, düşen gölgeler, geride bırakılan izler, hikâyeler ve tüm bunların bina ile kurduğu paralellikler, zıtlıklar, uyumlar ve uyumsuzluklar…
Teknik olarak, “yerin” sterilleştirilmiş bir anlatımındansa, tıpkı belgesel veya sokak fotoğrafçılığında olabileceği gibi, kadraja giren her öğeyi fotoğraflandığı andaki haliyle bırakarak ham ve gerçekçi bir anlatımı tercih ediyorum.
Bu gerçekliğe ek olarak, bazı karelerde görülebilecek net olmayan veya sadece tek bir renkten oluşan soyut ve grafik kadrajlarda, yine fotoğraflanan öznenin barındırdığı, çıplak gözle görülmeyen ancak fotoğraf maharetiyle ortaya çıkan kareleri de görebilirsiniz. Yaklaşımımın bütünü, ham gerçekliği belgelemeyi ve kimi zaman bu gerçekliğin fotoğrafçı tarafından yorumlanmasını içeriyor.

Yerin Ruhu serisinin açılışını İstanbul Modern yapısı ile yapıyorum. Bu fotoğraf setinin açılışında, Boğaz’da giden bir vapurdaymış gibi, kuşları kadraja dahil ederek yapının denizle olan ilişkisini denizi görmeden fotoğrafladım. Yapıyı bir gemiye benzetmek için, kuşlar yapının üzerinde süzülürlerken, bazen sadece gölgeleri yapıya düşerken ve terasta sürü halinde toplandıkları anlarda fotoğraflarını çektim. Yine aynı terastan manzarayı izleyen insanların fotoğraflardaki varlığı ile Boğaz’daki o tanıdık vapur imgesini güçlendirdim.

Buna ek olarak, denizden bakıldığında uzaktan beliren bir silüet olarak veya civardaki parktan bakıldığında, yapının ön planda baskınlık kurmadığı, aksine şehre karıştığı ve çevresinin doğal bir parçası haline geldiği anları kaydettim.

Çekim sürecim boyunca, yapının konumunu kuşlarla anlattığım yakın plan kareler, aynı zamanda tasarım dilini gösteren grafik ve merak ettirmeyi amaçlayan bir yaklaşıma yol açtı. Mekânda ve civarında bulunan canlıların hareketleri ve sergilenmekte olan eserlerden bazı anların paralellikleri ile canlı-cansız zıtlığından doğan dinamik bir anlatıyı da sete ekledim. “Yapıda bulunan ve kadraja giren her öğe onu anlatır” yaklaşımına örnek olması adına, alanda bulunan bir eseri fotoğraf yoluyla soyut bir görsel haline getirdim.

Böylece yapının şehre karıştığı genel bir görselden, içerideki tek bir rengin fotoğrafına kadar uzanan geniş bir ölçekte mekanın temsilini tamamlamış oldum.

