Yarışma Seferberliği

Müslümanlar Mehdi’yi, Hristiyanlar Mesih’i, Yahudiler vaadedilmiş toprakları, Amerikalılar Kaptan Amerika’yı, Gothamlılar Batman’ı beklediği gibi mimarlar da “Yarışmayla Yap”ı mı bekliyor?

Öğrencilik hayatında mimarlık yarışmalarıyla tanışan pek çok mimarlık öğrencisi gibi o da profesyonel meslek hayatında yarışmaları takip ediyordu. Yarışmalar mimarlık mesleği için büyük bir nimetti. Başka kaç meslekte daha öğrenci iken böyle tecrübe kazanabileceği bir ortam vardı ki! Bunun bilincinde olmak ayrı bir mutlu ediyordu onu. Çünkü bu bilinçte olmayan mimarlar bile vardı. “Yarışmalar çok da gerekli değil” dahi diyen mimarlar…

Gerçekle Yüzleşme

Bir gün telefonu çaldı. Bir Anadolu üniversitesinin teknik ofisinde çalışan arkadaşıydı arayan. Üniversitede yeni yapılması planlanan eğitim binasının projelerinin yarışmayla yapılması için araştırma yapıyordu. Güzel bir fikirdi yarışma açmak, ama… Yarışma nasıl açılırdı? Süreç nasıl işlerdi? Maliyeti neydi? Toplam süre ne olurdu? Öyle ya, yarışmaları takip ediyor, yarışmalara giriyor, bazen ödül de alıyorlardı ama mimarlık yarışmaları nasıl açılırdı? Bunun için aramıştı zaten. Yarışmalarla ilgili olan oydu. O da ne yapacağını biliyordu. Ömer Yılmaz’ın numarası buldu.

Aradı, sordu, öğrendi, fikir aldı. Ömer Yılmaz bu konularda hep yarıdmcı oluyordu zaten. Daha sonra arkadaşını aradı, bildirdi, bekledi. Boşluğa uzanan bir bekleyişle… Bütçe fazla gelmişti idareye. Daha bunun uygulama projeleri çizilecekti. O maliyet içinde bile değildi. Yani idare, yani üniversite yönetimi, yarışmalardan bu kadar bihaberdi. Neyse, idare işi ihaleye çıkarak yapmış, yarışma maliyetinin yarısına mühendislik projeleri dahil tüm projeleri aldırmıştı.

Bu noktadan sonra yarışmaların gerçekçiliği üzerine düşünmeye başladı. Lüks geldi yarışmalar gözüne. Seviyordu, faydalıydı ama bir idare niye yarışma açsındı ki. Daha maliyetliydi nispeten. Daha uzun sürüyordu nispeten. Daha çok kişi dahil oluyor, bu sebeple de daha zor oluyordu nispeten. Dosya ve prosedür yükü de daha fazlaydı nispeten. Bir de hiç bilmedikleri birisi birinci olsa, tanımadıkları kişiyle çalışmakta zor olacaktı. Yani böyle düşünüyordu idareler. O da böyle düşünmeye başladı.

Deneyimler Öğretiyor

Meslek hayatında tecrübeler edindikçe bir şeyler dikkatini çekti. Birçok projede idarecinin, başkanın onayı beklendiği için aylarca uzuyordu işler. Uygulama aşamalarında ayaküstü alınan kararlar ile maliyetler artıyordu. Yarışma için yüksek görülen ücretler tek kalemde ödeniyordu. Bir de proje aşamasında atlanılan kısımlar uygulama aşamasında karşılarına çıkıyordu ki… O noktada bu problemi çözmek hem süreci daha fazla uzatıyor hem de çok daha fazla maliyetli oluyordu. Bir de tadilat projesini kim çizecekti? İşi düşük ücrete alan ofisler çizmek için tekrar ücret istiyordu haliyle. Aynı iş için tekrar ihaleye çıkmak ise kamu kurumları için riskliydi.

Yarışmaların Değeri

O zaman anlamıştı yarışmaların ne kadar fark yarattığını. Yarışmalar gayet iyi bir seçenekti, hatta bazı projeler için elzemdi. Daha karmaşık konuları barındıran, daha fazla üstünde düşünülmesi gereken ve daha göz önünde olup tanıtımı yapılabilecek işler için elzemdi. Çünkü daha fazla kişi tarafından (jüriler) tartışılarak konu tüm yönleriyle değerlendirilecekti. Daha fazla fikri ve proje seçeneğini aynı anda görme lüksü oluyordu. Aynı anda 50 projeyi görmek gerçekten lüks ve idareler için çok tatmin ediciydi. Nitekim her idarenin seçim dönemlerinde konuşulması için böyle bir, iki önemli işi olurdu. Bunun en önemli ayağı daha çok kişiye duyurmak, daha çok konuşulmasını sağlamak idi ki, yarışmalar bu konuda çok iyi bir yöntemdi.

Bu tarz projelerin yarışma aşamasında jüri ile tartışılarak yoğurulması, idarelerin gözünden kaçan kısımları görmek açısından da değerliydi. Bunun bir örneğini kendisi de görmüştü. Bursa Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Kentsel Tasarım Projesi için ilk yapılan Çalıştay sunumlarında Zafer Plaza Boyner yapısı proje alanında dahi değilken yarışma döneminde jürinin dikkatlerini çekmiş ve dahil edilmesini jüri önermişti. Bunun ne kadar önemli bir değişiklik olduğu uygulama aşamalarında anlaşılmıştı. Yıkımlar başladığından halktan bu konuda tepkiler gelmiş ve proje kapsamında olması eleştiriler karşısında idareyi korumuştu.

Asıl Soru

Yarışmaların gerekliliğini düşündükçe başka sorular da kafasını kurcalıyordu. Asıl soru: bu tarz projelerin yarışmayla ilan edilmesi için idareler nasıl ikna edilecekti?

Yarışmayla Yap dönemini hatırladı. Çok sık yarışma açılıyordu o dönem ama çok büyük gayret de gösteriliyordu. O yarışma bolluğunda bir çok yeni ekip ödül alabiliyordu. Ne cevherler çıkıyordu. Peki şimdi niye çok çok azalmıştı? Müslümanlar Mehdi’yi, Hristiyanlar Mesih’i, Yahudiler vaadedilmiş toprakları, Amerikalılar Kaptan Amerika’yı, Gothamlılar Batman’ı beklediği gibi mimarlar da “Yarışmayla Yap”ı mı bekliyordu?

Çok zor olsa da aslında tek bir kişinin yarışma önerisi konuyu yarışmaya taşımaya yetebilirdi. Bunun örneklerini görmüştü de. Atatürk Spor Salonu Yarışması, yalnızca Bursa Mimarlar Odası Başkanı Şirin Rodoplu Şimşek’in önerisiyle ve bastırmasıyla açıldı. Gebze Hükümet Konağı Yarışması da işi alması için görüşülen mimarlık ofisinin yönlendirmesiyle açıldı. Daha başka açılmayan ama yarışma konusu konuşulan işler de çok olmuştu. Mi’mar Mimarlık bir holdingin büyük çaplı projesi için yarışma önermişti. Ama proje sekteye uğramıştı.

Seferberlik

Bunlar gibi başka örnekler de vardır mutlaka. Bunları çoğaltmak da mümkündür diye düşündü. Yapılacak olan yarışma seferberliğiydi. Her yarışmacı mimar için grev düşüyordu burada.

Çevrelerindeki bu tarz proje konularını yarışmaya yönlendirmek öncelikli alternatif olacaktı. Aslında yeni yarışmalar kendilerine yeni iş imkanları da sunacaktı. İdarelerle daha yoğun çalışmalarına da etkisi oluyordu bu süreçlerin. Yarışma çok yönlü kazançlar sunuyordu. Bunun farkındalığı ise çok değerliydi. Duyurabildiği kadar kişiye bu farkındalığı duyurmaya çalışacaktı. Yarışmaların önemli bir özelliği de daha çok kişiye duyurmak değil miydi zaten.

Etiketler

Bir yanıt yazın