Şile Kalesi’nden Sponge Bob’a, Kentte Yitirdiklerimize Dokunuş

Kenti çok derinlemesine kuramsal çözümlemeler yapmak yerine ev gibi düşünün; o yüzden Şile Kalesi'ni görerek büyüyenler, yanında şarap içenler, işeyenler şaşkın...

Restorasyonun tamamlanması ile birlikte sosyal medyada, basın organlarında sürekli karşımıza çıkan kale; nam-ı diğer Şile Kalesi. Şile Belediyesi’nin sitesinde Cenevizliler döneminde yapılmış yaklaşık 2000 yıllık bir kale olarak tanımlanmış. Ocaklı Ada Kalesi’nin biriktirdiği öykülerin hepsi gözümüzün önünden silindi.

Yenileme ve yeniden inşa etme kavramların ülkemizde tam olarak anlaşılamadığının bir örneği olarak değerlendirilebilir Şile Kalesi. Bu yeni örneğin tamamlanmasıyla birlikte yapının farklılaştığını gözler önüne koymak adına yapılan en popüler benzetme Sponge Bob oldu. Sponge Bob’un akla hemen getirdiği kavram masum bir dünya. Bu benzetmeyi yaparken acaba “ne kadar sevimli oldu” mu demek istedik yoksa sadece formunu mu benzettik.

Şile Kalesi’nin başına gelen, üniversite için aile evinden ayrılıp, ödevler sınavlar bitip, kirli çamaşırlar birikip, para bitip hafta sonu ziyarete gittiğinizde evin bir anda gotik şatoya dönüşmesi gibi… Gotik şato coğrafyamızda pek rastlanmadığından misal olsun, uç olsun dedim. Aile evine her döndüğünüzde oysaki ayrılış yaşınıza dönersiniz, orası sizin hiç kaybolmayacak geçmişinizdir. Geçmişinizi ailenizin büyük bir silgiyle silmesi, gotik şato. Geçmişiniz silindiğinde her şey askıda kalır. Tüm hisler, aidiyet, sahiplenme, insana dokunan tüm hisler… Aidiyetin bitmesi beraberinde yalnızlığınızı getirir.

Kenti de çok derinlemesine kuramsal çözümlemeler yapmak yerine ev gibi düşünün, daha rahat cevaplar ortaya çıkıyor. Komün evi gibi tüm toplumla birlikte kullandığımız; o yüzden Şile Kalesi’ni görerek büyüyenler, yanında şarap içenler, işeyenler şaşkın. Yeni koltuğun poponuza uyum sağlaması gibi, beklenecek uzun bir süre. Hiç görmeyenler benim gibi, Şile Kalesi’nin başına gelenleri bildiklerinden sokakta kalmış çaresiz. Başından beri tutucu bir duruş sergiledim gibi geldi ama değişim güzel bir şeydir, neden kaçılsın veya korkulsun ki…

10 yaşlarında yılbaşında süslemek için çam ağacı diye tutturmuştum, babam yapay olmasın demiş ufak bir çam ağacı almıştı. Her ne kadar ona karşı duruşlarda olsam da kıyamamıştım ama çamı gördüğümde yine ağlamıştım, çok küçük çok cılız diye. İki parmak kalınlığında gövdesi, dalları serce parmak kalınlığında. Hiçbir süsü taşıyamıyordu zavallıcık, benim hayalimdeki görkeme hiç yakıştıramamıştı kendini. Evimizin balkonunda beyaz 30x30cm bir saksıda 9 yıl yaşadı. Ölmeden, büyümeden ama inatla. Ailem bahçeli bir eve taşınınca toprağa değdi kökleri, biraz önce kendisini görmeye çıktım yaklaşık 5 m. olmuş, gövdesi kucaklanacak hale gelmiş ama yaprakları hala cılız. Değişim tam da böyle bir şey olmalı. 9 yıl içinde yaşattığı büyüme isteğini, saksıdan çıkıp toprağa dokunduğu anda tüm enerjisini ortaya koymaktır. Ama yaprağımız cılız kalarak. Değişmeden değişim. Türümüz değişmeden, ruhumuz değişmeden değişim. Şile Kalesi de bunu istiyordu bence. Hepimiz gibi…

Etiketler

Bir cevap yazın