Salıpazarı’ndaki Sedad Hakkı Eldem Binası Yıkılıyor!

Daha önce arkadaki antrepoyu yıktılar. Şimdi sıra öndeki zarif binalara geldi.

Sabah Kabataş’tan Tophane’ye yürüyordum. Kaldırımda birden kulakları tırmalayan gürültüler ve sarsıntılar hissettim. Yukarı baktım. Antrepoların önünde yer alan Sedad Eldem’in zarif binasını yıkıyorlar. Oysa arkadakini paldır küldür yıkarlarken bu büro yapısına dokunmayacaklarını zannetmiştim.

Ne de olsa bir dönemin en iyi yapıları. Bugün için tıpkı İBB binası, AKM gibi bir belge değerinde.

Sahilden yukarı çıkarak, Roma Bahçesi’nden de fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Ama mümkün değil. Ama önündeki perde engel oluyor ve yakında bir şey kalmayacak gibi.

Yıkan Resim Heykel Müzesi, yani MSGSÜ. Sonra sıra diğerlerine de gelecek (Belki de bilhassa bu işi Türkiye’nin en eski mimarlık eğitimi veren üniversitesine yaptırıyorlar ki, diğerlerine gelince tepki oluşmasın).

30 yıldır boş duran bu yapılar çok sağlam ve inşaat amaçlı hiçbir yatırım yapılmadan şehir hayatını zenginleştirebilecek şekilde faaliyetlere açılabilirdi. Şehrin böyle bir kamusal alana çok ihtiyacı var ve her taraf zaten oteller, rezidanslar, AVM’ler ile çevrilmiş durumda. Bunları şehrin kıyısında tekrarlamaya ne gerek var?

Piyasa aktörlerine ve iktidar şehvetine kapılan mimarlara bırakılırsa, olacağı bu. Bu gözü dönmüş piyasa bağımlısı aktörler yüzünden ile şehir kaybediyor.

Ama daha kötüsü bunun sanat adına yapılması! Sanat eğitimi konusunda köklü geçmişe sahip bir üniversitenin yapıtaşlarını oluşturan bir kişinin, Sedad Hakkı Eldem’in yapısını yok etmesi, bu alanı fikirle değil, tıpkı bir AVM yapar gibi inşaatla dönüştürmesi. Bu da tuzun koktuğu nokta. Çünkü üniversite bunu yaparsa şehre baktığında “bir koyundan kaç kilo et çıkar?” diye kasap gibi algılayan piyasa aktörleri, mimarları, müteahhitleri neler yapmaz?

Daha önce arkadaki antrepoyu yıktılar. Eldem tarafındanadeta bir alan yönetim planı hazırlar gibi düşünülmüş olan ve yayaları yağmurdan koruyan arkadlı yolu kapattılar. Bu yaya bağlantısını kullanamaz olduk. Şimdi sıra öndeki zarif binalara geldi.

Öndeki yapının yıkılmayacağı söylenmişti gibi hatırlıyorum. Bu yapıların süslü binalardan çok daha fazla bir zeka ürünü olduklarını düşünüyorum. Kesinlikle korunması gerekir. Ayrıca bu bölgenin hala bir kıyı yönetim planı yok. Her kuruluş, planlarda da gördüğümüz gibi kendi yararı açısından bakıyor.

Peki, o cepheyi kapattıkları devasa inşaat perdesindeki yazanlar ne anlama geliyor? O sözleri kim yazdıysa, kendisine zorla yedirmiş olmalılar.

İktidar şehvetinin en azından bazı insanları, üniversite yöneticilerini bu kadar kolay baştan çıkarmaması lazım.

Etiketler

2 yorum

  • azmi-acikdil says:

    Korumacılık, İstanbul değerleri, mimari eserlerin devamlılığı, kıymetli mimarların adının ve yapısının yaşatılması, adına yazılanların hepsi doğru.
    Yazıyı okuyan 648.kişiyim ama yorum yapan yok, mimarların vurdum duymazlığı diyemiyorum. Yarın benim projemi de yıkarlar yaşatmazlar denecek projeler yapmıyoruz da onun için bu tür yıkımların bizce kıymet-i harbiyesi yok diyorum.
    Ama ne olacak bu memleketin hali? Bu hafta deplasmandayız maçı alırsak… Diyoruz.

  • omer-yilmaz says:

    Mahalleleri yenilemiyor, kentsel dönüşüm başlığı altında yıkıp yeniden yapıyoruz. Kent merkezini adam edemeyince aklımıza gelen tüm işlevleri şehir çeperlerine itiyoruz. Bakkal sistemini koruyamıyor, yıkıp market sistemini koruyoruz. Meydanlar, sokaklar alışveriş için yeterli görünmüyor AVM’ler yapıyoruz. Hepsinin de gerekçesi var.

    Deprem tehtidi, otopark sorunu, çocukların güvenliği derken en kolay çözüm her zaman formatlamak gibi bu coğrafyada. Üstüne koyamıyoruz. Buna kafa yormamız lazım herhalde.

Bir yanıt yazın