OMM… Hazımsızlık Değil Sitem

Yapımı yeni tamamlanmış olan Kengo Kuma tarafından tasarlanmış OMM binasını mesnet göstererek bazı şeyleri yazmak istedim. Maksadım OMM yapısı ile ilgili bir mimari eleştiri yazmak kesinlikle değil. Zaten bu konu ile ilgili ziyadesiyle yazı okudum. Asıl maksadım bu işin ne şekilde nasıl yapıldığı ile ilgili bir eleştiri… İzin verin kendimi size açıklayayım.

Öncelikle 2006 yılına sizi geri götürmek istiyorum. Kartal ve Küçükçekmece Kentsel Tasarım Yarışması’nı hatırlayanlarınız vardır belki. Uluslararası davetli bir yarışmaydı. Küçükçekmece ayağını Ken Yeang, Kartal ayağını ise Zaha Hadid kazanmıştı. İşin aslı bu davetli yarışmaya hiçbir Türk mimar davet edilmemişti. Türk mimarların verdiği tepki büyüyünce dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı o talihsiz açıklamayı yapmıştı. “Bu kumaşı herkes dikemez”… İnanılır gibi değildi bu. Zaten diğer tüm meslek mensupları gibi dünyadaki sesini ancak çığlıklarla duyurabilen mimarlar kendi ülkelerinde kendi yöneticisi kişi tarafından aşağılanmış ve beceriksiz olarak görülmüştü.

Daha fazla örnek vererek eski travmaları yaşatmak istemiyorum. Günümüze gelelim.

Geçenlerde Sıddık Güvendi’nin sosyal medyada paylaştığı bir habere dikkat çekmek istiyorum.

Haberin başlığı, “Başkan İmamoğlu, Saraçhane binasına kütüphane vaadi için çalışmalar başladı” şeklindeydi. “Başkanlar değişse de iş verme biçimleri değişmiyor…” haklı eleştirisi ile paylaşmıştı bunu sevgili meslektaşım. Altına tabi yorumlar, eleştiriler kıyamet gibi yağdı. Anlayacağınız yine kendimiz çaldık kendimiz söyledik. İhtiyacımız var sanırım buna. Herkes içini döktü. Sosyal demokrat kimliği ile öne çıkan partinin başkanı aynı partinin diğer başkanları gibi tanrı sendromunu derinden yaşıyor ve kendi kararlarını alıyordu. Bizler tabi yine en son duyanlardandık. Yarışma akıllarına bile gelmemişti. Oysa yarışma mimarinin en demokratik koşullar altında sosyal çözümlere cevap aranması değil miydi? Aklım almadı.

Peki diğerleri ne yaptı? Makul bir soru bu. Yarışma birkaç istisna dışında herkes için zaman ve para kaybıydı. Doğru ya hızlı olmalıydı her şey. Ucuz olmalıydı. Hilkat garibeleri gibi projeler üretildi durdu. Proje üretimi için altı aylık yarışmayı çok gören bu karar vericiler saçma sapan yapılarla donattılar şehirleri. İflah olunmadı. Bilinenler okundu. Yarışma ile üretilen yapıların başarısını göremediler. Ulusal mimarinin evrimsel süreci devam ediyorsa yarışmalar en belirgin mutasyonlar değil miydi? Öyleydi.

Şimdi sizi yine geçmişe 2011 yılına götürmek istiyorum: Çankaya Belediyesi’nin, hepimizi şaşırtan yarışması olan Ulvi Cemal Erkin Konser Salonu Ulusal Mimari Proje Yarışması‘na. Ramazan Avcı, Seden Cinasal Avcı ve Evren Başbuğ’un kazandığı yarışmadan bahsediyorum. Hani şu satın alma ödüllerinin verilmediği… Çankaya Belediyesi bu işi de yarım bırakmıştı sonrasında: yapı hayata geçmedi. Neyi eksik idi, ya da nesini beğenmemişlerdi, bilmiyorum. Oysa belediye binasına giderseniz, giriş holünde ışıklı maketlerini göreceğiniz ne kültür merkezleri ne sosyal tesisler ve benzeri afili projelerin üretildiğini görürsünüz. Nasıl elde edildikleri bir yana eleştirmek için neresinden tutsanız elinizde kalacak işler. Eleştiri için gerekli asgari nitelikten uzak beceriksiz denemelerden oluşan bir potpuri. Örneğin Eskişehir Yolu üzerinde inşaatı devam eden ve projesinin nasıl elde edildiği yine meçhul Atatürk Kültür Merkezi projesini vereyim. Bilmeyenler için bir de imaj koyayım:

Yarışmayla elde edilmiş nitelikli bir proje yerine neden başka yöntemlerle bu tür yapılar üretmek tercih edildi. Bir akıl tutulması mı, yoksa bir art niyet mi? Anlayamadım. Kamuyu temsilen var olan bir kuruluş için kamusal çözümü belki de ilk kez bir dert olarak var saymış yarışma kurumu neden yine yersiz bulunmuştu? Çok fikirli bir ortamda daha doğru bir yöntem ile daha nitelikli yapı üretmek herkesin hayrına değil miydi? Öyleydi.

Durum diğer idarelerde farklı mı? Hayır? Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi değişti ne oldu? Proje üretiminde demokratik süreçlerin aranması bir yana bu konuda bildiğimiz hiçbir haber ya da çalışma bile yok. Sıddık haklıymış: Başkanlar değişse bile yöntemler iç değişmiyor. Sormak bana düştü ama politik karşıtlarını bu sebeple hep eleştirmediler mi bu yeni başkanlar? Eleştirdiler. En büyük yatırım araçları olan yapı üretimindeki yöntemler değişti mi? Değişmedi. Meslek insanı olarak kutsal saydığımız yarışma kurumu zayıflamadı mı? Zayıfladı. Bu durum kutsalımıza tükürmek değil mi? Öyle.

Şimdi gel gelelim bu yazıyı yazmama sebep olan OMM yapısına. Yazımın başında dediğim gibi oturup yapının mimari niteliğini tartışacak değilim. Bu konu çok fazla sündürüldü. Hatta komik karşıt gruplaşmalar bile oldu. Sosyal medyada yaptığım basit bir paylaşımda tepki bile aldım. Fotoğraflar çekildi paylaşıldı. Açılışı kutlandı. Yine paylaşıldı. Paylaşılsın…

Sorum bu yapının bu alana uygun olup olmadığından, malzemesinden ya da ölçeğinden daha öte bir soru. İşin neden kapalı kapılar arkasında planlandığını merak ettim. Sadece biz değil, şehrin mimarlar odası dâhil üniversitelerdeki bölümlerde sayısız kereler o bölgede çalışma yaptırmış olan hocaların bile neden medyadan öğrendiği bu süreci. Eskişehir’e ne zaman yolum düşse uğrarım Odunpazarı ilçesine. Ölçeği ile bana kendimi iyi hissettiren bir yer. Ama daha ciddisi önemli bir yer. Soruyorum Odunpazarı’nı bilmeyen bir mimar var mı bu ülkede? Ve bu alanda bir modern sanatlar müzesi yapılması fikri ile heyecanlanmayacak tek bir meslektaşım var mıdır acaba? Bu fikir ile hayal kurmayacak tek bir yeni mezun var mıdır?

İthal projenin nitelikli olduğu varsayımı nereden geliyor bilmem ama yine yerli olmak kaybettirdi bizlere. Yabancı olmak yeryüzünde çok nadiren bir avantaja dönüşebilir. Sanırım bu ülkenin garipliklerinden birisi de bu olsa gerek. Gerçi yaşıtlarım anımsayacaktır; çikita muz eşliğinde yerli malı haftası kutlamalarından bunlar hep.

Dediğim gibi ilginç bir ülkede ilginç bir aralıktayız. Tanıklık ettiğimiz zaman çok garip. Katı olduğundan emin olduğumuz tüm değerlerimiz gün be gün buharlaşıyor. Mesleğimizin en önemli katalizörü olan yarışma kurumu tercih edilmesi bir yana akla bile gelmiyor. Yarışma yöntemi sunulan yöneticiler “ben yarışma yapmam” deyip geçiyor. Sorasım geliyor: yarışmalar size ne yaptı?

Odunpazarı’na geri döneyim. Bu yapıyı yaptıran kurum ya da yapan özel kuruluşun aklına hiç gelmemiş midir yarışma açmak? Anlayamadığım şey şu; eğer konu yarışma olarak geliştirilse zaten çok daha iyi olunduğundan emin olunan ekip yarışmayı kazanmaz mı? Adı üstünde yarışma değil mi bu? Nedir bu kadar korkulan? Uluslararası bir yarışma söz konusu olduğunda Türk bir ekibin kazanması mı?

Tabii durum böyle değil. Kengo Kuma birilerince seçilmiş ve özel uçakla ansızın Eskişehir’e getirilmiş. Gösteri dünyasının popüler bir ikonuna dönüştürülmek istenen yapının ünlü bir isme ihtiyacı vardır çünkü. Hani ithal bir eşyayla hava atmak gibi bir şey olsa gerek ithal mimar getirtmek. Odanın belirlediği asgari fiyatlara nadiren de olsa iş yapabilen meslektaşlarımın mutlu olduğu bir ülkedeki mimarlara nispet niteliğindedir. Beceriksiz olduğumuz yalanının yeniden yüzümüze vurulmasıdır.

“Kengo Kuma” bu denli önemli bir isim ise, kendisinin yer alacağı bir jüri belirlenip uluslararası bir yarışma yapılabilirdi mesela. Çok fikirli bir ortamda tartışmalar geliştirilseydi, sürece meslek odaları dâhil edilseydi, şartname oluşturulurken akademisyenlerden ve kentlilerden fikirler alınsaydı, yani şeffaf ve çoğulcu bir katılım sağlanabilseydi fena mı olurdu? OMM’yi herkes içselleştirebilseydi, her yıl binlerce mimarın mezun olduğu bu kaotik ortamda birkaç günlüğüne de olsa bulanık hayatımızdan sıyrılıp hep beraber üretebilmiş olsaydık iyi olmaz mıydı? Bu bir fırsattı; yine her şeyi en iyi bildiğini sananlar, bildiklerini okudu.

Başlıkta yazdığım gibi hazımsızlık olarak algılanmasın sadece sitemdir niyetim. Yöneticiler için OMM yapısı politik yerlerini tanımlamada kullanacakları bir araç iken Kengo Kuma için araya sokulmuş, alelade bir iştir. Ama maalesef Türkiye mimarlık ve yarışma ortamı için kocaman bir kayıptır…

Etiketler

1 Yorum

Bir cevap yazın