Kentsel Tasarım mı, Süreç Tasarımı mı?

Artık müdahalenin zamanı geldi de geçiyor. Doğum, kendini vücudun her noktasında hissettirmeye başlıyor. Ama nasıl? Haydi biraz yazalım o vakit... Hep çizecek değiliz ya...

Bu yazının amacı temelde Türkiye’deki kentsel dönüşümü anlayabilmek ve müdahale edebilmek için gerekli bağlamsal bir çerçeve oluşturmaktır. Bu bağlamsal çerçevenin üç vurgusu vardır. Birincisi kentsel dönüşüm olgusunun irdelenmesi; ikincisi günümüzdeki kentsel dönüşüm pratiklerine ışık tutabilmek için dönüşümün fiziksel ve toplumsal boyutlarını dikkate alan çok boyutlu tarihsel bir değerlendirmenin yapılması; üçüncüsü müdahaleyi yönlendirecek önerilerin geliştirilmesidir. Farklı kentsel dönüşüm uygulamalarını tek tek inceleyerek bir dönüşüm modeli oluşturmak bu yazının kapsamı dışındadır.

Ülkemizin yaklaşık olarak son iki yüz yıldır toplumsal, son yüz yıldır ise mekansal olarak bir değişim sürecinde olduğu açıktır. Osmanlı’da batılılaşma adı altında başlayan bu değişim Cumhuriyet’le birlikte çağdaşlaşma olarak içerik değiştirmiştir. Bu süreç günümüze kadar kültürel değişimle birlikte etkilerini sürdüre gelmiş ve beraberinde kentlerimizi de mekansal olarak değişim sürecine sokmuştur. Günümüzde dünyada yaşanmakta olan küreselleşme olgusu, gelişmekte olan ülkeleri ve üçüncü dünya ülkelerini etkisi altında tutmakta ve toplumların ekonomik, sosyal, kültürel yaşamlarını gelişmiş ülkelerin ekonomik amaçları doğrultusunda dünyayı biçimlendirmeye çalışmaktadır. Dünya ekonomisini elinde tutmaya yönelik hızla etkisini artıran küreselleşme süreci, sonuçları itibarıyla yaşam mekanlarımızı ve mimarimizi, dolayısıyla da kentlerimizin kimliklerini, kaçınılmaz biçimde etkilemektedir.

Türkiye’de sayıları az da olsa bu yaklaşımla yürütülmüş projeler vardır. Sivil halkın kendi kaderine karşı sorumluluğunun ve farkındalığının artması, daha katılımcı ve işbirlikçi bir planlama yaklaşımı, bununla tutarlı olarak değişen yasalar ve küresel akımlar bu örneklerin sayısını arttıracaktır. Kentsel dönüşüm sürecinin sistematik olarak çok yönlü planlanması gerekmektedir. Dönüşüm kelime anlamı itibariyle değişimi öngörür. Değişim bir geceden sabaha oluşacak bir şey değildir. Hele ki değişimin sancılı doğumlarla dünyaya geldiği ülkemizde, bu sindirimin hızlandırılması ve değişimin aktörleri ile birlikte çok yönlü bir yaklaşımla yönetilmesi yaşamsal önem kazanmaktadır.

Demem o ki; meydan tasarımı ve toplumsal yaşam alanı oluşturma safsatalarıyla milli alanlarımızı ‘alan‘ olma vasfından çalanlara fırsat verirsek, anti-yeşil uygulamalarla nam salmış güçlerin bir anda ağaçlarla donattığı açık alanları aslında kimliksizleştirip; halkın toplanma ve bütünleşik irade gösterme özgürlüklerini otomatikman yok ettiklerini anlamazsak hayatlarımızı baştan planlamamız gerekecek. Hem de en baştan

Etiketler

Bir yanıt yazın