Ekoloji mi ekonomi mi?

“Ekoloji nedir ki öylesine ortaya çıkmış bir kavram” diyenler, unutmayın ki her ekolojik karar aynı zamanda ekonomik karardır. Bu kararı nasıl vereceğiniz doğru yönlendirmelere ve bunların uygulanmasına bağlıdır.

Yıllar boyunca ekonomi ve ekoloji, iki farklı alanın konusu gibi görüldü. Biri kalkınmadan, büyümeden, üretimden söz ederken; diğeri korumadan, sınırdan, yavaşlamaktan bahsetti. Bu iki alanın karşıt olduğu varsayımı, planlamadan politikaya, tasarımdan gündelik yaşama kadar her kararın temelini şekillendirdi. Ne zaman bir proje yapılacak olsa “ekolojik hassasiyetler” ile “ekonomik gerekçeler” birbirine karşı konumlandırıldı.

Ancak artık bu karşıtlık geçersiz. Çünkü ekoloji yalnızca çevreyle ilgili değil; ekonominin de ta kendisidir. Ve bu gerçeği görmezden gelen her sistem, kaçınılmaz biçimde kendi kendini tüketir.

Bir dere yatağını imara açmak “arazi kazancı” gibi görünebilir. Ama yıllar sonra o alanda yaşanacak bir taşkın, maddi manevi birçok hasara yol açar. Oysa aynı alan koruma altına alınsaydı, taşkını yöneten bir yeşil koridor olabilirdi ya da beton zeminle kaplanmış bir kent meydanı, estetik olarak sade görünebilir. Ama bu yüzey, ısı adası etkisini artırır, yazları alanı yaşanmaz hale getirir, altyapıya yük oluşturur. Doğru ekolojik kararlar sonucu tasarlanmış bir meydan ise hem kullanıcı dostudur hem de soğutma ihtiyacını azaltarak enerji ekonomisi yaratır.

Peyzaj mimarlığı, bu dönüşümde hala en az fark edilen ama en etkili aktörlerden biri. Çünkü peyzaj mimarlığı sadece yeşil alan tasarımı değil; doğal sistemleri bütüncül şekilde okuyarak mekana yön veren, ekolojik ve mekansal sürekliliği sağlayan stratejik bir planlama alanıdır. Bu yönüyle ekonomiyle kurduğu ilişki, altyapısal, çevresel ve sosyal sistemler üzerinde dolaylı ama derinlemesine etkilidir.

Değişen ekonomik bakış açısı bugün bir parkın sınırlarıyla değil, bir kentin su döngüsüyle, havza yapısıyla, biyolojik koridorlarıyla, yaya hareketiyle birlikte düşünülmesi gerektiğini gösterir. Peyzaj mimarlığı, üst ölçekten alt ölçeğe inen bu ilişkileri kurabilen meslek disiplinlerinden biridir.

Üst ölçekten bakıldığında, bir bölgenin bitki örtüsü, topoğrafyası, su kaynakları ve rüzgar yönleri analiz edilir; alt ölçekte ise bu verilerle kentsel açık alanlar, gölgelendirme sistemleri, yaya sirkülasyonu, yerel iklime uyumlu bitkilendirme gibi tasarım kararlarına yön verilir.

Bu ölçekler arası bakış açısı sayesinde, geçici çözümler yerine kalıcı, esnek ve dirençli sistemler kurulabilir. Peyzaj mimarlığı bu noktada, doğayla estetik, sistemsel ve ekonomik bir ilişki kurar. Doğal süreçleri kentin içine entegre etmek, suyu, toprağı, canlıyı ve insanı aynı anda düşünen bir sistem kurmak anlamına gelir. Bu yaklaşım da kentlerin geleceği için artık kaçınılmazdır.

Kısacası; bir park yalnızca bir boşluktan ibaret değildir. Aynı zamanda şehirdeki ruhsal ve fiziksel iyilik halinin teminatıdır. Deprem sonrası toplanma alanıdır, hava kalitesini iyileştiren akciğerdir, sosyal eşitsizliği azaltan kamusal bir buluşma noktasıdır. Yani onun varlığı, bütçede yer etmese bile toplumsal ekonominin tam merkezindedir.

Tüm bunlar bize yeni bir bakış açısı sunar: Ekonomik büyüme, ancak ekolojik süreklilikle mümkündür. Tasarım kalitesi, ancak ekolojik temelin kurulması ile gerçek olur. Ve kentler, ancak doğal sistemleri gözeterek planlandığında yaşanabilir olur.

Bugün karar vericilerden tasarımcılara kadar herkesin sorması gereken soru:

Ekoloji mi, ekonomi mi? değil. Ekonomik büyüme/iyileşme için hangi ekolojik kararları vermek gerekir?

Çünkü geleceğin ekonomisi, para biriminden ziyade su döngüsünden, toprak sağlığından, hava kalitesinden ve birlikte yaşama iradesinden oluşur. Ve bu yeni ekonomi, ancak doğayla birlikte düşünülürse ayakta kalabilir.

Etiketler

Bir yanıt yazın