“Coğrafya Kaderdir” Anıtları Üzerine Naçizane Bir Yazı

Bu acılara bir ferahlık, bir inşirah lazım. Bütün duvarların üstüne üstüne geldiği bu insanlara bir aydınlık gökyüzü lazım. Bakınca projelere yıllardır unuttukları bir huzur bulmaları lazım.

Roboski Müzesi ve Anma Yeri Mimari Tasarım Yarışması düzenlenmiş, kaçırmışım bu haberi. Dün yarışma sonuçlarıyla ilgili haberi gördüm.

Her ne kadar “VAKANIN KENDİSİ SÖZCÜKLERİ VE HAYATLARIMIZI AŞMIŞ BULUNMAKTA”ysa da naçizane yazmam gerekti.

İlk gördüğüm görseldeki “‘lapa lapa yağan karın altında ellerinde şemsiyeleriyle müzeye doğru romantik bir yürüyüş yaptığını düşündünen çift” beni rahatsız etti önce (Eksi bilmem kaç derece kış soğuğunda kısa kol,beyaz pantolon,bir penye bir hırka detayına da maalesef takılıyor aklım. Projeyi hazırlayanlar umarım bölgeyi önce bir ziyaret etmişlerdir.Zira görseli hazırlayan arkadaşın bölgeden ve konunun içeriğinden haberdar olduğuna dair ciddi şüphelerim var). Neyse konum bu değil benim. Sonunda anıtların beni neden rahatsız ettiğini buldum bu vesileyle.


Office Pan ekibi tarafından tasarlanan proje

Anıt. Yani: Anma Yeri/ Hatırlatma Yeri/ (Roboski ve benzer talihi paylaşan coğrafyalar için) Unutulmaması gerektiğine inanılan acıların, ayıpların, utançların unutturulmaması için gösterilen çabanın Yeri/Mekanı… Şimdi anlamadığım mesele şu: Roboski’de yaşanan/yaşatılan acının bölge insanına hatırlatılması/unutturulmaması gibi bir kaygı güden var mı aramızda acaba? Değil Roboski’de; yeryüzünün hangi noktasında bir anne kaybettiği evladının yüzünü, sesini, acısını ömrü sona erene kadar yüzünde, sesinde, yüreğinde taşımamış ki? Hangi baba kaybettiği evladının duruşunu, hayallerini, acısını ölene kadar sırtında, duruşunda, yüreğinde taşımamış ki? Bu acı en azından şu an orada yaşayan ve bu acıya tanıklık etmiş tüm insanlar ölmeden oradan silinemeyecek zaten.

Peki diyorum madem öyle neden Roboski’ye değil de şehirlerimizin en işlek yerlerine koymuyoruz anıtlarımızı, hatırlatma alanlarımızı, müzelerimizi(Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi Roboski çalışmaları il il bu müzelerde yıllarca dönüp dolaşıp sergilense mesela). Bir durup tekrar düşünelim bakalım: Biz kime, neyi hatırlatmaya çalışıyoruz? Hala haberdar olmayanlara neyi haber veriyoruz? Bu insanlar kimdi? Ne iş yaparlardı? Niçin öldüler? Ne içindi sahi? Sahi Roboski neresidir? Bu soruların cevaplarını Roboski halkı biliyor. Bilmeyenlere bildirme yeri neden kimsenin “müze yapılınca dahi” uğramayacağı Roboski? (Açılışı kastetmiyorum tabii!) Hayır hayır… Hangi şehirde bir acı yaşanmışsa onu diğer şehirlerdekiler unutmamalı. Siz hangi şehirde yaşarken acıları uzaktan izlediyseniz o şehirde sorumluluklarınız size yaklaştırılmalı/hatırlatılmalı. Nerede “dünya sizin hayatınızdan ibaret” sanıyorsanız orada “başka dünyalılar” karşınıza çıkarılmalı.

Daha net bir örnek vermek gerekir belki. Allah uzak etsin. Diyelim ki evinizin önünde çocuğunuza bir araç çarptı ve çocuğunuz olaya seyirci kalanların gözü önünde öldü. Evinizin önüne çocuğunuzun heykelinin dikilmesidir Roboski’ye anıt yapılması. Oysa çarpan sürücünün ve seyirci kalan kişilerin (bir daha başka ölümlerin olmaması-başka acıların yaşanmaması için) hatalarını, sorumsuzluklarını/ sorumluluklarını asla unutmamaları sağlanacak şekilde düşünülerek seçilmeli anıt mekanları.

Yarışmanın ilk etabında belirlenen 5 projenin açıklamalarını okudum. (ki biri tam bir “kazanmaya odaklı dokunaklı bir yazı” yazabilmek için fazla zorlamış kendini-bu da bir taktiktir) Açıklamalarda verilmek istenen çok yerinde mesajlar var.Ama mesajın gönderildiği yer yanlış.

MTF Projenin;

07. MÜZE’NİN ACIYI PAYLAŞMADA VE BİRARAYA GELMEDE BİR İMKÂN OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ
Türkiye ne yazık ki acı hatıralar bağlamında sicili kabarık bir ülke durumundadır. Geçmişte yaşanan acılar bundan sonra bir araya gelme ve karşı tarafı anlamada bir imkan olarak değerlendirilmelidir. Roboski Müzesi bu imkâna mekân sahipliği yapabilir.
Reyhanlı Katliamı / 2013
Sivas Katliamı /1993
Maraş Katliamı / 1978
Ermeni Katliamı / 1915
Roboski Müzesi geçici sergiler vasıtasıyla uluslararası ölçekte de acıyı paylaşma alanı olarak değerlendirilebilir.
Marikana Katliamı / G. Afrika / 2012
Carandiru Katliamı / Brezilya / 1992
ESMA Katliamları / Arjantin / 1979

açıklaması örneğin içerik olarak doğrudur ama bu fikirler mekan Roboski/ Sivas/ Reyhanlı/ Maraş oldukça, gerçekleşmekten uzak birer projeden/ yarışma katılımcılarının rafa kaldırdığı bir katılım belgesinden ileri gidemeyecektir kanaatimce.

Bu projelerin Roboski’de gerçekleştiğinde olacakları bir hayal ettim. Gerçi ön kolokyumda aileler projelere bakınca neler düşünecek bilinmez ama ben projeleri incelerken kendimi onların yerine koydum. 34 Duvar fikri var mesela. Oysa Roboski’de 34 mezar taşı var zaten. Anneler gidip bu duvar diplerinde ağlamayacak. Toprak varken duvar acıyı asla soğutmaz, bilirler. Ama 34 duvarı Roboski’ye inşa edeceğine şu mezar taşlarını Ankara’nın göbeğine bir dik bakalım. Ne çok kişi bir ölüden bile (!) rahatsız olur değil mi?


Emrah Mehmet Güllüoğlu, Eren Tümer ve Can Durmuşoğlu tarafından hazırlanan proje

2 katılımcı projede de rahatsız edici duvarlar, duvarlar arasına sıkışmış yürüme yolları, dar koridorlar, dar geçitler var mesela. Oysa bir proje grubu güzel bir saptamada bulunmuş: “Bu coğrafya hayatın sürme koşullarını keskin kılar.” İşte bu keskinlik duvarlarla doludur. Bu insanlar hep duvarlara toslamıştır zaten hayatları boyunca (Yoksa keyiften mi yapıyorlardı bu işleri bu yaşta bu soğukta?). Yüzleri hep dağ görür, kayalık görür. “Bölgeyi tanımadan, bölge insanını tanımadan, bölge ekonomisini,hayat şartlarını bilmeden yapılmış gibi bazı projeler” demem işte hep bundan. Oysa bilseydiniz belki anlardınız: Bu acılara bir ferahlık, bir inşirah lazım. Bütün duvarların üstüne üstüne geldiği bu insanlara bir aydınlık gökyüzü lazım. Bakınca projelere yıllardır unuttukları bir huzur bulmaları lazım.

….Değil mi yoksa?

Evet, beni bunca yıldır rahatsız eden şeyi buldum işte. Gerçeklikten uzak ama malzemesi de maalesef hayatın/insanın gerçek acıları olan anıtlar, yazılar, konuşmalar, projeler, tezler, çok bilmiş çok bilmiş sözler. Rahatsızlık ne kelime… Bakınız: “Anne güzel yerdeyim.” Ölüyorum işte bu cümlelere (Ekşi sözlükte olsa hakkında bir dizi entry açılır. Keza başlı başına ayrı bir konu başlığıdır kendisi şeklinde özetlenir).

Editörüm, mevzu derin. İbn Haldun yüzyıllar önce söylemiş biz kabul etmişiz vesselam: “Coğrafya kaderdir.” Bilirsin, kabul edenlerin ve elini taşın altına koymayanların en iyi yaptığı şey temennide bulunmaktır. Naçizane yazımızı bir temenni ile bitirelim o halde. Ne diyelim; inşallah artık ne böyle acılarımız olsun ne de böyle müzelerimiz.

Etiketler

3 yorum

  • simla-sunay-ozdemir says:

    Katılıyorum. Bir de kırmızı renk var ki ödül projelerinden birinde günlerdir üzerinde düşünüyorum. Türkiye ve Kürdistan bayraklarının ortak rengi. Bayrağa kanla gelen. Açıklama metnini henüz tam okuyamadım ama bana dokundu bu kırmızı. Bölge yoğun kar alan bir bölge değil çok sert kara iklimi var yazlar aşırı sıcak ancak 28 Aralık 2011’de yüksek rakımlı alan karlı olduğu için bu tercih edilmiş pek çok katılımcı tarafından. Bir katılımcı olarak kazanan projelerle ilgili fikrimi söylemem yanlış anlaşılmayacaksa maliyeti yüksek ve yöre halkının kendi inşa edemeyeceği türde çoğu. Gösterişli bir iki proje var ki yarışmanın “alçak gönüllü bir şiir” ön tanımına uymuyor. Ama mimarlık kazanmış ona şüphe yok. 5 proje teknik ve sunum olarak güçlü, bienal ağzıyla yazılmış metinler duyarlı, şiirsel, deneysel.

    Yarışmanın en güzel yanı ailelerin de karara katılıyor olması. Bu yarışma bu nedenle özel. Kazanan ekipler çok emek vermişler, hepsi de övgüye değer. Ancak tartışmaya devam etmeli ve bu süreci takip etmeliyiz. Ayrıca 25 katılımı çok az buldum, mimarlık camiası utanmalı. Diğer projeleri de çok merak ediyorum lütfen göndersinler. Roboski mimari platformda tartışılmaya devam etmeli.

  • naz-ekim says:

    Çok güzel bir eleştiri yazısı, tebrik ediyorum.

  • bugrahan-sirin says:

    eleştiriniz ve bunu tasfir ederken kullandığınız edebiyattan dolayı tebrik ediyorum.

Bir cevap yazın