“Bursa Koruma ile İlgili Kararların Hayata Geçmesinde Hep Önder Olmuştur”

Bu yazıda Arkitera’nın ele aldığı Süper Kent Bursa dosyası için kentteki önemli projeler ve uygulamalar bağlamında gerçekleşen koruma çalışmaları değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Bursa kentinin oluşumunda tarih içinde yaşadığı üç önemli eşik noktası etkili olmuştur. Bunlardan birincisi; Antik dönemde “kale kent” özelliği taşıyan Prusa kentinin kuruluşu, ikincisi; 1326 yılında Osmanlılar’ın kenti almasıyla bir Osmanlı kenti olarak gelişmeye başlaması ve batılılaşmanın etkisiyle kentte gerçekleşen modernleşme faaliyetleri ve son olarak 1923 yılında Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte yaşanan değişim ve dönüşümlerdir.

Bursa’da anıtsal ve sivil mimarlık yapıların korunması, restorasyonu ile yeniden kullanımları, cephe sağlıklaştırma çalışmaları ve kentsel dönüşüm projeleri gerçekleşirken; diğer yandan Kaleiçi’nde arkeolojik kalıntıların korunması ve ayağa kaldırılması yönünde büyük proje ve uygulama çalışmaları devam etmektedir. Bu yazıda Arkitera’nın ele aldığı Süper Kent Bursa dosyası için kentteki önemli projeler ve uygulamalar bağlamında gerçekleşen koruma çalışmaları değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Bursa’da koruma faaliyetleri 1940’lı yıllara kadar gitmektedir. 1974 yılında GEEAYK (Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu) tarafından ilk tescil işlemleri ile başlayan süreç, 1978 yılında kentin tarihi, arkeolojik ve doğal sit alanlarının belirlenmesi ile devam etmiştir.  Kentte her zaman eskiyi koruma ve yaşatma konusunda bir çaba olmuştur. 2014 yılında Cumalıkızık, Hanlar Bölgesi ve Sultan Külliyeleri “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” adlı dosya ile UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır. Bu durum koruma uygulamalarını uluslararası platforma taşımıştır.

Bursa’da 1958 yılında Hanlar Bölgesi’nde yer alan Sahaflar Çarşısı’nda bulunan bir matbaada çıkan yangın sonrasında kent merkezinde büyük ölçüde yeniden yapım (rekonstrüksiyon) çalışmalarına başlanmıştır. Bursa kentinin tek merkezli oluşu çarşının yeniden yapımını gerekli kılmıştır. Bu nedenle günümüzde ne yazık ki bölgenin özgünlüğünden söz edebilmek mümkün değildir.  


Yangından sonra İpek Han ve Bedesten(BKTVKK arşivi).

Günümüzde yapılan çalışmalara baktığımızda ise restitüsyon verileri son derece yetersiz olan anıtsal yapıların yeniden yapım uygulamalarının devam etmekte oluşu çok düşündürücüdür. Benzer durum sivil mimarlık örneği yapılar için de geçerlidir. Dolayısıyla bu uygulamalar sonucunda özgünlükten bahsedebilmek mümkün olmadığı gibi, sahte kopyalar yaratmak suretiyle tiyatro sahnesini andıran sahte bir tarih ve sahte bir çevre yaratmanın ötesine geçilememektedir. Aynı durum bu çevrelerde inşa edilen yeni yapılar için de geçerlidir. Oysaki eskiyi taklit etmek yerine derin zamanlı, katmanlaşmanın var olduğu bir çevrede yaşamak, yaşam kalitemizi arttıracağı gibi kentlinin belleğinde de tarihi çevreleri korumanın öneminin daha da anlaşılır hale gelmesini sağlayacaktır.

2009 yılında surların, burçların ve kapıların yeniden yapım çalışmaları ile başlayan süreç günümüzde hala devam etmektedir. Surların özgünlüğünü yitirmemesi açısından sağlamlaştırma ile yetinilmesi en uygun müdahale yöntemiydi. Surların, burçların ve kapıların algılanabilir yerlerine restitüsyon çizimlerinin bulunduğu tanıtıcı panolar ile gerçekte bu kalıntıların nasıl olabileceğine dair bir fikir elde edinilmesi sağlanabilirdi. Alanda kazılar sonucunda bulunan kilisenin temel duvarları için de aynı durum geçerlidir. Bu kilisenin ayağa kaldırılması günümüzde mümkün olamayacağı gibi Bitinya Surları, kapıları ve burçları için de arkeolojik restorasyon bağlamında hareket edilmesi gerekirdi.

Kent merkezinde Ertaş Çarşısı, İpek Han- Bedesten arası, Kapalı Çarşı ve Uzun Çarşı çatı üst örtülerinde bütüncül bir uygulamadan söz edebilmek mümkün değildir.

Açık alan çevre düzenlemelerinde de ne yazık ki bütüncül bakış açısı yerine ihtiyaca yönelik parçacıl çözümlerle hareket edilmektedir. Özellikle kentsel temizlik adına yapıların etraflarının açılması tanımsız boşlukların oluşmasına neden olmuştur. Cumhuriyet Caddesi üzerinde yer alan Ticaret ve Sanayi Odası’na ait olan yapı, Koza Han’ın taç kapısının görünürlüğünün Cumhuriyet Caddesi üzerinden sağlanması amacıyla ne yazık ki yıkılmıştır. Oysa bu yapının özgün tasarımında zaten cadde ve meydan arasındaki ilişkiyi gözeten kamuya açık bir geçit bulunmaktaydı. Cumhuriyet döneminin özgün yapılarından biri olan bu yapı yıkılmadan da başka çözümler geliştirilebilirdi.

Yapıların etraflarının temizlenerek algılanırlıklarının arttırılması çabaları Bursa’da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.  Bu tip durumlarda 1862 tarihli Suphi Bey haritasından faydalanılmalıdır. Bu haritanın varlığı Bursa için çok önemlidir. 19. yy dokusunda yer alan ve günümüze kadar gelebilmiş bu yapıların etrafları ile birlikte korunmaları esas olmalıdır.

Yayalaştırma çalışmaları kapsamında Cumhuriyet Caddesi’nin trafiğe kapatılması olumlu olmuş; ancak geçmişinde hiç olmayan bir tramvayın caddenin ortasında planlanması, caddeyi ortadan ikiye bölüyor olması nedeniyle, olmasaydı daha mı iyi olacaktı acaba diye de düşündürtmektedir.

Kent merkezinde yer alan birçok hamam ağırlıklı olarak “kültür merkezi” olarak işlevlendirilmiştir. Oysa kente gelen yerli ve yabancı turistlerin faydalanabilecekleri özgün işlevlerini koruyabilen bu hamamlardan faydalanmaları, bu kültürü tanıtmak adına çok faydalı olabilirdi. Günümüzde birçok kişinin spa kültüründen faydalanmak istemeleri bu durumun bir göstergesi olarak sayılabilir. Ayrıca kültür merkezi olarak işlevlendirilen bu yapılarda amacın yapıyı sergilemek, aracın ise işlev olması gerektiğinden yola çıkarak, hamamlarda özgün işlevlerine ait mermer kurna, musluk, vb elemanların yer alması uygun olurdu.

Kent merkezinde çok yoğun bir ticaretin var olması,  buna karşılık geleneksel el sanatları, sosyo-kültürel ve turizm amaçlı kullanımların ise neredeyse yok denecek kadar az olması ticaretin bittiği akşam saatlerinde, bölgenin terk edilmiş bir alan özelliği göstermesine neden olmaktadır. Bu nedenle, kent merkezinin daha uzun süre canlı tutulabilmesi için kültürel aktivite ve gösterilere uygun alanlar yaratılması gereklidir. Bu açıdan her yaştan kullanıcının kaynaştığı, yoğun olarak kentsel peyzaj öğelerinin yer aldığı hanların avluları daha iyi değerlendirilmelidir.

Bölgenin kuzeyinde bulunan Reyhan ile doğusunda bulunan Kayhan’ın yenilenerek merkezin canlılığına katılımı sağlanabilir. Özellikle, gençlere yönelik aktiviteler ve konut kullanımını özendirecek şekilde öğrencilere yönelik hostel, aile pansiyonculuğu vb. fonksiyonların yer alması bölgeyi daha cazip bir hale getirebilir.

Kentsel sit alanının kuzeyinde bulunan Doğanbey’de mevcut olan iki katlı konut dokusu, TOKİ’nin yaptığı kentsel dönüşüm projesi sonrasında yerini yüksek katlı (20 kat ve üstü) yapılaşmaya bırakmıştır. Koruma ile ilgili alınan kararların birbiri ile çelişmemesi gerekiyor. Haşim İşcan Caddesi’nin bir tarafında geleneksel dokuya uygun bir yapılaşma gerçekleşirken, diğer tarafında yüksek katlı bu yapılara izin verilmesi koruma adına çok çelişkili olmuştur. TOKİ konutlarının yarattığı değişimler fiziksel olduğu kadar aynı zamanda sosyo-ekonomik olarak da değerlendirilmelidir.


Doğanbey TOKİ konutları (Bursa Mimarlar Odası Arşivi)

Emirsultan Kentsel Dönüşüm Projesi de kentte gerçekleştirilen diğer kentsel dönüşüm projelerinden biridir. Bu projede tasarlanan meydanın altında yer alan katlı otoparkın temel kazısı sırasında bölgede yer alan anıtsal yapılarda strüktürel sorunlar oluşmuştur.


Emirsultan Meydanı 

Kentlerde yaşanmışlığın izleri olan katmanlaşmayı görebilmek, izleyebilmek çok değerlidir. Geçmişe saygı duymak bu katmanlaşmayı bir zenginlik olarak görebilmek çok önemlidir.  19. yy ipekçilikle ilgili endüstri mirasının korunmasına yönelik olumlu çalışmalar gerçekleşmiştir. Benzer şekilde Cumhuriyet döneminin önemli endüstri mirası özelliği taşıyan Merinos Fabrikası’nın korunması ve Merinos Kültürparkı ve Atatürk Kültür Merkezi olarak yeniden işlevlendirilmesi imgesel olarak çok büyük bir öneme sahiptir. İzmir Yolu’nun diğer tarafında yer alan Merinos İşçi Lojmanları’nın bu projenin bir parçası haline dönüşememesi talihsizlik olmuştur.

Bursa kentinde Cumhuriyet dönemine ait birçok yapıyı görebilmek mümkündür. Bu yapılardan bazıları günümüzde korunabiliyorken bazıları ise maalesef yıkılmıştır. Bu yapılardan biri de hepimizin belleğinde önemli bir yere sahip olan Santral Garaj’dır. Bu alanda yeni bir Kent Meydanı oluşturmak amacıyla proje yarışması açılmıştır. Yarışma ile elde edilen proje sonrasında Santral Garaj’a ait binalar yıkılmış ve yerine günümüzdeki  “Kent Meydanı AVM” inşa edilmiştir. Bursa ve ülke kimliğinde çok önemli bir yere sahip olan Santral Garaj’a ait yapıların yıkılması kent belleğinde önemli yer tutan bir hafızanın yok olmasına neden olmuştur.

Son yıllarda sivil toplum örgütleri ve meslek odaları, Cumhuriyet döneminin önemli yapılarından biri olan Atatürk Stadyumu’nun yıkılarak yerine meydan yapılması projesine karşı çok büyük bir kamuoyu oluşturmuşlardır. Bu yapıya ait tescil işlemlerinin gerçekleşmemiş oluşu büyük bir talihsizliktir. Stadyumun içinde yer aldığı Bursa Kültürpark ve devamında yer alan İpekiş Fabrika binaları da bölgenin Cumhuriyet tarihine ışık tutan önemli yapılardır.


Atatürk Stadyumu

Kentte sürekli yıkılması için gündeme gelen diğer bir yapı da Hanlar Bölgesi’nde yer alan ve projesi Şevki Vanlı ve Ersen Gömleksizoğlu’na ait olan tescilli Cumhuriyet dönemi modern mimarlık mirası örneklerinden biri olan Merkez Bankası’dır. Yöneticiler bölgenin bu kısmında yer alan yüksek katlı yapılaşmaları yıkmak ve Hanlar Bölgesi’nin Atatürk Caddesi üzerinden algılanırlığının artmasını istemekteler. Oysaki kentteki bu katmanlaşmanın farkına varmak ve yapılacak olan tasarımın bir parçası haline dönüştürebilmek çok daha doğru bir tutum olacaktır.


Merkez Bankası

Günümüzde inşa edilmiş; özgün yapım teknikleri, malzemeleri ve plan kurgusu gibi özellikleri ile toplumların belleğinde yer etmiş olan yapılar da koruma altına alınırlar. Koruma da zaten statik bir süreci değil dinamik bir süreci ifade etmektedir. Dolayısıyla geçmişimize ait özgün yapılarımızı tescil ettiğimiz gibi günümüze ait özgün yapılarımız için de gerçekleştirdiğimiz tescil işlemleri korumanın sürekliliği açısından çok önemlidir.

Son zamanlarda tartışma yaratan bir diğer yapı da hepimizin çok yakından bildiği ve tasarımı Mimar Mongeri’ye ait olan Çelik Palas yapısının yanına inşa edilen ve gabarisi ile Çelik Palas’ı ezen yapıdır. Bursa için çok önemli olan Çelik Palas’ın yanında yer alan bu yapının Çelik Palas’ın gabarisi ile uyumlu olması gerekirdi.

Sonuç olarak; kabul edilebilir bir restorasyon uygulaması; ne zamanı geriye çevirmeli, ne de yeniden bir tarih yazmaya çalışmalıdır. Bu süreç; her yapının reçetesinin farklı olduğu kendine özgü birçok girdinin yer aldığı karmaşık bir süreçten oluşmaktadır. Bursa; koruma ile ilgili kararların hayata geçmesinde hep önder olmuştur. Bu nedenle koruma çalışmaları bakımından önemli bir yere sahiptir. Kentteki uygulamaların olumlu ve olumsuz yönlerinin doğru değerlendirilmesi gerekir. Evrensel koruma kuramlarının içselleştirilmesi ve projelerin ortaklaştırılması, sağlıklı ve tutarlı adımlar atılmasını sağlayacaktır. Özellikle kentin Dünya Miras Listesi’ne alınmasıyla birlikte potansiyelini daha çok değerlendirebilir ve gerçekleşen tüm çalışmalar ile hem kent hem ülke hem de uluslararası boyutta örnek oluşturabiliriz.

Etiketler

Bir yanıt yazın