Bir Genç Kızın Odası

Pandemi yüzünden evde oturunca, odanın değeri bir başka oluyor. Eskiden okulda eve gelip, yemekten sonra çekildiğim ve belki de sadece uyumak için kullandığım ufacık yerde artık eşya, kitap, defter, raf, masanın üstü bile önemli hale geliyor.

Babamın böyle yukarıdan bakan karikatürleri vardı bana üstten bakmak nasıl olur, tavan olmazsa nasıl görünür diye ufak bir ders verdi. Ben de onun bahsettiği kurallara uygun olarak odama farklı bakmayı denedim. Aynı tavsiyeleri öğrencilere de veriyormuş.

Benim diğer çalışmalarıma www.dikieuh.com adresinden bakabilirsiniz. Genelde tablette çiziyorum.

1- Bu pencereyi çizmek ne kadar zormuş. Merdivene çıktım, tam bu açıdan fotoğraf çekip kaç tane çizgi çizmem gerektiğini buldum da öyle çizdim.
2- Bu pencere sokağa değil de apartmanın büyük ara boşluğuna bakıyor. Sol tarafta ise apartman boşluğu var. Merdivenden biri gelir pencereden atlar, eve hırsız girer diye demir korkuluk koymuşlar. Bu sayede kuşlar için kuytu bir yer oluyor. Odamın penceresine her yıl güvercinler yuva yapar. Televizyonda biyoloji dersi var gibi izliyorum.
3- Burada bir kalorifer peteği var ama hep hava oluyor içinde. Petek sıcaklık vermiyor kendisi bile soğuk oluyor. Artık öğrenmek zorunda kaldım ben bile havasını alabiliyorum artık.
4- Evimiz 1962 yapımı 3 katlı ve biz en üst kattayız. Çatı arasına benim odamdan, işte buradan, kesikli çizgi ile çizdiğim bu dikdörtgen çıkılıyor.
5- Bu çizimi yapmak için aldığım notlar, eskizler. Babamın bana bazı perspektif kuralları öğretirken çizdikleri.
6- Ders çalışırken kullandığım masa lambası.
7- Babamdan bir şekilde bana geçen MacBook Air Bilgisayar. İçinde Windows da var, MACOS da.
8- IKEA’dan alınmış yumuşak çalışma pedi. Hem yazı yazarken daha çok çizim yaparken kullanıyorum.
9- Genelde kalemlerimi çekmecelerde tutuyorum ama devamlı kullandığım ve her an elimin altında olması gereken kalemleri işte bu iki kalemlikte saklıyorum. Babam arada sırada gelip kurşun kalemlerimi açıyor. Eskiden kalemlerin arkasını da açardım. Şimdi neden böyle davrandığımı dahi anlamıyorum.
10- Okunacak ders kitapları ve o anda lazım olan defterler dolaba koymaktansa el altında olmaları daha uygun…
11- Gerçek başbelası lise giriş sınavı test kitapları. O kadar çok var ki. Zor bela bitiriyorum. Hemen gidip yenisini alıyor annem bitemiyor. Bu test kitaplarını yazan ve basanlar doymuyorlar hiç. Anneleri babaları bağımlı hale getirmişler. O kadar açgözlü olmasalar da biz de rahat etsek biraz.
12- Bu çizimi işte bu Ipad ile yaptım. Apple’ın kalemini kullandım.
13- IKEA’dan alınma metal gri bir yüzey. Önceden duvara asılıydı. Duvar kağıtları değişince çivi çakmak yerine böyle masanın kenarına koydum. Zaten çok fazla mıknatısım yok. Bu kadarı bana yetiyor.
14- Duvara yapıştırdığım çıkartmalar. Sticker da dediğim oluyor. Her birinin ayrı bir anlamı var BAKINIZ:

ÇIKARTMA DETAYI

15- Dikkat ettiyseniz odamın bir duvarı koyu duvar kâğıdı iken komşu duvarı açık Renk böylece odayı yanlara doğru büyütmüş oluyormuşum. Öyle mi bilmem ama duvar kâğıdı renklerinden memnunum.
16- Mecburen BU DA IKEA mecburen aşağı raflarda ağır kitapları tutuyorum. Çünkü her raf fazla ağırlık taşıyamıyor. Raflar çok ince. Dolabın üstüne de rengarenk topların içindeki minik ampullerle ışık dizisi sardım. Dolabın üstünde eskiden peluş ve plastik oyuncaklar vardı. Artık büyüdüğüm için onları eşe dosta verdik. Üst raf bomboş şu anda. Üstten ikinci rafta çok özel kitaplarım ve eşyam var. Bakınız: Raf
17- Şifonyerin üstünde devamlı düzgün tutamadığım ama bu çizimde düzgünmüş gibi çizdiğim, gözlüktü kozmetiklerdi, kolyeler filan gibi eşya için Bakınız: Şifonyer üstü
18- Bu ince uzun iki pencere odamdaki doğal güneş ışığının koridoru ve koridordaki kütüphaneyi gündüz görünür hale getirmek için açılmıştı Babamın son andaki uydurması. Sonra annemle camın üstüne hem içe hem de dışa pleksi ayna kaplamaya karar verdik. İçerideki Şifonyer bu aynayı biraz kapattı. Ama yine de güzel bir detay oldu bence
19- Yine Ikea’dan alınmış bir şifonyer bazı giyeceklerim tabii çoraplarım filan hep burada. Odam çok minnak olduğundan diğer elbiselerin evin ta diğer ucundaki babamın çalışma odasında. Şimdilik bu odada yatmıyorum. Tam bir göçebe hali yaşıyorum fakat yine de odamın ufak olması beni mutlu ediyor.
20- Böyle bir minder attım köşeye üzerine de minik yastıklar. Kitap okuma köşesi olsun diye ama genelde sosyal medyaya bakma yeri halinde.
21- Nedendir bilinmez odamın aydınlatması tavana değil duvara bağlanmış. Annem ve babam mimar benim. Yanlış anlaşımasın da…
22- Babam ustanın sökerken kırdığı kötü parkeleri halı atlına da ve daha iyi durumdakileri de halının kapatmadığı bu giriş kısmına dizmiş.
23 -Benim odamın hemen yanında evin banyosu var. Babamın dediğine göre hah işte oraya kombiden giden sıcak su borusu odamın altından geçerek ulaşıyormuş. İşte sen o boru, sen patla. Betonun içinden sızım sızım sızıyormuş alt komşuya. Alt komşu teyzenin dairesine apartmanın diğer kapısından giriliyor ya. Ben onu hiç görmedim ama çok kızmışmışmış. Yaşlı ve öfkeli. Apar topar gelen usta laminat parkeyi pek kibar kaldırmamış. Kırmışlar yıkmışlar ama sorun bulamamışlar. Sorun benim odamda değilmiş. Banyodan geliyormuş. Neyse, parkeyi yenileyeceğini söyleyen babam mızıkçılık yapıp bir daha boru patlar diye eski parkeyi kendisi döşemiş. Ama annem hiç memnun olmadı. Olmadı da tek bir oda için parkeci gelecek, bir sürü masraf. Onun yerine neredeyse odayı kaplayan koyu yeşil, çim gibi bir halı aldık ucuzluktan. Biraz halı saha gibi oldu odam, uçan halıdaymışım gibi…
24 -Aslında kapının kulpu var ama niye çizmediysem artık.
25- Bu iki fotoğrafı ablamın okulundaki fotoğraf sergisinden almıştık. Birini Berlin’de girdiğimiz binada balık gözü mercekle, diğerini de Galata Köprüsü’nde çekmiş. Odamın renklerine uydurduğum ve beğendiğim için duvarıma astım. BAKINIZ: FOTOĞRAFLAR

26- Bu demir borularla yapılmış merdiven, bu minnacık odayı daha verimli kullanmak için önceden bu odada olan altında yatak olmayan bir ranzadan arttı. Ben yukarıda yatıyordum aşağıda da çalışma masam vardı. O ranzayı geri dönüşüme verelim dedik, babam aşağıya indirdi. 15 dakika sonra kontrol ettik birileri almış bile. Ranza da gidince artık bu oda sadece çalışma odası oldu. İşte o ranzadan yadigâr bu merdivene de led doladım, fişe takınca ışıl ışıl rengarenk oluyor. Annem sıkılırsın bu ışıklardan dedi. Sıkılmam dedim ama artık hiç açmıyorum. Nerden bildi ki?

RAF

1- Rubik küpler. 2x2x2 ve en çok bulunan 3x3x3 sonra 4x4x4 ve hatta garip şekilleri olan bulmacalar.

2- Tuval: Bir iki yıl önce yaptığım ‘Yıldızlı Gece’ parodisi yaparken boyalarımın yetersizliğine rağmen uzaktan bakınca kütüphanemin rafına renk getiriyor olmasını seviyorum. Ama aynı şeyi yakından bakınca söyleyemiyorum. Resim yapmayı çok seven biri olarak UZAKTAN BAKINCA GÜZEL YAKINDAN bakınca çirkin olması beni hayal kırıklığına uğratıyor. Ne acayip.
3- Pop Figur: Kendimi parçalayarak aldırdığım Pop Figürlerden en soldaki ‘Rick’i, ‘Rick and Morty’ dizisi daha popüler ve ‘’cringe kültürünün’’ bir parçası değilken Finlandiya’da Helsinki havalimanından görüp ısrar edip babama aldırmıştım. Harçlığımdan biriktirdiklerimden düşecekti babam ama düşmedi. Sanırım gereksiz bir harcamayı ne kadar çok istediğimi tartmak için bunu yapıyor. Ben de çok çok istemiyorsam biriktirdiğimin azalmasına razı gelmiyorum. Diğer figürlerse her yeni sezonuyla daha popülerleşen ‘Stranger Things’ dizisinin figürlerini de San Francisco’dayken aldırmıştım. Yurtdışındayken Türkiye’de pahalı diyerek aklını çeldiğim ve biriktirdiklerimin azalmasına razı olarak babamın başının etini yediğime şimdileri şaşıyorum. Artık benim için de çok değerli değil gibi. Malum büyüdükçe anlamını yitiriyor.
4- Saatler: Ailemizde babamdan sonra saatlere meraklı kişi olarak bana verdiği eski saatleri çok seviyorum. Şimdiki ‘vintage’ modasına da çok uyuyorlar. Siyah, hesap makineli plastik kasalı CASIO daha arkada kalan klasik gümüş Casio. Krom olanını uzun zamandır severek taktım sonra kasası kırıldı. Yani kayış iğnesinin takıldığı yer kırıldı. Babamın da eski saatlerinin başına gelmiş. Sık görülen bir kırılma şekliymiş. Olsun kırıldı ama ben onu atmadım ve şimdi dekoratif amaçlı kullanıyorum.
5- Fujifilm Kamera: Bu kullan-at analog kameraları yazın yüzlerce fotoğraf çekmek için almıştık. Kurduğumuz hayallerde çektiklerimizi tab ettirip Instagram’da paylaşmak vardı ama üşengeçlik ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle birkaç ay daha sıkıcı bir Instagram profilim olacak gibi gözüküyor.
6- Okulda ve başka etkinliklere katılarak aldığım sertifikalar. Bunlar sergilenecek kadar önemli mi bilmiyorum Türkiye’de bir sınava girmek ve onda yüksek puan almak gerekiyor ama eğer yurtdışında bir üniversiteye gireceksem portfolyo hazırlamak gerekirmişmiş ve bunlar önemliymiş.
7 – Tolstoy: Okulda Türkçe hocalarımın okumamızı istediği bu klasik seriyi (İŞ BANKASI YAYINLARI’NDAN) dolabımdaki en sevdiğim rafa koymasaydım olmazdı. Arkadaşlarımın aksine okumaktan çok zevk almıştım. Buna inanan olmadığını da görünce daha da sevdim.
8- Kuantum: Çizgi bilim türüyle sıkılınca sayfalarını karıştırıp minik bilgiler öğrendiğim kitap. Sonradan, her konuda en fazla suistimal edilen konunun kuantum olduğunu gördüm. Kuantum diyeti, kuantum koçluğu, kuantum karması… Kuantum bilgisayarı var ama kuantum düşünce tekniği de yok kuantum diyeti ya da beslenmesi de yok. Yaşam koçları saçmalıyorlar, evrene pozitif düşünce salıp sonra onlardan cevap geliyormuş. Ben de acaba sticker salsam duvarlarımdan evrene…

ÇIKARTMA DUVARI

1- Ablamla yapmayı en çok sevdiğimiz şeylerden biri mağazalardan sticker araklamak. Bunlar bizim için çok özel ve havalıydı. Merak etmeyin müşteriler alsın diye kasanın yanına konan bu çıkartmaları almak için alışveriş yapıp da markayı ihya etmedik. Burada amaç markayı yüceltmek değil stickerı kapmak. Zaten firmayı değil Türkiye’nin en büyük gölüne sahip ilimizin reklamını yapıyoruz. Annem odamın duvar kağıtlarını kendisi değiştirdi. Evet, annem mimar ama duvar kağıdı döşeyebiliyor ve o kadar emeğini çıkartıldığında rezil edecek bir sticker yapışkanlığıyla taçlandırdım. Cezayı bekle dedi ama ceza vermedi. Ölüm gibi oldu ama kimse ölmedi.
2- Los Angeles’dayken NASA’ya gittik. Evet, bildiğin NASA üssüne. Babamın NASA’da çalışan arkadaşından aldığım hediyelerin bende çok büyük yeri var. Küçüklüğümden beri uzaya ilgim olduğu için odamın bir parçası yapmak istedim. Merak etmeyin aynılarından ablama da verilince bir sorun çıkmadan duvarıma yapıştırdım.
3- Silikon Vadisi köy gibi bir yer aslında. Bütün bilişim çalışanları uzak mesafelerde kırsal bir kesimde oturup kucak dolusu kiralarla oturuyorlar burada. Google Facebook Apple Kampüsleri öyle çok turistik yerler değiller. Ama teknolojinin kalbi burada atıyor. Ne bir Alex ne de bir İstanbul…
4- Güney San Francisco’da Palo Alto’da Stanford Üniversitesine giden caddeye bağlanan sokaklarda gezerken gördüğüm yenilikçi ürünlerin sergilendiği garip bir mağazadan anı olarak aşırdığım çıkartma. Aşırı aşırmadık ama adam başı iki tane.
5- Uzun araba yolcuklarında annem ve babamın sevdiği eski tip müziklerden bay gelecek derken biraz da zorla tanıdığım Queen grubuna ‘Bohemian Rhapsody’ filmini izlememle ilgim daha da arttırdı. Bizi zorlamalarına gerek yokmuş. Harçlıklardan biriktirip uygun fiyatlı üzerinde Queen olan bir tişört aldım. Onun etiketini de anı olarak astım.

Etiketler

1 Yorum

Bir cevap yazın