Eşdeğer Ödül, MDC’26 Öğrenci Mimari Tasarım ve Fikir Yarışması

Eşdeğer Ödül, MDC’26 Öğrenci Mimari Tasarım ve Fikir Yarışması

Emirhan Koca, Emre Baba, Hilal Tatlı, Tuğba Aras ve Ceren Çelik'in “Gradient Interlace” başlıklı projesi MDC’26 Öğrenci Mimari Tasarım ve Fikir Yarışması'nda eşdeğer ödül kazandı.

Kendi Kendine Yeten, Komşuluk Şemalarında Kuşaklar Arası Otonomi
Gradient Interlace projesi, Enez Sahil Kervansarayı kalıntısını pasif bir arkeolojik nesne olarak değil, çağdaş yaşamla etkileşime giren dinamik bir mekânsal sistem olarak yeniden ele alır. Proje, tarihsel yapıyı sabit bir referans olarak görmek yerine, üst üste yazılmış katmanlardan oluşan bir “mekânsal palimpsest” olarak yorumlar. Bu bağlamda mevcut beden duvarı, yalnızca korunması gereken bir kabuk değil, yeni müdahalenin mekânsal eşiklerini tanımlayan aktif bir arayüz haline gelir. Tasarımın temelini oluşturan “kamusal-özel gradyanında tipolojik türeme” yaklaşımı, kervansarayın tarihsel konaklama ve ticaret işlevlerini günümüzün üretim ve barınma ihtiyaçlarıyla hibritleştirir.

Mekânsal organizasyon, zemin kotta yoğunlaşan kamusal ve üretim odaklı müşterek alanlardan başlayarak, üst kotlara doğru giderek artan bir mahremiyet hiyerarşisi oluşturur. Bu kademelenme, keskin sınırlar yerine süreklilik ve geçişler üzerinden tanımlanan akışkan bir mekânsal kurgu üretir. Yapı, deterministik bir plan şeması yerine modüler ve çoğalabilir bir morfogenetik sistem üzerinden kurgulanır. Bu sistem, farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilen, zaman içinde dönüşebilen ve programdan bağımsız bir mekânsal altyapı sunar. Modüller, yalnızca işlevsel birimler değil, aynı zamanda yapının tektonik mantığını görünür kılan yapısal hücrelerdir. Bu hücrelerin bir araya gelişi, doluluk ve boşluk ilişkileri üzerinden geçirgen ve parçalı bir mekânsal ağ oluşturur.

Projenin ana üretim düzlemi kesittir. Düşey boşluklar, iç avlular ve yarı açık alanlar aracılığıyla poröz bir yapı elde edilirken, doğal hava akışı ve gün ışığı yapı boyunca yönlendirilir. Böylece yapı, statik bir kütle olmaktan çıkarak çevresel verilerle etkileşen dinamik bir sistem haline gelir. Bu yaklaşım, performans odaklı cephe sistemiyle desteklenir. Çok katmanlı ve adaptif kabuk, güneş ışığını filtreleyen, hava sirkülasyonunu düzenleyen ve iç-dış ilişkisini tanımlayan bir iklimsel arayüz olarak çalışır. Ekolojik sürdürülebilirlik, yapıya sonradan eklenen teknolojik çözümler yerine, tasarımın temel bir bileşeni olarak ele alınır. Yağmur suyu hasadı, gri su geri dönüşümü ve üretken peyzaj sistemleri aracılığıyla yapı, kendi kaynaklarını yöneten ve çevresiyle simbiyotik ilişki kuran bir ekosisteme dönüşür. Yapım stratejisi, hafif, sökülebilir ve geri dönüştürülebilir bileşenlere dayalıdır. Çelik strüktür ve prefabrike modüller, hem yapım sürecini hızlandırır hem de yapının zaman içinde dönüşebilmesini mümkün kılar. Bu durum, yapıyı tamamlanmış bir nesne olmaktan çıkararak sürekli güncellenebilen bir süreç haline getirir.

Projenin toplumsal boyutu, kuşaklararası müşterek mekânlar üzerinden tanımlanır. Farklı yaş grupları, ortak üretim alanlarında bir araya gelerek bilgi ve deneyim aktarımını mümkün kılar. Atölyeler ve ortak kullanım alanları, sosyal sürdürülebilirliği destekleyen bir etkileşim zemini oluşturur. Bu “interlace” durumu, kullanıcılar arasında dinamik bir ilişki ağı kurar.

Gradient Interlace, tarihi kervansarayı yalnızca korunacak bir miras nesnesi olarak değil, üretim, barınma ve sosyal etkileşimin iç içe geçtiği yaşayan bir sistem olarak yeniden tanımlar. Proje, geçmiş ile gelecek arasında bir karşıtlık kurmak yerine, bu iki durumu birbirine bağlayan mekânsal bir eşik üretir ve mimarlığı statik bir nesne olmaktan çıkararak sürekli evrilen bir yaşam altyapısına dönüştürür.

Etiketler

Bir yanıt yazın