Katılımcı, Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması

Diyar Çevirel, Ali Merdan Turhan, Hatice Berhiv Kaya ve Hayrettin Gök tarafından "Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması" için tasarlanan proje önerisi.

Proje Raporu:

AÇIK EŞİK

Kent, çoğu zaman görünmeyen sınırlarla bölünür; akışlar ayrılır, ilişkiler zayıflar, mekânlar yalnızlaşır. Açık Eşik, bu ayrışmaları yeniden düşünmeye davet eden bir zemin önerir. Ne yalnızca bir geçiş, ne de tek başına bir varış noktasıdır; aksine, arada olmanın potansiyelini açığa çıkaran bir mekânsal durumdur.

TASARIM YAKLAŞIMI

Proje, kentsel bellekte iz bırakmış Fatih Stadı çevresini yeniden kuran bir zemin olarak ele alır; geçilen değil, kalınan, hatırlanan ve yeniden deneyimlenen bir yer önerir. Alan, yalnızca bir dolaşım boşluğu olmaktan çıkar; karşılaşmaların, kesişmelerin ve gündelik hayatın yavaşlayabildiği bir kamusal sahneye dönüşür. Keçiören’in yoğun konut dokusu içinde, yeşil süreklilikler ve ulaşım izleriyle kesişen bu parça, kentin kendi içine bakan değil, kendini açan bir odağı olarak yeniden tariflenir.

Tasarımın çıkış noktası, silinmeyen ama dayatılmayan bir izdir: stadyumun mekânsal hafızası. Bu hafıza, fiziksel bir tekrar üretmek yerine, zeminde, boşlukta ve akışta okunur. Eski saha, kentin ortak kullanımlarına açılan bir düzlem olarak yeniden kurgulanır; etkinliklere, gündelik buluşmalara ve beklenmedik karşılaşmalara ev sahipliği yapan esnek bir yüzeye dönüşür. Mekân, belirli bir senaryoya sıkışmaz; aksine, kullanıcıların varlığıyla sürekli yeniden yazılan bir hikâyeye dönüşür.

Proje, açık ve kapalı mekânlar arasında kurduğu hassas dengeyle, yoğun yapılaşmanın baskısını geri çeker ve boşluğu temel tasarım aracı olarak öne çıkarır. Önerilen yapılaşma, zemine temas eden, onunla birlikte çalışan ve onu kesintiye uğratmayan bir sistem olarak ele alınır. Parçalı, geçirgen ve ölçekli kurgusu sayesinde, yapı ile boşluk arasında keskin sınırlar yerine akışkan geçişler oluşur. Bu yaklaşım, alanın hem okunabilirliğini artırır hem de kullanıcıya özgür bir dolaşım imkânı sunar.

Kentsel ölçekte ise proje, kendi sınırlarını aşan bir süreklilik kurma çabası taşır. Alan, farklı yönlerden gelen yaya akışlarını karşılayan, onları yönlendiren ve bir araya getiren bir eşik olarak çalışır. Bu eşik, yalnızca fiziksel bir geçiş noktası değil; aynı zamanda kentsel deneyimin yoğunlaştığı, hızın yavaşladığı ve mekânın hissedildiği bir ara durumdur. Yaya aksları, çevredeki yeşil alanlar ve mevcut kentsel odaklarla kurulan ilişkiler üzerinden örülerek, parçalı dokular arasında yeni bir bağlayıcılık üretir.

Yeşil doku, projenin yalnızca tamamlayıcı bir unsuru değil, kurucu bir bileşenidir. Topografya ile birlikte çalışan, mekânsal organizasyonu yönlendiren ve kullanıcı deneyimini şekillendiren bir omurga olarak ele alınır. Açık alanlar; çayırlar, gölgeli dinlenme alanları, spor yüzeyleri ve etkinlik mekânları ile çeşitlenir. Bu çeşitlilik, alanın günün farklı saatlerinde ve yılın farklı zamanlarında yaşayan bir organizma gibi işlemesini sağlar. Sessiz bir sabah yürüyüşünden kalabalık bir etkinlik anına kadar uzanan bu süreklilik, mekânın çok katmanlı kullanım potansiyelini ortaya çıkarır.

Sonuç olarak proje, geçmişin izlerini doğrudan temsil etmek yerine, onları bugünün kamusal yaşamına sızdıran bir yaklaşım önerir. Mekân, kesin sınırlarla tanımlanan bir nesne değil; değişen, dönüşen ve kullanıcıyla birlikte var olan bir süreç olarak ele alınır. Bu yönüyle alan, yalnızca bir tasarım nesnesi değil, kentin yaşayan, nefes alan ve her gün yeniden kurulan bir parçası hâline gelir.

Etiketler

Bir yanıt yazın