Eşdeğer Ödül, Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması

Eşdeğer Ödül, Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması

Miray Melisa Yörük, Alp Buğra Nazar, Berca Kavani Vural, Gülce Pektaş, Gülseren Elif Köseoğlu Kınacı ve Yağmur Sarıdede Nazar'ın "Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması" için tasarladığı proje, eşdeğer ödül kazandı.

Proje Raporu:

*KENTSEL BAĞLAM

“Kent, kolektif hafızanın taşıyıcısıdır.” (Aldo Rossi, 1966)

Keçiören’in merkezi konumunda yer alan ve kentlinin hafızasında önemli bir iz bırakan Fatih Stadı, çevresinde yoğun konut dokusunun hâkim olduğu ve farklı kentsel karakterlerin kesiştiği önemli bir eşik noktası olarak tanımlanmaktadır. Kuzeyinde yer alan yeşil aksla kurduğu ilişki, ulaşım ağları üzerindeki konumu ve çevresindeki dönüşüm alanlarıyla sağladığı mekânsal süreklilik, alanın ilçe ölçeğinde potansiyel bir çekim merkezi olma niteliğini güçlendirmektedir. Ancak uzun yıllar kent belleğinde yer edinmiş olan Stadı’ın işlevini yitirmesiyle birlikte, alanın kentsel yaşamdaki etkinliğinin zayıfladığı ve işlevsel açıdan atıl bir kentsel boşluğa dönüştüğü gözlemlenmektedir. Bu bağlamda alan, yalnızca fiziksel olarak yeniden düzenlenmesi gereken bir mekân değil; kolektif belleğin izlerini barındıran ve bu değerleriyle birlikte geleceğe aktarılması gereken önemli bir kentsel miras olarak ele alınmaktadır.

Tarihsel süreç incelendiğinde, alanın yapılaşma öncesi dönemde dâhi kentsel boşluk karakterini koruduğu ve kentin doğal bir bileşeni olarak süreklilik gösterdiği anlaşılmaktadır. 1950 yılı öncesinde mikroklimatik özelliklerin etkisiyle sayfiye alanı olarak kullanılan bölge; dereler ve bağ evlerinden oluşan düşük yoğunluklu bir mekânsal yapı sergilemiştir. 1950-1980 yılları arasında nüfus hareketlerinin kalıcı yerleşime dönüşmesiyle birlikte betonarme yapılaşma başlamış, bağ alanları parçalanarak arsalaşma süreci hız kazanmıştır. 1980 sonrası dönemde ise artan nüfus yoğunluğuyla birlikte bölgenin metropol karakter kazandığı; geleneksel dokunun büyük ölçüde ortadan kalktığı ve birbirinden kopuk yüksek katlı konut bloklarının yoğun olduğu parçalı bir kentsel yapının oluştuğu görülmektedir. Bu dönüşüm süreci sonucunda, farklı mekânsal dokuların ayrışması ve keskin sınırların oluşmasıyla alanın kentsel bütünlükten koparak dışa kapalı bir “kayıp mekân”a dönüştüğü değerlendirilmektedir. Bu nedenle alanın yeniden kentsel sistemle ilişkilendirilmesi, mekânsal sürekliliğin sağlanması ve kamusal kullanıma kazandırılması, tasarımın temel hedefleri arasında yer almaktadır.

*KENTSEL TASARIM STRATEJİLERİ

Öneri, alanı çevresindeki kentsel dokular arasında bağ kuran bir “ara mekân” ve aynı zamanda bir “kentsel eklem” olarak ele almakta; bu doğrultuda mekânsal sürekliliği güçlendiren, geçirgen ve erişilebilir bir kentsel kurgu önermektedir. Yaya odaklı dolaşım sistemlerinin önceliklendirildiği tasarımda, alanın farklı yönlerden erişilebilirliği artırılırken, alanın kuzeyindeki yeşil aksla kurulan bağlantıyla kentsel dolaşım rotası oluşturulup kent avlusu kavramı beslenmiştir. Açık ve yeşil alan sürekliliği korunarak kent dokusuna sızan bir yeşil koridor sistemi kurgulanmıştır. Çevredeki yeşil alanlar ve kentsel boşluklar ekolojik genişleme alanları olarak değerlendirilerek “kent bağı” kavramı güçlendirilmiş; bu yaklaşımın çevrede devam eden kentsel dönüşüm süreçlerine nitelikli bir referans oluşturması hedeflenmiştir. Gökçek Parkı ve mikro spor alanlarının çevresinde dolanan koşu rotası, döngüsel kurgusu sayesinde alanın kesintisiz bir şekilde deneyimlenmesine olanak tanımaktadır.

‘’Yürümek, diğer ulaşım araçlarıyla kombinasyon oluşturduğu için ulaşım sisteminin çok önemli bir parçasıdır.’’ (Monheim, 1997).

Alanın ulaşım düğümü olma potansiyeli doğrultusunda geliştirilen kesintisiz mikro-mobilite ağı; bisiklet, yaya ve toplu taşıma sistemlerini entegre ederek aktif hareketliliği teşvik eden, çok modlu ve düşük karbonlu bir ulaşım sistemi sunmaktadır. Park et – devam et alanları ve rezerv otopark çözümleri, özel araç kullanımını azaltırken yoğunluk anlarında sistemin esnekliğini desteklemektedir. Bu ulaşım kurgusu, tam elektrikli otobüs hatları ve Smart Ankara Projesi kapsamında önerilen bisiklet park ve şarj üniteleriyle bütüncül bir şekilde desteklenmektedir.

Bursa Caddesi üzerindeki yoğun araç trafiğine çözüm olarak önerilen ve Fatsa Sokak ölçeğinde de sürdürülen trafik yavaşlatma zemin izleri, fiziksel engeller yerine psikolojik farkındalık oluşturarak araç hızını düşürmeyi ve yolu yaya odaklı bir etkileşim alanına dönüştürmeyi hedefler. Gökçek Parkı’yla Stad arasında “ekolojik ve kültürel bir köprü” kuran tasarım, Keçiören’in tarihsel katmanlarını ve binlerce yıllık simgelerini kentsel mekânda yeniden görünür kılar. Bu yaklaşım, bölgenin kadim sembollerini çağdaş bir dille yorumlayarak Genius Loci (yerin ruhu) kavramını tasarımın temel bileşeni haline getirmiştir. Zemin kurgusunda kullanılan Hitit Güneş Kursu, Ankara’nın tarihsel mirasını Keçiören’in kolektif belleğiyle ilişkilendirir. Bisiklet rotasındaki parçalı koç boynuzu motifi, bölgenin hayvancılık geçmişine ve dayanıklılığa atıfta bulunarak dinamik bir karakter sunar. Koşu rotasında tekrarlanan su yolu motifi, yaşamın sürekliliğini temsil ederken Ağılkaya Deresi’nin su hafızasını canlandırır. Ana dolaşım aksında ise suyun akışı, Frigya kültürü ve Kybele inancı bağlamında ele alınmış; motifin daha büyük ve baskın kullanımıyla ana sirkülasyon omurgasının vurgulanması amaçlanmıştır. Bu simgesel yaklaşım, geçmişe ait sembolleri çağdaş bir dille yorumlayarak mekânsal hafızayı deneyimlenebilir, bütüncül bir tasarım katmanına dönüştürür.

*TASARIM FİKRİ ve SU İZİ

‘’Yerin ruhu (Genius Loci), geçmişin izlerinin bugün yeniden okunmasıyla ortaya çıkar.’’

Tasarım alanının mevcut durumda duvarlarla çevrili, içe kapalı ve kapsayıcılığı sınırlı bir kentsel boşluk olması, sosyal etkileşimi zayıflatan temel bir problem olarak ele alınmıştır. Bu doğrultuda kentsel mekânın günümüz ihtiyaçları doğrultusunda iyileştirilmesi hedeflenerek tasarım sürecinde öncelikle meydan içi geçiş aksları tanımlanmış, metro istasyonuna erişimin artırılması hedeflenmiştir. Alanın kuzeyinde yer alan yeşil aksla kurulan süreklilik sayesinde kentsel dolaşım rotası oluşturulmuş; bu kurgu “kent avlusu” kavramı üzerinden mekânsal olarak desteklenmiştir.

Kentsel dolaşım sisteminin geçiş aksları ve ulaşım duraklarıyla ilişkili olarak şekillenmesi sonucunda yeşil alanlar lehine bir denge oluşturularak; açık, yarı açık ve kapalı kullanımlar bir arada kurgulanmıştır.

Ankara’da “dere mezarı” olarak anılan su sisteminin parçası olan Ağılkaya Deresi, Jansen Planı (1937) referansıyla kentsel hafızayı canlandıran ana omurga olarak yeniden kurgulanmıştır. Suyun proje sınırlarıyla kesiştiği A ve B noktaları, “geçmişten bugüne sızmayı” simgeleyen fiziksel izdüşümlerdir. 5×5 gridal sistemle metamorfoza uğrayan bu iz, başlangıç ve toplama havuzları arasında devridaim yaparak dinamik bir rota izler. Kot farklarında sesli bir akış, düzlemlerde ise durgun yansıma yüzeyleri sunan hat; daraldığı noktalarda mekanlar arası bir eşik ve fiziksel kılavuz görevi üstlenerek kentsel dolaşımı duyusal bir deneyime dönüştürür. Bu yaklaşım doğrultusunda su kurgusu, yalnızca fiziksel bir peyzaj elemanı olarak değil, kentsel belleği görünür kılan, kullanıcı hareketini yönlendiren ve mekânsal deneyimi çeşitlendiren bütüncül bir tasarım bileşeni olarak değerlendirilmiştir.

*FONKSİYON ÖNERİLERİ

Kentlilerin yaşam kalitesini arttıran nitelikli mekân arayışı sürecinde; yakın çevredeki karşılaşma, spor ve sosyokültürel odaklar analiz edilerek proje alanı çok işlevli bir kentsel odak olarak kurgulanmış; farklı kullanıcı gruplarını bir araya getiren, etkileşimi artıran, yaya dolaşımını destekleyen çok programlı kentsel mekânlar önerilmiştir. Önerilen fonksiyonlarla proje alanı; kentsel, kültürel, kutlama, gösteri, sportif ve sanatsal etkinliklerle yaşayan, 7’den 70’e kentlinin kullanımına açık, semtlilik hissinin güçleneceği bir “çekim merkezi” haline gelmektedir.

*Metroya inişte ara kotta bulunan Ara Sahne kentsel açık alan olarak çalışıp, Keçiören Sanat ve Kolektif’e doğrudan geçiş sağlamaktadır.

*Kolektif; Stad’ın, kafe, atölye, kütüphane ve sivil toplum örgütlerinin çalışma mekanlarını barındıran, şeffaf cephesiyle ara sahne ve metro arasında görsel ilişki sağlayan fonksiyondur.

*İstasyon; Bursa Caddesi’nden uzanan kotun teraslaşmasıyla alt kotta mekansallaşan, mikro spor alanlarını besleyen hacimdir. Şeffaf cepheye yönelen amfiyle spor alanları için kapalı seyir alanı ve belirli etkinlikler için konferans alanı olarak tasarlanmıştır. Mekan içerisinde bulunan barda spor alanları kullanımı için ekipman kiralama bölümü bulunmaktadır.

*Mikro Spor Alanları; pickleball, squash, masa tenisi, scooter istasyonu, kaykay istasyonu, çoklu spor istasyonundan oluşmaktadır.

*İstasyon ve Kolektifin çatıları, Kent Avlusu’nu besleyen Kent Terası olarak seyir ve karşılaşma mekanı olarak çalışmaktadır.

*Ara Sahne’yi besleyen Keçiören Sanat, her ay yenilenen sergi içeriğiyle Keçiören’in sanatsal odak noktası haline gelmektedir.

*Spor Belleği Müzesi proje alanının uzun yıllar bu alanda işaret değeri oluşturmuş ve anı değeri olan “kolektif belleğimizdeki” yeri korunarak; eski formalar, toplar ve kupaların sergilendiği alandır.

*Gökçek Parkı’ndan Kent Avlusu’na geçişte bulunan gelir getirici işlev olarak düşünülen Kiosk Alanları’nda; üzümden yapılan ürünlerin satıldığı Salkım, Çiçekci, Tatlıcı, Gazete Dergi, Ankara Simiti’nin satıldığı Simitçi bulunmaktadır.

*Kentin kıdemlileriyle gençlerin ve çocukların diyalog kurduğu Oyun Zemini’nde, küçük yaştaki kullanıcılar için eğlenme alanı, engelli bireylerin erişiminin mümkün olduğu ve diğer yaş grupları için ise egzersiz alanlarının kurgulandığı bir mekan haline gelmiştir.

Tasarım alanı için geliştirilen Stad App; bireysel ve takım sporlarını destekleyen, kullanıcıları aktif bir yaşam tarzına teşvik eden, performans takibi sağlayan ve topluluk etkileşimini artıran yenilikçi bir dijital platformdur. Kullanıcılar; tesis rezervasyonları, etkinlik takvimi ve sohbet grupları gibi araçlar sayesinde spor deneyimlerini kişiselleştirme ve daha verimli hale getirme imkânı bulurlar.

* SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK STRATEJİLERİ ve PEYZAJ RAPORU

Geçirimli andezit yüzeyler, yağış sularını açık derzlerden süzerek alt katmandaki mıcır tabakasında depolamakta ve perkolasyon yoluyla yer altına ileterek sünger kent yaklaşımını desteklemektedir. Kademeli drenaj katmanlarına sahip doğal toprak zemin, suyu doğrudan ağaç köklerine ulaştırarak ekolojik döngüyü beslemektedir. Yerel bitki dokusu ve asma bağları; güneş ışınlarını filtreleyip evapotranspirasyon yoluyla ortam sıcaklığını düşürerek doğal gölgeleme ve pasif soğutma sağlarken, geniş yaprak yüzeyleriyle havadaki partikülleri tutarak hava kalitesini artırmaktadır. Bursa Caddesi’nde yaşanan taşkın problemlerine çözüm olarak; refüjde kurgulanan biyohendek sistemi, yağmur suyunu öncelikle yerinde tutup infiltrasyonu desteklemekte; fazla suyu drenaj hattıyla sistem havuzlarına yönlendirmektedir. Granit plak taş yüzeyler, çevresindeki bitkisel dokunun infiltrasyon kapasitesini bozmadan suyun toprağa süzülmesine olanak tanırken, güneş enerjisinden elde edilen fazla enerji havuz pompası sistemine aktarılmakta ve böylece su döngüsüyle aydınlatma, sıfır emisyonlu bütüncül bir sistem olarak çalışmaktadır. Metro durağının sınırından geçen yağmur suyu hattı refüje taşınarak önerilen biyohendek sistemi ile görünür ve ekolojik bir altyapı elemanına dönüştürülmüş; suyun filtrelenerek yeniden kullanım döngüsüne katılması hedeflenmiştir.

Bitkilendirme tasarımı, Ankara’nın karasal iklimine uyum sağlayan, düşük bakım gereksinimli ve kurakçıl peyzaj (xeriscape) ilkeleri doğrultusunda ele alınmış; ağaç, çalı ve yer örtücülerden oluşan üç katmanlı ekolojik bir sistem olarak kurgulanmıştır. Yerel türlerin önceliklendirildiği bu yaklaşımda, özellikle karaçam ve sedir gibi türler ön plana çıkarılmış; mevsimsel değişkenliği güçlendirmek amacıyla erguvan ve süs eriği gibi türlerle çeşitlilik sağlanmıştır. Sert zemin ve yeşil alan dengesi gözetilerek mekânsal süreklilik desteklenmiş, gölge ihtiyacına yönelik olarak çınar ve akçaağaç gibi türlerle konforlu kullanım alanları oluşturulmuştur. Aynı zamanda bitkilendirme, kamusal omurgayı güçlendiren ve kullanıcı yoğunluğuna bağlı olarak yoğunluğu değişen katmanlı bir sistem olarak ele alınmıştır.

*Gökçek Parkı ve Gezinti Çayırları: Doğal karakterli “kent ormanı” olarak düzensiz (natüralistik) yerleşim

• Pinus nigra (%30)
• Cedrus libani (%20)
• Quercus robur (%20)
• Platanus orientalis (%10)
• Alt dolgu: ardıç + lavanta

*Kentsel Dolaşım Rotası Çeperi: Projenin omurgası, Aralık: 8–10 m ve çift sıra dikim Platanus orientalis (ana tür – ritmik dizilim)

• Tilia tomentosa (ikincil)
• Acer platanoides

*Kent Avlusu ve Çeperi: Görsel vurgu alanı, dairesel / kümeli yerleşim

• Cercis siliquastrum
• Prunus cerasifera
• Magnolia soulangeana

*Kent Terasları, Spor İstasyonları: İnsan ölçeği, Aralık: 5–7 m

• Malus floribunda
• Pyrus calleryana
• Acer campestre

*Çevre Yollar: Kentsel dayanıklılık, Tek sıra / aksiyel

• Fraxinus excelsior
• Acer negundo
• Robinia pseudoacacia

*Proje Alanı Geçişleri ve Sınırları: Mekân tanımlama

• Carpinus betulus
• Ligustrum lucidum

*Ağaç Lejantı:

*Çalı Lejantı:

Etiketler

Bir yanıt yazın