Katılımcı, Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması

Studio FORA'nın Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması için tasarladığı proje önerisi.

KENTSEL BELLEK – FATİH STADI VE ÇEVRESİ KENT OKUMALARI

Keçiören “Sayfiye Kültürü”

Ankara kentsel coğrafyasında Etlik, Dikmen, Çankaya ve Kavaklıdere gibi pek çok alternatif bağ bölgesi bulunmasına karşın; Çubuk Çayı’nın oluşturduğu mikroiklim, su kaynaklarının zenginliği ve elverişli toprak yapısı Keçiören’i bu kültürün en rafine biçimde deneyimlendiği merkez kılmıştır. Bu avantajlı koşullar altında Keçiören, yalnızca tarımsal üretim yapılan bir arazi olmaktan çıkarak, halkın yaz aylarını geçirdiği bir sayfiye merkezine dönüşmüştür. Bu sosyolojik durum, yöreye özgü geniş bahçeli geleneksel Ankara bağ evleri mimarisiyle karakterize edilen güçlü bir “Bağ Kültürü” ve özgün bir mekânsal doku inşa etmiştir.

Kentsel Dönüşüm, Yitim ve “Yeniden Yorumlama”

Ankara’nın başkent olmasının ardından kentsel morfoloji değişime uğrasa da, Keçiören 1950’li yıllara dek bu kırsal-kentsel sentezini büyük ölçüde korumayı başarmıştır. Ancak 1950 sonrası artan kırdan kente göç dalgası ve devamında 1980’lerdeki imar planı değişiklikleri, bağlık ve yeşil alanların önce gecekondu yerleşimlerine, ardından da kentsel dönüşümle birlikte yüksek katlı apartman tipolojisine dönüşmesine neden olmuştur. Nüfus artışının getirdiği bu yapılaşma baskısı sosyolojik bir gerçeklik olsa da; dönemin imar planlamalarında parsellerin tekil yapılaşmaya açılması yerine, bütüncül yeşil alanların “ortak iç avlular ve bahçeler” şeklinde yeni kent yaşamına entegre edilmesi mümkün olabilirdi.

İşlevin Dönüşümü ve Atıllaşma Süreci

Yakın geçmişe dek yerel ölçekte spor ve etkinlik alanı olarak işlev gören Fatih Stadı, mahalli kulüplerin müsabakalarına ev sahipliği yaparak bölge halkı için sosyo-kültürel bir buluşma noktası ve ortak bir “kent rutini” oluşturmuştur. Ancak zaman içerisinde alan mekânsal cazibesini yitirmiş, kullanım kısıtlılıkları baş göstermiş ve nihayetinde kentin merkezinde tanımsız, atıl bir kentsel boşluğa dönüşmüştür.

Ulaşım Dinamikleri ve Mekânsal Geçirimsizlik

Bölgeye entegre edilen metro hattının alanın merkezine doğrudan erişim sağlaması, stadyum ve çevresini önemli bir kentsel transfer odağına dönüştürmüş ve yaya sirkülasyonunu yoğunlaştırmıştır. Buna karşın, Fatih Stadı’nın içe dönük hali, çevresiyle mekânsal bir diyalog kurmaktan uzaktır. Bu durum, kent dokusu içinde “geçirimsiz yüzeyler” ve fiziksel sınırlar yaratmaktadır. Nitekim Kızlarpınarı Caddesi aksı boyunca süreklilik arz eden yoğun ticari doku, proje alanına ulaştığında bu mekânsal geçirimsizlik nedeniyle adeta bir duvara çarparak kesintiye uğramakta, alanın kentle entegrasyonunu engellemektedir.

Projenin Kentsel Vizyonu ve Temel Araştırma Sorusu

Kentsel morfoloji ve dinamiklere dair yapılan okumalar ışığında; alanın belirli bir demografik gruba indirgenmeden, tüm yaş gruplarını kapsayıcı ve karma kullanımı destekleyen bir “kentsel çekim merkezi”ne nasıl dönüştürülebileceği hususu tasarladığımız projenin ana çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu bağlamda, alanın yeniden işlevlendirilmesi salt biçimsel bir mimari çözümlemenin ötesinde, “kentsel belleğin onarımı” olarak ele alınmaktadır. Projenin merkezinde şu temel problematiğe yanıt aramaktayız:

“Tarihi kentsel bellek ve stadyumun varlığından süzülerek gelen sosyo-mekânsal hafıza ögeleri; kentin çeperindeki rekreasyonel ve ticari akslarla nasıl entegre edeceğiz ve bu kültürel birikim, geçmiş, günümüz ve gelecek ekseninde proje alanına sürdürülebilir bir biçimde nasıl aktaracağız?”

TASARIM ve ALANA YAKLAŞIM İLKELERİ

Kentsel Bellek ve Sosyo-Kültürel Bağlam

Tarihsel ve coğrafi okumalar, Ankara’nın kentsel gelişiminin uzun bir dönem boyunca “bağ kültürü” etrafında şekillendiğini göstermektedir. Erken Cumhuriyet döneminde bağcılık, salt bir ekonomik gelir kaynağı olmanın ötesinde, güçlü bir sosyal altyapı mekanizması olarak da işlev görmüştür. Özellikle Keçiören bağlamında yakın geçmişe dek sürdürülen “bağa göçme” geleneği ve yerel üretim pratikleri, dönemin en belirgin sosyo-mekânsal biçimlenmelerinden biridir. Tasarladığımız projenin temel kavramsal yaklaşımı, söz konusu kültürün öğrettiklerini (mevsimsel üretim, dönemsel hareketlilik ve kolektif yaşam pratiği) mekânsal tasarıma entegre etmektir. Dolayısıyla tasarım sürecinde; bağ kültürünü nostaljik ve tek boyutlu bir öge olarak ele almak yerine, Fatih Stadı’nın kentsel hafızadaki yeri ve yakın çevrenin fiziksel dinamikleriyle sentezleyerek kapsayıcı bir kentsel okuma sunmayı hedeflemekteyiz.

Mekânsal Hafıza, Ulaşım ve Yaya Sirkülasyonu

Proje alanı, farklı kullanım bölgelerinin kesişim noktasında, stratejik bir kentsel arayüzde yer almaktadır. Alanın kuzeyinde konumlanan park, ilçenin bağcılık geçmişinden günümüze ulaşabilmiş en önemli rekreasyon alanlarından birini temsil ederken; güneydeki Kızlarpınarı Caddesi, kentlinin günlük ticari faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı akstır. Bu iki ana odak arasındaki yaya akışının çeperlerini de sararak kesintiye uğramadan süreklilik kazanabilmesi için, Fatih Stadı alanının geçirgen bir “merkezi çekim noktasına” dönüştürülmesi bize göre kentsel bir zorunluluktur.
Mevcut durumda, stadın yarattığı fiziksel geçirimsiz çeperler ve stadyumun ayak izi nedeniyle metro çıkışlarının oldukça dar bir lokasyona sıkışmış olması, yaya sirkülasyonunu olumsuz etkilemektedir. Hareketin sürekliliğinin mekânsal bir eylem olarak sekteye uğraması ve kentlinin alanın merkeziyle etkileşime girememesi, ele aldığımız önemli temel kentsel tasarım problemlerinden biridir.

Tasarım Stratejisi: Topografya ve İşlev

Fatih Stadı’nın kentsel bellekteki varlığı iki ana faktöre dayanmaktadır: Birincisi spor faaliyetlerinin sosyal bir odak oluşturması, ikincisi ise “mevcut saha kotunun” fiziksel bir iz olarak hafızalara kazınmış olmasıdır. Kızlarpınarı ve Bursa Caddeleri yönünde belirgin bir kot farkı (eğim) oluşturan stadyum zemini, Fatsa ve Fındıklı Sokakları yönünde kent dokusuyla hemzemin hale gelmektedir. Bu özgün topografik durum, yalnızca kentsel belleğin bir parçası değil, bize göre aynı zamanda projenin biçimlenişine yön veren temel bir mimari veridir.

Projenin kurgusunu; kentsel belleğin yaşatılması, stadın tarihsel mirası ve yakın çevre entegrasyonu prensipleri üzerine inşa etmekteyiz. Bu doğrultuda alanın mevcut topografik eşikleri korunarak tasarıma entegre edilmiş; açık ve kapalı mekân diyalogları bu kot farkları üzerinden çözümlenmiştir. Nihai hedefimiz, farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarına yanıt veren, karma kullanımlı yaya hareketliliğini destekleyen, sürdürülebilir bir kentsel çekim merkezi yaratmaktır.

BİR “KENTSEL BAĞLAÇ” OLARAK: KENTSEL BELLEK, ÜRETİM VE MEKÂNSAL SÜREKLİLİK

“Kentsel Bağlaç” Yaklaşımı

Kızlarpınarı Caddesi ile Gökçek Parkı arasında kurgulanan ana mekânsal omurga, kentin geçmişi ile geleceği arasında kurulan fiziksel ve sosyolojik bir köprü niteliğindedir. Projenin ana hedefi, alanı kentsel bir boşluk olmaktan çıkarıp tarihi ve fiziksel çevresiyle güçlü ilişkiler kuran yaşayan bir organizmaya, bir “Kentsel Bağlaç”a dönüştürmektir. Kuzeydeki parkın alan için kapalı bir çeper oluşturması yerine, parkın yeşil dokusunun kent içine doğru akmasını sağlayan kesintisiz bir yeşil koridor tasarlanmıştır. Böylece kent ve rekreasyon alanı doğrudan birbirine entegre edilmiştir.

Topoğrafik Kurgu ve “Hayat”

Kentsel belleğin korunması amacıyla Fatih Stadı’nın mevcut zemin (sıfır) kotu muhafaza edilmiş ve kente doğrudan açılan “çökertilmiş bir kamusal meydan” olarak yeniden işlevlendirilmiştir. Geleneksel Türk mimarisindeki merkezcil açık alan olan avlu yani “Hayat” kavramı yeniden yorumlanarak projenin kalbine yerleştirilmiştir. Ana topoğrafya, fiziksel olarak birbirinden ayrışan ancak sosyo-kültürel olarak birbirini tamamlayan üç ana odak etrafında şekillenmiştir. Çökertilmiş saha kotu “Etkinlik Çayırı” olarak çok amaçlı bir avluya dönüşürken, alanın doğu ve batı kanatları üst kotlarda farklı işlevlerle birbirine bağlanmıştır.

Dokunsal Hafıza: “Bağ Saçak”

Kentsel Bağlaç’ın önemli aktörlerinden biri olan “Bağ Saçak” salt asmalarla sarılmış gölgelikli bir ahşap strüktür olmanın ötesinde; merkez avluyu saran, yatay ve düşey kentsel sirkülasyonu sağlayan ve topoğrafyayı birleştiren mekânsal bir mekanizmadır. Yıl boyu konser, panayır ve yerel pazarlara ev sahipliği yapacak olan çökertilmiş meydanda Bağ Saçak; konserlerde bir amfi/tribün, sergi ve pazar günlerinde ise mekânlaşabilen dinamik bir alt örtü olarak görev yaparak yaşayan bir organizma kimliği kazanır. Sıcak mevsimlerde asmalarla sarılarak hem alanı çepeçevre saran gölgelikli yaya promenadları oluşturmakta kışları korunaklı alanlar yaratarak yayalar açısından konforlu alanlar sağlamaktadır.

Mekânsal Organizasyon ve Program Dağılımı

Proje, topoğrafyanın potansiyelleri ve istenen zengin program göz önünde bulundurularak parçalı bir kütle kompozisyonuyla açık, yarı açık ve kapalı mekânların görsel/iklimsel etkileşimi doğrultusunda tasarlanmıştır:

• Batı Aksı ve Metro Entegrasyonu: Avlunun batı çeperinde ticari ve sosyal hayatı destekleyen kafeler, yerel ürün satış birimleri ve Bağ Kültürü Sergi Evi konumlandırılmıştır. Metro çıkışı doğrudan “Hayat”ın merkezi yönlendirilmiş, sergi evi metro turnike kotuyla içeriden ilişkilendirilmiştir. Bu sayede insan hareketliliği projenin bir eklentisi değil, ana katalizörü kılınmıştır.
• Doğu Aksı ve Kolektif Mekânlar: Alt kotta çökertilmiş meydana bakan bir spor stüdyosu ve kent lokali yer alırken, iki yapı arasında Hayat’a bakan rekreasyonel bir peyzaj alanı kurgulanmıştır. Üst kotta ise Bağ Saçağın birleştirdiği “Atölyeler Sokağı” etrafında hasat/gastronomi atölyeleri ve derslikler konumlandırılmıştır.
• Güney Aksı ve Konut Çeperi: Kent girişine yakın güney bölgesinde, mahalle ölçeğine hizmet edecek 200 kişilik çok amaçlı salon (yazlık sinema, seminer vb.) tasarlanmıştır. Doğudaki konut dokusuna yakın, sakin bölgede ise iç avlulu, korunaklı bir mahalle kreşi çözümlenmiştir. Alanın trafik ve karbon yükünü artırmamak adına otopark kapasitesi sınırlandırılarak yeraltına alınmıştır.

Kentsel Tarım ve Sosyo-Ekonomik Sürdürülebilirlik

Topografyada yapısal döşeme farklılıklarıyla yarattığımız toprak dolgulu üst kotlar, kentsel tarım odaklı “Bağ Üretim Terasları” olarak değerlendirilmiştir. Alanın kuzeyindeki Tohum Kütüphanesi’nde ele alınan yerel tohumlar bu teraslarda yetiştirilecek ve elde edilen mahsul satışa sunularak yerel yönetime ekonomik girdi sağlayacaktır. Bu bağ terasları mevsimsel esnekliğe sahiptir; mayıs-eylül aylarında lokal tarım üretimi yapılırken, kış aylarında kafeterya ve satış birimlerine dönüşerek alanın yılın on iki ayı canlı ve işlevsel kalması sağlanmıştır.

Sonuç olarak geliştirdiğimiz projenin temel dayanağı; yapılaşma ile kaybedilen Keçiören bağ kültürünü salt nostaljik bir öge olarak değil, kentsel bellek ve mekânsal aidiyet bağlamında yeniden öğrenmek ve çağdaş bir yaşama pratiği olarak sürdürülebilir kılmaktır.

 

Etiketler

Bir yanıt yazın