Mimarlığın, varoluşundan bu yana en temel işlevlerinden biri barınak sağlamak ve korumak. Peki, bu işlev bugün nasıl yerine getiriliyor? Sürekli değişimin ve artan istikrarsızlığın damga vurduğu bir zamanda, Venedik Mimarlık Bienali'ndeki Polonya Pavyonu, mimarlık antropolojisine dair derinlikli bir sorgulamayı “Lares ve Penates: Mimarlıkta Güvenlik Hissini İnşa Etmek Üzerine” adlı sergiyle sunuyor.

Fotoğraflar: Jacopo Salvi, Zachęta archive
Tarihçi Aleksandra Kędziorek, sanatçılar Krzysztof Maniak ve Katarzyna Przezwańska ile mimar Maciej Siuda’dan oluşan disiplinlerarası ekibin amacı, mimariyi tasarımcının bakış açısından değil, içinde yaşayanların gözünden incelemek. Yargıdan uzak durarak, insanların korkularına, arzularına ve köklü ihtiyaçlarına alan açan sergi, duygusal olanla rasyonel olanı bir araya getiren bir anlatı kuruyor.

“Lares ve Penates, ev ocağını korumakla görevli Roma tanrılarıydı. Bugün birçok dilde hala koruyuculuk ve ev içi güvenlik fikrini çağrıştırıyorlar. Bu yılki sergi başlığında ‘intelligens’ kelimesine yer veren 2025 Mimarlık Bienali küratörü Carlo Ratti ile uyumlu olarak, lares ve penates’i kökleri kadim geleneklere dayanan ve kolektif insan zekamıza derinden işlemiş evrensel bir kod olarak ele alıyoruz.”

Polonya genelinde yapılan araştırmalar, bugün hala uygulanan ve nesiller boyu aktarılan gelenek ve davranışları ortaya koyuyor: Fırtınalardan korunmak için pencereye yerleştirilen bir mum, kazaları önlemek için inşaat alanlarına asılan çelenk (wiecha), bir köyden kurtarılan ve dışarısı ile içerisi arasındaki sembolik sınırı işaretleyen eski bir eşik veya yeni inşaat alanlarında yeraltı damarlarını bulmak için kullanılan bir çubuk.

Sergi aynı zamanda acil çıkış, yangın alarmı gibi çağdaş yönetmeliklerle uyumlu güvenlik özelliklerine ve altyapıya da dikkat çekiyor. Pavyonun mimarisinin zaten bir parçası olan bu unsurlar, serginin bir parçası olarak çerçevelenip vurgulanıyor. Ayrıca çoğu zaman görünmeyen, izlediğimiz ve koruduğumuz gözetleme delikleri, alarm sistemleri ve asma kilitler de sergileniyor.

Sergi, hümanist bir bakışla, mimarinin düzenleyici ve duygusal katmanlarını -genellikle ayrı olarak algılanan iki alanı- sürekli olarak bir araya getiriyor. Böylece, özünde faydacı olan bir yangın söndürücü, bir fresk gibi dekore edilmiş bir nişin içine yerleştiriliyor veya Venedik tarzı bir mozaikle çerçevelenerek sembolik ve güven verici nitelikleri ortaya çıkarılıyor.

Sergi, dijital soyutlamadan özellikle uzak duruyor. Bunun yerine ziyaretçiler, yerleştirilmiş ya da bir araya getirilmiş gündelik nesnelerden oluşan, tam ölçekli, dokunsal ve maddi varlığı güçlü bir enstalasyon deneyimleyecekler. Bu dokunsal, üç boyutlu modeller ortak bir kültürel hafızaya dayanıyor.
