Kayıt Giriş
 ya da  Twitter ile Giriş Yap  ile bağlan
BTM
Öne Çıkanlar

TÜM ETİKETLER
KİŞİ
KURUM
YARIŞMA
MİMARLIK OKULU
ÇEVRE
MİMARLIK OFİSİ
ÜRÜN
GELİŞTİRİCİ
FUAR
MALZEME ŞİRKETİ
KENTSEL DÖNÜŞÜM
PROJE
STK
YER
ARKİPARC
ARKİTERA

ARKİV
RAF
ArkiPARC
YarışmaylaYAP
ARKIMEET

E-bülten

"İnsanlar Şehirleri Ellerinden Alınmış Hissetmesinler"

defa
okundu
Ekleyen:
Derya Gursel Tarih: 06 Şubat 2012
Saat: 08:50
Pin It  
Kişi: Nora Şeni
Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nden Nora Şeni ile kamusal alan, kültür politikaları ve Taksim Projesi üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

1980 sonrası kültür politikalarının yaratılmasında kamunun eksikliğinin yanı sıra özel sektörün yükselişini ve bu projeler ile İstanbul'un güncel sanatlarda dünyada geldiği yere dikkat çeken Şeni, İstanbul'un imajının sanat ve kültür politikaları ile şekillendiğini belirtiyor.

Kentsel mekanın şekillenmesinde her dönemin kendi okuması olduğuna da dikkat çeken Şeni, günümüz kent planlama ve tasarım pratiğinin eksikliğini ise katılımcı ve müzakereden yoksun oluşuna bağlıyor.

Bu bağlamda söyleşide ele alınan Taksim projesi ile ilgili "İnsanlar şehirlerin elinden alınmış hissetmesinler," diyen Nora Şeni, böylesine kapsamlı bir projede en önemli olan noktanın diyalog ve müzakere olduğunun altını çiziyor ve Taksim Topçu Kışlası ile ilgili fikrini ekliyor, "Bu arada yeni bir eski yapmaya karşıyım. Bu çok kitsch!" diyor.

İşte Nora Şeni ile yaptığımız söyleşi:

Yorum bırakmak için kullanıcı girişi yapmalısınız!
Azmi Açıkdil
Millet olarak yabancıların tarihini coğrafyasını bilmekle övünürüz ama kendi ülkemizi bölgemizi ve giderek şehrimizi ne kadar tanıyoruz? Tanımıyoruz, tanımayınca sahiplenmiyoruz biz sahiplenmeyince başkaları bizlerin yerine bir şeyler yapıyor bazıları egolarını tatmin ediyor bazıları buna ihtiyaç var deyip yerine yöntemine bakmadan boş bulduğu alanı buna ihtiyaç var dediği o neyse onunla dolduruyor. Kimseye sormağa lüzum hissetmiyor. Soracak kimse göremediği ve sormadan yapınca karşı çıkacak karşı koyacak kimse olmadığı için bunları yukarıda bahsettiğimiz gibi dilediğince ve çok rahat bir şekilde yapıyor yapabiliyor.
Bu da sahiplenmediğimiz sokağımız, mahallemiz, semtimiz, şehrimiz giderek bize bizim yaşantımıza yabancılaşıyor. Günlük ihtiyaç ve egolarımız sarmalında akşam televizyon oyalamacılarında sabah işe geç kalma telaşı ve borç harç iş güç sıkıntısında günlük yaşam kaygısında, yaşantımız hayatımız geride kalanlara bırakacak mirasımız eriyip akıyor, zaman içerisinde kaybolup gidiyor.
Oysa sokağımız mahallemiz bakkalımız toplaşıp sohbet ettiğimiz kahvemiz oturup güneşlendiğimiz parkımız çardak ve ağaç altı sohbetlerimiz dayanışma ve yardımlaşmalarımız hal hatır sorup sağlığımızı cenazelerimizi takip etmelerimiz istişare ve sorgulamalarımız kayboldukça şehrimize yabancı oluyoruz aslında şehir bize yabancı oluyor. Başımızı kaldırıp neredeyiz dediğimizde de bize buralardan taşınmak düşüyor.
Bize çok yakın olan sokağımız ayaklarımızın altından kayıp giderken çok sevdiğimiz çocuklarımızın geleceği başkalarına teslim edilirken bırakacak mirasımız kalmazken nerede kaldı kültürümüze sahiplenmemiz ?