+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

"Farklı Kültürlerle İletişim Kurmak Cazip Geliyor"

24 Kasım 2016, 15:19
  defa okundu.

Bu ay İş Üstünde'de Avcı Architects'in kurucularından Selçuk Avcı ile Afrika'da tasarladıkları kongre merkezi projesini konuştuk.

"Farklı Kültürlerle İletişim Kurmak Cazip Geliyor"

Yapımı devam eden projelerin mimarlarından; tasarım, projelendirme ve uygulama süreçlerinin hikayesini dinlediğimiz "İş Üstünde" serimize Avcı Architects ile devam ediyoruz. Avcı Architects'in kurucularından Mimar Selçuk Avcı bize Kongo'nun Kintele şehrinde tasarladıkları kongre merkezi projesini anlattı.

Burcu Bilgiç: Kongo Kintele Kongre Merkezi projesinin içeriği nedir?

Selçuk Avcı: Afrika memleketlerinde European Union gibi bir African Union var. Her sene başkanları toplanıyor, onların da European Union gibi düzenli toplantıları var. Kongo’da bu toplantının yapılacağı kongre merkezinin programına bir de otel eklendi ve yapının programının çok yönlü olmasına karar verildi. Otelin sene boyunca bir resort otel olarak işleyebilmesi; kongre merkezinin başka etkinliklere adres olabilmesi gibi talepler binayı daha kompleks bir hale getirdi.


Kongo Kintele Kongre Merkezi

"Türkiye, Afrika'yı bir yatırım bölgesi olarak görüyor"


Projenin işvereni kim?

İşveren Kongo Cumhuriyeti, projeye nihai onayı veren Kongo Cumhurbaşkanı. Bizim bizzat işverenimiz ise Summa. Summa uluslararası bir şirket; Rusya’da, Türki memleketlerde, Moldova’da, Kuzey Afrika’da, Libya’da, Senegal’de, Malabo’da, Ekvator Ginesi’nde ve Ruanda’da başarılı işler yapıyorlar. Bence Türkiye’nin en başarılı şirketlerinden birisi ve çok kısa zaman içinde kaliteli işler  teslim edebiliyorlar. Verilen sözde durulunca şirketin şöhreti artıyor, hem kaliteli işler hem de zamanında biten koskoca projeler yapılıyor.

Başka bir detay da şu; Türkiye’nin Afrika’ya genel bir bakış açısı var. Türkiye, Afrika’yı bir yatırım bölgesi olarak görüyor; bölgeye bir fon ayırıyor ve bu fonu Eximbank aracılığıyla dağıtıyor. Bu fonda Eximbank, istikrarlı çalışan ve gelecek vaadeden devletlere 300 milyon Euro civarında bir kredi ayırıyor. Fonun şartlarından birisi de bu parayla alınan hizmetin veya ürünün %70’inin Türkiye kaynaklı olması. Bunu European Regional Bank of Development da, World Bank da yapıyor; fonun geldiği yere göre harcama şartlandırılıyor. Böylece Türk inşaat endüstrisi dışarıda daha rekabetçi oluyor. Bunun nedeni heybesine 300 milyon alıp dışarıya giden pek fazla insan yok. İngilizler veya Fransızlar bunu yapamıyorlar, onların böyle bir fonu yok. Dolayısıyla bu bize Afrika’da büyük bir rekabet gücü veriyor.

Kredi konusunda tabii ki parayı geri ödeyebilecek, istikrarlı ülkeler seçiliyor. Ayrıca bir nihai imza da olması gerekiyor. Bu imzayı atan cumhurbaşkanı veya kral oluyor.

İmzalayan taraf devlet mi olmalı yani?

Evet, imzalayan taraf devlet olmalı, devletin en üst kademesinin garanti vermesi gerekiyor. Bu durumda risk azalmış oluyor. Bu binanın müşterisi en başta devlet başkanı.


Kongo Kintele Kongre Merkezi

"Son kararı cumhurbaşkanı veriyor."


Projenin onayını kimden alıyorsunuz?

Sunumları cumhurbaşkanına yapıyoruz. Onun öncesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’yla sürekli görüşme halinde oluyoruz “ne istiyorlar”, “nasıl detaylar gerekiyor” gibi unsurları onlarla konuşuyoruz. Proje şekillendiği zaman cumhurbaşkanının onayına sunuluyor. Son kararı cumhurbaşkanı veriyor.

Tasarım ve projelendirme süreci nasıl ilerledi?

Yıldırım nikâhı gibi bir şeydi. Çok heyecanlıydı aslında. Geçen sene şubat ayında Bakan buraya geldi. Konsept hazırlığı, eskiz, görseller ve maketle karşılarına çıktık. Projeyi sunduk ve onay aldık. Bu kadar basitti. Her şey bir günde oldu. Onun üstüne bize bir proje daha sundular, şehrin içinde bir Bakanlık projesi. Bu projeyi de bizim yapmamızı ve 10 gün içerisinde sunmamızı istediler. Biz de 10 gün içerisinde hem bu projeyi hem de şehirdeki projeyi hazırladık, sunduk ve kabul edildi. Ben Kongo’dan döndüm ve 1 ay içerisinde işe başladık. Projeye Şubat ayında başladık ve 15 ay içerisinde projeyi bitireceğimize dair söz verdik; sunumu da bu yönde yaptık. “Böyle bir proje yıllarca sürer” diyerek bize inanamadılar; fakat ekip olarak ayrıcalığımız, böyle bir projeyi kaliteli olarak kısa sürede teslim edebilmek. Summa’yla iç içe çalışarak Nisan ayında inşaata başladık.

Sunumu yaptıktan 2 ay sonra inşaata mı başlandı?

Evet, biraz komik gelebilir ama kararlar çok çabuk ilerliyor.

Kongo bürokrasisi de çok hızlı ilerlemiş anladığım kadarıyla?

Bürokrasi ve ruhsat yok, Cumhurbaşkanı'nın onayı varsa ruhsat almanıza gerek yok. Uluslararası standartlarda bir şey yapmanızı bekliyorlar. Yapının programı, çok basit bir çerçeveyle, belli sayıda başkanın toplanacağı bir kongre merkezi ve otel, gerisi size ait.

Yapının programını ve kullanıcı kapasitesini siz mi belirlediniz?

Hayır, bize istenenlerin yer aldığı kabataslak bir liste verdiler. Otel 200 odalı olacak, başkanlar 300 kişilik bir ekip, kongre merkezi 1500 kişi olacak dediler. Bu yapının Senegal, Ekvator Ginesi, Libya gibi ülkelerde örnekleri var, şu anda Ruanda’da da bir örneği yapılıyor. Bu örnekler yapıldıkça bir standart oluşuyor.


Kongo Kintele Kongre Merkezi

"Hem dediğimizi zamanında yapıyoruz hem de kaliteli, tasarımsal açıdan uluslararası işler çıkarıyoruz"


Çin de Afrika’ya yatırım yapıyor bildiğim kadarıyla…

Çinliler Afrika'ya hakimler, onların para kaynakları var. Onlar kredi değil direkt para veriyorlar. “Karşılığında madenleri devretmeleri yeterli, hediye gibi yaparız” diyorlar. Rekabet var, ancak kalite çok düşük. Çin malı diye bir tabir var, yalan değil o. Çin yapımının kalitesizliği Türklerin şöhretini artıyor. Hem kalite hem sürat hem de hükümetin verdiği fon… Dolayısıyla Afrika’da yarışı kazanmaya başlıyoruz.

Kongo’daki yolları, köprüleri, havaalanını Çinliler yapıyor; ama bizim rekabet gücümüz de kaliteden geliyor. Hem dediğimizi zamanında yapıyoruz hem de kaliteli, tasarımsal açıdan uluslararası işler çıkarıyoruz.

Projeler üzerinde Summa ile beraber mi çalışıyorsunuz?

Çok iç içeyiz, herkes bir bütün olarak çalışıyor. Şu anda devlet binaları projesi üstünde çalışıyoruz. Her hafta toplanılıyor, detaylar konuşuluyor; devamlı bir iş akışı var. Onların bir parçası gibi beraber ürettiğimiz için aynı taraftayız, aynı ordunun askerleriyiz. Dolayısıyla güçlü bir bütünlük var. 

Kongo Kintele Kongre Merkezi için belirlediğiniz temel tasarım ilkeleriniz nelerdi?

Kongo'ya özel olarak, iklimsel farkları göz önüne aldık diyebilirim. Orada senenin 3 ayı mevsim kurak. Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları kurak, Eylül sonundan itibaren yağmur başlıyor. Dolayısıyla dış mekanlar kullanılamıyor, o yüzden dış mekanların üstünün kapalı olması gerekiyor. Bu nedenle biz de birimleri birbirine bağlayan bir kolonad tasarladık. Bu kolonad kongre salonunu, toplantı salonunu, müzeyi, meydanı ve  restoranları birbirine bağlıyor. Otel ayrı çalışıyor, aynı zamanda bu birimleri de besliyor. Halka açık bir meydan var. Yağmurdan korunmak için meydanın üzerine bir örtü yaptık. Kongolular yağmuru negatif bir şey olarak düşünüyor, biz bunu pozitif hale çevirdik. Suyun her zaman orada olduğunu kabul edip kullanmak istedik. Mesela çatıdan akan sular, havuzlarda toplanıyor ve taşarak doğaya akıyor. Meydanın örtüsünün üstünde bir delik var. Yağmur suları zincirlerle aşağıya akıyor ve alttaki havuzu dolduruyor. Su şiirsel bir anlam taşıyor. 

 
Kongo Kintele Kongre Merkezi 

"Bina bir yandan devlet başkanlarını konuk ederken, diğer yandan halkı ağırlıyor…”


Kongre binası lüks bir bina anladığım kadarıyla?

Evet, bina bir yandan devlet başkanlarını konuk ederken, diğer yandan da halkı ağırlıyor… Kongre salonu halka açık gösteriler için de kullanılıyor. Meydanın bir tarafında halka açık bir restoran var, diğer yandan başkanların yemek yiyebileceği bir yemek salonu var. Yapı, ikisi arasındaki dengeyi kurmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanlığı'na hitap edebilmesi için 5 yıldızlı bir otel var; ama bunun yanında halka açık bir restoran da var. 

Proje Kongo şehrinin dışında mı kalıyor?

Şehrin kuzeyinde yer alıyor. Çok yakınında yeşil alan ve yeni bir olimpiyat stadyumu var. Binanın 20 km. güneyine gidildiğinde şehir başlıyor, yani şehrin seyreldiği bir noktada ama yakınında bir üniversite inşaatı var, etrafta halkın yaşadığı gecekondu yapılaşması var. Zaten Kongo zengin bir ülke değil. 

Kongo şehirleşmenin yeni başladığı bir ülke mi?

Her açıdan kalkınmaya çalışan bir ülkeden bahsediyoruz. Afrika şu anda kalkınmaya çalışıyor. Türk inşaat sektörü patladığı zaman arz Rusya’ya yönelikti, orası bitti gibi duruyor, şimdi sıra Afrika’da… 


Kongo Kintele Kongre Merkezi

"Afrika’yı çok benimsedim."


Türkiye dışında bir yerde proje yapmak sizi heyecanlandırıyor mu?

Çok heyecanlandırıyor, Afrika’yı çok benimsedim. Zaten ailem 10 sene Nijerya'da yaşadı. Babam orada hocalık yapıyordu. 

Ben Afrika'da yaşamadım ama gidip geliyordum. Sonra Gana’da bir havaalanı projesi yaptık. Akra Havaalanı, Afrika’da yaptığım ilk projeydi. O proje, European Bank of Development Regional tarafından fonlanan, havaalanının genişletilmesi üzerine bir projeydi. Libya’daki patlamalardan önce orada da birkaç proje olasılığı oldu, ancak patlamalardan sonra her şey durdu. Şimdi Ekvator Ginesi’nde bir havaalanı projesi yapıyoruz. Afrika'nın havaalanları çok köhne. Hatta aslında havaalanları yok, olanlar da gecekondu gibi çalışıyor. Birçok şehirde havaalanı yapılması gerekiyor. 

Ofiste devam eden projeleriniz genellikle Afrika kıtasında mı?

Şu anda Afrika'da iki büyük proje var. Biri bahsettiğimiz Kongo Kintele Kongre Merkezi diğeri ise şehrin merkezindeki bakanlık yerleşkesi. Bu yerleşkenin öncelikle master planı’nı yaptık, şimdi bakanlık binalarını yapıyoruz. Onların dışında ofisler, otel, alışveriş merkezi ve kuleler olacak. Projelerin %80’i yurt dışında, ama sadece Afrika’da değil. 


Brazzaville Bakanlık Yerleşkesi

Ülkeden ülkeye tasarım, sunum ve geri besleme rutini değişiyor mu? Eğer kıyaslarsak, Afrika’da süreç daha mı hızlı ilerliyor?

Öyle bir kıyaslama yapmak biraz zor. Bence tekil olarak Kongo’da yaptığımız projeler anormal bir süratle yapılıyor. Normalde böyle bir projeyi bir sene boyunca tasarlamak gerekiyor. Kongo’da daha süratli bir şekilde devam ediyoruz; ama öyle bir genelleme yapmak doğru değil. Avrupai memleketlerde tasarım sürecine daha çok önem veriliyor ve ihaleye çıkılıyor; burada tasarla-inşa et yapıyoruz. Yani işveren projeyi bütünüyle veriyor. O yüzden daha süratli devam ediyor. 

"Selçuklu tarzı bir tasarım isteseler yapamam"


Tek adamın, yani cumhurbaşkanının son karar mercii olduğu merkezi bir yönetime bina tasarlarken, yönetimin belli estetik tercihlerinin sınırları içinde kalmak gibi bir zorunluluk var mı?

Hiç kimse bize müdahale etmedi. Bizim önerilerimizle ilerlediler. Biz ne kadar onlardan bazı yönlendirmeler almaya çalışsak da bizim fikirlerimize öncelik verdiler. Ama Güney Afrika’da dediğiniz tarzda bir proje önüme gelmişti, kabul etmedim. Burada da Selçuklu tarzı bir tasarım isteseler yapamam. Böyle şeyler başımıza geliyor tabii, özür dileyerek çekiliyoruz. Bizim yaptığımız projeyi portfolyomuza koyabilmemiz lazım. 

Ofisinizi uluslararası hale getiren sizce nedir?

Niyetlenmek ve o niyeti takip etmek. Biz İngiltere’de başladık ve benim kendime söylediğim şey uluslararası çalışmak istediğimdi. Bunu söyledikten sonra insanın bir şekilde önü açılıyor. O bağlantılar insanın önüne geliyor. İngiltere’deki ofisimizde de projelerin %60-70’i Avrupa’daydı; Budapeşte, Floransa, Belgrad… O bir istek meselesi. Ben farklı kültürleri çok seviyorum. Mesela geçen hafta Kongo'ya gidip maske seçtim. Tasarladığımız otelin odalarında maskeler var, hepsi de antika. Bunları da alıp kendim için getirdim (maskeleri işaret ederek). Farklı kültürlerle iletişim kurmak, o kültürlerden esinlenmek cazip geliyor.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
Künye
Kişi: Selçuk Avcı
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Söyleşiler