+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Yeni Olan, Egemen Olduğu Anda Şablonlaşıyor!

24 Eylül 2013, 14:47
  defa okundu.

"Şehir plancısı ya da mimar değilim ama şehir yapabilirim!" mi diyorsunuz? "Şehir Yap" IABA Uluslararası Mimarlık Bienali 2013 için İki Kere Bir tarafından alışılmışın dışında üretilecek kent modellerini gözlemlemek için tasarlandı.

Yeni Olan, Egemen Olduğu Anda Şablonlaşıyor!

Derya Gürsel: Sizce mimarlıkta kabul görme biçimi mi değişiyor? Varolma ve üretme biçiminin standartlaşma olduğunu söylemek mümkün mü?

Hakan Evkaya: Standartlaşma kaçınılmaz bir son gibi geliyor bana. Çünkü yapı üretme zorunluluğu ve bazı gerçeklikler söz konusu. Dolayısıyla bence artık mimarlık fikren varolmalı. Yani ürünü değil fikri üretmeli.

Standartlar şablonlar hayatımızın içinde var! Yürüdüğümüz yoldan, yediğimiz kaba kadar, dolayısıyla yaşadığımız mekanın standart olmaması artık mümkün değil. Bir şekilde o formu almak zorunda.

DG: O zaman özellikle formun gitgide şablonun yansıması olduğunu söylemek mümkün.

HE: Evet. Yani bence ileride bir konut -ileri değil olmaya başladı- modüller olacak ve bu modüllerden seçimler yapılacak.

Aslında belki bu standartlaşmayı yapabilirse mimarlık ilerleyebilirdi. Başka disiplinlere baktığınızda ne kadar ileride olduğunu, yol katettiklerini görürsünüz. Ama öyle bir noktaya geldik ki mimar sanki sadece formda yakalıyor ardından "cepheyi nasıl giydiririm"me bakıyor. O yüzden bence bu bakış açısı mimarlığı öldürecek.

Kutlu Bal: Tarihsel bir süreçten bakarsak zaten tek tip bir düzene hep bir ihtiyaç duyuluyor. Sonradan değişen sosyo kültürel etkenler ise farklılaşma isteği doğuruyor. Bu süreçten doğan "yeni" ise başka bir şablon üretmeye başlıyor. Yani "moda ve trend" durumunun daha üst ölçekten bakışı...

Sanayi devriminden sonra ise özellikle yapım üretim tekniğiyle de alakalı olarak her şeyde bir şablonlaşma başlıyor.

Son 50 yıldır ise çok ciddi bir arayış görüyoruz, birçok sanat dalında ve özellikle mimarlıkta. Ama ne yapılırsa yapılsın geçmişten gelen süreç hareketi birşekilde domine ediyor, imar durumları parselizasyonlar derken bir bakıyoruz elimiz kolumuz yine bağlanıyor. Baskın bir akım olarak ortaya çıkıyor. Bir şey yeni iken egemen olduğu anda şablonlaşıyor. O şablonun dışında kalan şeyler hor görülmeye başlanıyor. Ve şablonun tekrarı başlanıyor. Ortaya iki durum çıkıyor. Birincisi eskiyi özlem, öykünmek istenilen yapıyor... Ben bunu çok ilginç buluyorum.

DG: Zaten sergideki işlerin çoğunda da sanki bu özlem yansıyor gibi. Yani tasarlanmamış olana, mimarsızlığa bir vurgu var gibi?

HE: Evet o karanlık ütopyanın çaresinin orada olması kesinlikle çok ilginç bir konu. Yani hiç mimar olmasaydı daha mı iyi olurdu düşünmek gerek... Çünkü yapı çok farklı bir disiplin. Mimarlık bir türlü endüstriyelleşmeyi kabullenemedi. Dolayısıyla mimarlığın üst ölçekte fikir üreten olarak kalması gerek bence...

KB: Ama sen sistemin devamı durumundan bahsediyorsun. Ama sistemin kırılması durumunda tamamen bambaşka bir model haline geliyor. Yani sosyal yapının devlet yapısının her şeyin değişmesi tersyüz olması ihtimali de var. Böyle bir dünya yani. Ya bir teknolojik devrim ya bir savaş başka bir durum içerisine sokuyor düzeni. Yani günümüzdeki kapitalist sistemin bir yerlerde çöküceğine kendi içinde tıkanacağına dair de büyük bir tahmin var...

İşte o zaman senin kurduğun ütopyadaki gibi bir model var. Yani mimarın durumu optimize eden bir meslek grubuna dönüşeceği, model üretim yapacağı ihtimali de var. Yoksa şuanda her ne kadar önde bir meslek grubu gibi gözükse de mimarlık gelişmelerden etkilenen bir disiplindir.

HE: İhtimal olarak şöyle bir şey de var tabi, varolan yapılaşmanın, standartlaşmanın içerisinde mimarlık az da olsa varolabilirse o zaman kıymetli olabilir.

DG: Ama pek mümkün değil gibi. Sonuçta artık emsalinden, parselinden her şeyine kadar belli bir alanda tasarım yapınca zaten belli bir şablona girmiş oluyorsun. Böyle bir düzende ne kadar varolabilirsin diye düşünüyorsun?

HE: Aynen. Şeklinden, adedinden her şeyi veriliyor. Daha önce dediğim gibi sanki sadece kabuk giydiriyoruz.

DG: O zaman tam bu noktada işinize de bağlayarak sorayım. Kent planlarının, bazen kentsel tasarım çalışmalarının mimarlık pratiğinin gelişimi üzerindeki etkisi sizce nedir?

HE: Bir katil arıyorsak... Hiçbir zaman sektörde birarada çalışabilmiş disiplinler değiller bence. Plan adı altında o kadar saçma kurallar belirleniyor ki sana hiç bir seçenek kalmıyor...

DG: Zaten işinizde de biraz bu ilişkiye vurgu var...

KB: Evet biraz bu muzdarıpliğe vurgu yapmak vardı. Yaptığımız grid ve üstüne yerleştirdiklerimizle mimara sadece yaptığımız işin bir biraraya getirme olduğunu hatırlatan, dışarıdan gelene ise "ne olabilirdi acaba" diye sorgulatma isteğiydi. Belki çeperleri tutup deniz kenarındaki boşluğu maksimize edeceklerdi gibi çözümleri aramalarını bekliyoruz.

Tam da bu noktada şablon onlar için ne kadar belirleyici. Yani bununla uğraşan mimar da olabilir, bildiğimiz kentsel yapılanma çok kalıplaşmış birşeydir, bunu kırabilecek mi? Denizin kenarına yapılaşma olur mu mesela?

DG: Belki de son gün geldiğiniz deniz kenarında bir sürü gökdelenler göreceksiniz?

HE: Olabilir, bakalım. "Yanlış!" da demiyoruz.

DG: Çok teşekkür ederim.

HE-KB: Biz teşekkür ederiz,

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
Künye
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Söyleşiler