+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Mimar Çıplak

4 Eylül 2012, 14:37
  defa okundu.

Ortam söylenenleri çekiştirmeye, bazen yanlış anlamalara uygun.

Bu nedenle belki dipnot olarak vermek gereken bir notu başta vermek doğru olur: Konu edindiğim mimarlar ama şunu açık olarak söylemekte fayda var toplumun çok büyük bir kesimi için bu yazının çok daha uç versiyonlarını yazmak mümkün.

Bir kurum olarak Arkitera'dan başlayalım. Arkitera kuşkusuz ki tutarsız. Hiç ayrıntıya girmeye gerek yok. Hatta bu tutarsızlığı ArkiPARC gibi gayrimenkul sektörüne yönelik projelerle anlatmaya da gerek yok. Şu kadar basit: Bizi genelde mimarlar izler. Ama Arkitera aslında yapı malzemesi alanından kazandığı parayla hayatını devam ettirir. Mimar – yapı malzemesi üreticisi arasında bir bağ kurar ve reklam, sponsorluk, danışmanlık gibi hizmetlerden para kazanır. Yapı malzemesi daha çok inşaat olursa anlamlıdır. Arkitera'nın gelir sağladığı kurumların tümü sonunda yıllık satış hedeflerine bakarlar. Yani ne kadar malzeme satıldı. Ve bu malzemeler her türlü sorunlu, kaçak, imar avantajlı inşaatta da kullanılır. Kullanılmasa da "rant"ın bir parçasıdır, tuğlası, harcıdır eninde sonunda.

Henüz Türkiye'de akıl eden olmadı ya da oldu da mayayı tutturabilen olmadı diyelim, Dünyada başvuru ücreti 1.000 TL civarında olan, yüze yakın kategorisi, yüzlerce finalisti bulunan gayrimenkul ödülleri var. Kafanızı sallasanız birisine denk geliyorsunuz. Bunun mimarlık ödülü de malum. Türkiye'den de hatırı sayılır bir katılım alıyor. Bu ödüllerde finalist olmak, ödülü kazanmak başarı olarak sunuluyor bültenlerle, sosyal medyayla.

Peki ya kitaplar masum mu? İlk defa duyanlarınız olabilir ama parası karşılığı katıldığınız kitaplar da var. Kaç paraysa katılıp sonra da kitapta yer aldım demek hiç de zor değil yani.

İletişim demişken iki çift sözüm var. İletişimin iletişimi ile ilgili olacak. Tutarlılık kendi içinde tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir çaba gerektiriyor. Çoğumuz bu çabayı gösterdiğimizi sanıyoruz. Ama aslında öyle mi! Mimar kendini konumlandırmaya çalışır, tutarlı olma çabasıdır bu bir yandan da. Projesini yurtdışında bir dergide yayınlatır önce. Sonra o yayının iletişimini yapar, basın bülteni dağıtır. Tutarlı olduğunu düşünür.

MIPIM, gayrimenkulün dünya üzerindeki en büyük etkinliği. Buradaki ödüllere başvurup, finalist olan, kazanan mimarlarımız var. Başvurdukları ödüllerin törenine gidiyorlar ama MIPIM "midelerini bulandırdığı" için etkinliği izlemiyorlar bile. Bu arada sanmayın ki sadece starlar böyle. Genç mimarlar da aynı.

Yenikapı için yarışma açılır. Belli bir süre sonra mimarlık ortamının önemli 4 ismi jüriden herhangi bir gerekçe ya da açıklama olmaksızın -tabiri mi affedin ama- atılır. Mimarlık ortamı uluslararası ortaklıklar kurarak yarışmaya başvurur, projelerini teslim eder... Çok hızlı unutuyoruz, onun için hatırlatmak lazım Yenikapı yarışması sadece jürinin devre dışı bırakılmasıyla gündeme gelmemişti. Kapatılan ve bir süre ne olduğu belli olmayan yarışma süreci ve yarışmanın üzerinden daha üç ay bile geçmeden açıklanan Yenikapı dolgu miting alanı da vardı.

Kimse Yenikapı'yla bunu bir birine benzetme demesin, bu bir tutarlılık yazısı unutmayın ki. Çamlıca Camisi için yarışma açılır ve bir anda etrafımız tutarlı mimarlarla dolmuştur.

Unutmadan, yarışmacıyızdır ama ilk fırsatta yarışmaya açılacak işi, yarışmayı devre dışı bırakarak kendimiz yapmak için elimizden geleni ardımıza koymayız.

Mimarlarımız var, üniversitelerde ders de veriyor bu isimler. Türüne az rastlanır kitschlikte, "Selçuklu tarzı" tasarımlar yapar bunları üretir. Sonra aynı mimar bir bakarsınız önemli bir mimarlık STK'sının yönetiminde.

Bu yazının Oda ile ilgili bölümlerinden ayrı bir yazı çıkar ama genel çerçevede Oda da yerini alsın, eksik kalmasın diye bir kaç örnek vermeli. Mesela bir star mimarımız vardır. AKP'ye bağlı belediyelere onlarca belki yüzlerce proje hazırlar, projeleri hayata geçirilir. Sonra bir bakarsınız bu mimar Oda seçimlerinde AKP'nin uygulamalarına külliyen karşı mevcut yönetimine destek için canla başla çalışır. Oda'yı yöneten grubun isminde "demokrat" vardır. Ama her türlü anti-demokrat uygulamayı en başta bu grup yapar.

Oda seçimlerine aday olan bir başka grup İstanbul'da silüeti bozan kulelere karşı kampanya yürütür ama o grubun üyeleri aynı zamanda mevcut belediyeyle arası en iyi olan gruptur.

Akademisyenler mimarlık ortamının niteliksizliğini eleştirir, eğitimle ilgili hakemli dergilere sayfalarca dolusu makale yazar. "Küreselleşme politikaları"na karşı kampanyalar yürütür. Sonra da her yıl hızla yenileri açılan özel okullarda çalışmayı sürdürür.

Gayrimenkulden kelime olarak bile hoşlanmayız. Ama mezun ettiğimiz mimarlar, belki kendimiz o sektöre proje çizeriz. Hatta gayrimenkulden hoşlanmayız ama o sektörde çalışmak için elimizden geleni yaparız. Yazı yazdığımız medya gelirini gayrimenkul reklamından elde eder.

Tutarsızlıkları sıralayarak devam etmek mümkün ama bu kadarı yeter.

İlk kazmayı vurduğumuzda karıncaları öldürmeye başladığımız bir iş yapıyoruz. Tutarlı olmak, olduğunu sanmak gerçekten çok zor. Yazının hiç bir yerinde amacım birilerini ya da somut bir konuyu eleştirmek değil. Tam tersine tek amacım tutarlılığın aslında çok zor olduğuna dikkat çekmek.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
Ahmet Turan Köksal / 8 Eylül 2014, 11:34
Efendim tekzip yalanlama değilsir sadece. Sizin gibi bir kuruma pardon kişiye yakıştıramadım.

Hukukta, bir kimsenin onur ve haysiyetine dokunan veya kendisiyle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapılması durumunda bu kişiye tanınan bir haktır. Bu hak önceden yapılan yayının yalanlanması veya düzeltilmesi şeklinde kullanılır. Tekzip hakkı Basın Kanununda düzenlenmiştir.


Özel Üniversite konusuna gelince burdaki amacım başkalarının amacı gibi değil. vakfın üniversiteyi özel bir kurum gibi yönetip yönetmeliği beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kendi fakültemin özel bir kurum gibi değil evrensel bir eğitim kurumu gibi davranması. Bu yüzden çalışıyorum bu yüzden çabalıyorum

Hal böyle iken "çıplak" derken ben ve benim gibi birisini nasıl çıplak gördüğünüzü merak ettim. Ayrıca çıplak olup olmadığımızı kabul etmemiz gerek diyorsunuz. Ben öyle değilim diyorum. Bunun ceremesini de çekiyorum. Biliyorsunuz. Payesini neden almayayım anladım. Ben çıplak değilim. Çıplak olsam utanmam. Vücudum güzeldir der geçerim. Bu yüzden tekzip istedim hala istiyorum.

tekzip yalanlama değil düzeltme şeklinde de olabilir.



dersiniz ki özel ya da vakıf hangisini kullanırsanız kullanın özel bir dershane gibi değil gerçek bir mimarlık okulunda çalışır gibi idealist çalışanlar da var onları tenzih ederim deyin.


örneğin beni arada kaynatmayın projeden projeye koşmam müşteri kollamam. Ofis idame ettirmek gibi bir kutsalım da yoktur.


o yüzden hala tekzip rica ediyorum.

Not hala login olduğumda ana sayfaya atıyor. Cep telefon ile yazdım. Imla ve harf hataları icin affınıza sığınırım
 
Omer Yilmaz / 8 Eylül 2014, 10:15
Azmi Başkanım daha iyi ifade etmiş benim Ahmet Bey'ciğim cümlemi Ahmet Bey'ciğim ;)
 
Omer Yilmaz / 8 Eylül 2014, 10:14
Yalan herhangi bir şey yazmadığıma göre herhangi bir düzeltme yapmayı anlamsız buluyorum. Ayrıca "tekzip rica ediyorum" kullanımı sizin gibi dil kullanımı konusunda hassas bir akademisyene uygun olmamış.

"Özel değil vakıf" asıl yalanlanması gereken bu. Vakıfların sahibi kim? Asıl işin komik yanı bu bence.

Eğitimin özelleşmesine tümden karşıyım. Vakıf okullarına da -ki isimleri özel aslında- lise ve orta öğretimde özel eğitime de karşıyım. Sosyal adaletin bozulmasındaki bir numaralı etkenin eğitimin özelleşmesi olduğunu düşünüyorum.

Siz neden üzerinize alındınız, kendi performansınızı aktardınız onu da anlamadım Ahmet Bey'ciğim.

Bu kadar da açık yani durum.
 
Azmi Açıkdil / 8 Eylül 2014, 00:03
1000 den fazla okunmuş 'mimar çıplak' masumane çıplağı da var kuralları tanımazı da. Yazıda her mimara atıfta bulunulmasına rağmen bana göre masumane de olsa çıplak olmayan bir mimar yazıyı üstüne alınmış.

Az önce vakit darlığında 'yedi yaşam' adlı bir film seyrettim. Kaza neticesinde aile fertlerinin ölümüne sebep olan biri. Hayatı ve intiharında başkalarının yaşamlarına organ bağışı ile destek sağlıyor.
Çok cesur biri, kahraman da denilebilir. Acaba kazayı yapmasaydı bağışta bulunur muydu? Kahraman denir miydi?

İnsan hayatında, kaza yapmadan kahraman olmaya çalışmalı. Karşılıksız yardımda bulunmalı insanlık ve yaradılışı adına. Kahramanlığın açıklaması da bu olsa gerek.

Meslek, diplomalı meslek; eğitimde bir sıra bir masa işgal ettiysek birilerinin önüne geçtiysek geride kalanlara edindiğimiz haklarımızdan pay dağıtmalıyız ki mesleğimizin diplomamızın diyetini verebilelim.

Onca özel okul açılsa da açılan okullara laf söylemek değil eğitimin sağlıklı olması için öğrettiklerimiz ile meslekte başarılı öğrenciler yetiştiriyorsak kahraman olmuşuz demektir. (bu hususta benim kahramanlarım var) Bedeninden bir parça veren ile mesleğinden bir öğreti veren aynı paralelde demektir.

Dergilere girmek değil, dergileri sıraya sokmaktır aslolan. Kapınızda sıraya giren dergilerde sizden bahsettiklerinde bir kahramanı yazıyorlar demektir.

Bizim gençliğimizde lisede, Milli Güvenlik dersi ile Yurttaşlık dersi vardı. Yıldız'da da Türkçe dersi. Kızardım, yüksek okul, Türkçe. Ne kadar önemli derslermiş meğer vatandaşlık ile türkçeyi bi daha bi daha öğretiyorlarmış, hem de kahramanlar sayesinde öğreniyormuşuz.



 
Ahmet Turan Köksal / 7 Eylül 2014, 21:38
"Akademisyenler mimarlık ortamının niteliksizliğini eleştirir, eğitimle ilgili hakemli dergilere sayfalarca dolusu makale yazar. "Küreselleşme politikaları"na karşı kampanyalar yürütür. Sonra da her yıl hızla yenileri açılan özel okullarda çalışmayı sürdürür."

Özel okul değil vakıf ünivesitesi demek istediniz herhalde. Ben de söz konusu ünivesitelerden birinde çalışıyor hem de kurucu idareci olarak sorumluluk ve görev alıyorum. İyi mimar yetiştirmeye çalışıyorum. Yanında kitap yazıyorum. İyi kötü okunuyor. Yarışmaya giriyorum. İyi kötü sonuç alıyorum falan filan.

Makale yazmam lazım (Akademik yükseltme kurallarından nefret etsem bile) ki böylece daha üst düzey bir akademik unvanım olsun ki, mimarlık eğitiminde daha çok söz sahibi olayım.

Bilirsiniz, 40-50 kişinin çalıştığı mimari bürom yok, bu benim seçimimdir. Bu yüzden özel ya da kamu büyük taahütlere girmem, AKP ya da bir başka partinin belediyesinde bir ihaleye girmişliğim kazanmışlığım kazanamamışlığım da, siyasi olarak bir cemaate bağlı kalıp onlara iş yapıp para kazanmışlığım yoktur. İdarecilik ve öğrertim görevliliği yaparım. İşime torpil, kayırma karıştırmam. Ortaklı yarışmalara girdim. Tek de katıldım. Kazandım kazanamadım. Falan filan.

Ama bir öğretim görevlisinin "Özel okullarda çalışmayı sürdürerek" ne yanlış yaptığını anlamadım. Vakıf Üniversitelerinde ben ve benim gibiler çalışmazsa okullar kapanmayacak. Açık kalacak daha fenaları hoca olacak. O zaman daha mı iyi olacak.

Onurlu olarak çalışıp, burslu para vermemde yani sınavda en üst puanla girenle beraber en düşük taban puanla para vererek okula gidenlere ayırım yapmadan bildiği her şeyi olabildiğince iyi aktaranın ne suçu var bir açabilir misiniz?

Benim de kötü yaptığım şeyler vardır. Fakat Vakıf üniversitesinde çalıştığım için kendimi kötü bir şey yapmış olarak görmüyorum. Tekzip rica ediyorum.

Teşekkürler.
 
 
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler