+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Taze Mekânı Bodrum Mimarlık Kitaplığı ile Aşılanan Türkkuyusu Mahallesi

18 Nisan 2019, 10:50
  defa okundu.

On beş tatillerinde memleketime gitme olanağından dolayı, soğukluğunu ve kısalığını unutturan şubat ayı benim için bu yıl daha bir özeldi: Bodrum Mimarlık Kitaplığında gerçekleşecek bir etkinliğin başrol oyuncusuydum. "Bodrum'un Özgün Kentsel Mekânları ve Türkkuyusu Mahallesi" üzerine olan doktora tezimi yeniden paylaşmak benim için onurlandırıcı, ama bir o kadar da tedirgin ediciydi.

Böylesine özgün bir yerde sunum yapmak ve de kendi mahallelilerime bir şeyler aktarmak elbette heyecan vericiydi. Ancak bu çalışmamı daha önce farklı akademik ortamlarda paylaşmış olmanın verdiği bir bıkkınlık vardı. Üzerinden 13 yıl geçtikten sonra bilgiler eskimiş, yöntemler denenmiş, bulgular farklılaşmış olabilirdi; sonuç bölümünde önerdiklerim ise maalesef hiç gerçekleşmemişti. Ayrıca kitaplıkta yapılan otuzdan fazla etkinlik arasında değerli kişilerin sunumları vardı; bazılarını dinleme olanağı bulduğumdan seviyenin oldukça yüksek olduğunu biliyordum. Bir diğer zorlayıcı yön ise sunumun olası izleyicisinin çeşitliliğiydi. Çünkü içlerinde Türkkuyusu'nu henüz tanımaya başlayan "aşinaları" olacağı gibi çoğunluk orada doğmuş, büyümüş, ekmek yemiş, zaten çok iyi bilen "âşıkları" olacaktı. Üstelik beni de çocukluğumdan beri tanıyanlar...

Fotoğraf 1: Türkkuyusu Mahallesi'ndeki Bodrum Mimarlık Kitaplığı (Yücel Besim, 2019)

Memleketime ve mesleğime olan sevgim, bunları geride tutarak çalışmaya başlamamı sağladı. Koşullar değişmiş olsa da bilimsel yaklaşımın değişmeyeceği ve tartışmanın farklı ortam ve dilimlerde sürmesi gerektiği inancımla, Bodrumlu bir mekânda, Bodrum severlerle buluşmak için herkesin ilgisini çekebilecek şekilde yeniden düzenledim sunumumu. Kıbrıs Türk Mimarlar Odasının düzenlediği sürekli mesleki gelişim etkinliklerinden henüz katıldığım "Etkili Sunum Teknikleri" seminerindeki taze bilgilerle tecrübelerimi harmanladım. Biraz daha farklılaştırarak, başlığı "Yaşlanan Türkkuyusu'nun Yaşayan Mekânları" koydum. "Yaşayan Türkkuyusu'nun Yaşlanan Mekânları" mı koymalıydım diye çok düşündüm; Bodrum'un en eski yerleşimi ve onu o yapan meydanı, sokakları, evleri, bahçeleri için "yaşlanmak yerine 'yaş alan' demeyi mi" tercih etmeliydim?

Fotoğraf 2: Türkkuyusu Mahallesi'ndeki arkeolojik izler (Yücel Besim, 2019)

Sunumu iki ana bölümde kurgularken, akış arasına bir geçiş ekledim. İlk bölümde herkesin anlayabileceği bir dile indirgeyerek tezimi özetleyecek, ikinci bölümde ise sözü Türkkuyusu'nun yerleşiklerine bırakacaktım. Bir de iki bölüm arasında eski fotoğraflardan derlediğim bir video olacaktı. Bu ufak soluklanmayla, hem ben dinlenecek hem de izleyiciler "Beyaz giyme toz olur" türküsünün sakin melodisiyle gözümüzde tütenlere uzanan kısa bir yolculuğa çıkacaktı.

Etkinlik günü kitaplığa geldiğimde, avlusu benden erken davranan dostlarla şenlenmişti bile. Yakıldığında, koca kazanlarla kim bilir nelerin yapıldığı avludaki ocak bu defa benim için tütüyordu. İç odadaki ise, mor çiçekli basma örtülü benzerinin bulunduğu etkinlik posterime sergi yeri olmuş; birazdan bana dekor oluşturarak destek verecekti. Anneannemin bazlama pişirdiği, dedemin mantar közlediği ocağın kardeşi arkamdayken... diye düşündüm; heyecana gerek yoktu.

Fotoğraf 3: Bodrum Mimarlık Kitaplığı etkinlik odası (Yücel Besim, 2015)

İçerisi de avlu gibi kalabalıktı, ocağın önüne dizilmiş koyu kahve ahşap sandalyelerde boş yoktu. Hatta tavandaki aynı renk mertekler de odanın enini genişletircesine sıralanmış izleyicilerdi bana. Evin beyazlığı içine vurmuş; benden heyecanlı gözler, dar odaya can katmıştı bugün. Pencerelerden süzülen güney ışığıyla yetinecek bilgisayarımı duvar boşluğunun bahşettiği derinliğe yerleştirdim. Ahşap kepenke doğru açtım kapağını. Badanayla incelmiş taşlar üstüne asılı ekran parlayınca odanın kuzeyindeki odak değişti. Derin bir nefes aldım bu sırada. Tanıdık bir koku yerleşti içime. Bodrum pazarından alınıp ocakbaşına konulmuş bir demet müşkürümmüş meğer; bahçemizdeki sulama havuzunun yosunlu duvarındaki çatlaklardan fışkırınca topladıklarımdan. Teknik hazırlıklarımı tamamladığımda, avlu ve sofa arasındaki kalabalığın gidiş gelişlerinden taş zeminde çıkan sesleri dinmişti. Bir zamanlar avluda çakılan kasalarına dizilmek üzere toplanmış mandalinaların yığıldığı mekânda artık sahne benimdi.

Fotoğraf 4, 5: Bodrum Mimarlık Kitaplığı (Yücel Besim, 2015)

Tez danışmanım Prof. Dr. Yalçın Memlük'ü anarak başladım sunumuma. Emeğini esirgemeyen anlayışlı hocamı, Ankara'daki o bol ağaç manzaralı, kitap yığını küçük odasından aldıp oturttum ön sıralara, çünkü o da bir Bodrum sevdalısıydı. Ardından teşekkürlerimi sundum emeği geçenlere... Çocukluk arkadaşım ve kitaplığın sevilen komşusu Hülya Örnek, bana destek vererek işin sosyal kısmını zenginleştirmemi sağlamıştı, sağolsun. En önemlisi ise Bodrum Mimarlık Kitaplığına idi; Oktay Rıfat'ın "Hatıralar da dal istiyor, kuşlar gibi konacak" dizelerindeki gibi sadece bana değil, Türkkuyululara bir yuva olduğu için! Sunumun gerisi su gibi aktı derler ya, işte öyle hızla ve coşkuyla sürüp geçti.

Gurbette, "Gitmekle gitmiş olmazsın, / Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır" dizeleriyle hep teselli bulduğum yerlerimi anlatmayı artık ben değil; orada kalanlar sürdürecekti. Dört mahalle sakini, yerini alınca söyleşi bölümü başladı. İlk olarak emekli öğretmen ve pansiyon işletmecisi Yüksel Ezgi, Bodrum'un geleneksel evlerinden daha çok bilinmesi gereken bahçelerinden başladı. Tüm varlıkları sadece dağlarda kendiliğinden yetişenlerin değil, bahçelerde emekle yetiştirilenlerin bolluğuymuş; mutluluklarının kaynağı ise paylaşımlarının çokluğu! Dış yaşam mekânlarını tutkuyla dillendirirken hayran olduğu bahçıvan babasından da bahsetti. Etrafı Onun hünerli elleriyle süslenen ve her fotoğraflarına adeta kurulu bir podyum olan havuzlarını aktardı. Sonra çocukluk yaramazlıklarının en unutulmazlarından biriyle babasının bahçe köşesine kuruverdiği ayazlığı tanımladı. Gençliğindeki eğlence mekânlarından en önemlisi olan Gerence'deki Yeni Sinema ile evlerinin damı arasındaki bağı dile getirdi. Özlemi içindeki bu mekanların otoparka dönüşmesine rağmen mahallesini çok sevdiği her halinden belli oluyordu.

Söyleşide ikinci olarak eski denizcilerden Cemal Urhan vardı; o da Türkkuyusu Meydanı'nı ve sokaklarını anlattı bize. Buralardaki hareketli yaşamın yavaşladığı, hatta durduğu noktalardan bahsetti. Kuyu başlarındaki muhabbetleri hatırlatıp; suyu içilen, hayvan sulanan, çamaşır yıkanan kuyuları belirtti. Eşek ve develer için ayrı olan binek taşlarını tariflerken, sanki çuvalları kendi yüklermişçesine yansıttı bedenine. Hoş bir gezi anısıyla süsleyerek kara insanı diye bilinen Türkkuyulular'ın denize olan düşkünlüklerini gösterdi. Kendisi de bunlardan biriydi zaten. Ekmeğini denizden çıkarmasına rağmen bir o kadar da toprağa bağlıydı. Artık küçücük kalmış avlusundaki yaratıcı çiçeklikleri ve özenli kümesleri, bu ilişkinin ne kadar güçlü olduğuna işaretti. İlerlemiş yaşına rağmen tüm söyleşi boyunca enerjisini yüksek tutuşu, belli ki bu güçlü bağlardan besleniyordu hâlâ.

Fotoğraf 6: Cemal Urhan'un avlusundaki çiçeklikleri (Yücel Besim, 2019)
Fotoğraf 7: Türkkuyusu Mahallesi Karadavut Çıkmazı'ndaki bir avlu (Yücel Besim, 2019)

Daha sonra Zühra Keleş aldı sırayı. Devecilikle uğraşan Keleşler ailesinin hayvanlarla ortak geçen hayatlarını; Hayat dedikleri avlularındaki en küçük alanı bile onlar için kullanışlarını anlattı. Evin avluya, avlunun eve giriştiği günleri dile getirdi. Eşeği tarafından tepildiğinde, develerin arasında yaşadığı korkulu anı canlandırınca zorlukların içinde bile gülmeyi, güldürmeyi beceren bu zeki kadın, aşkla bağlandığı eşi Balıkçı İsmet'i de gündeme sıkıştırıverdi. Onu Türkbükü'nden Türkkuyusu'nun Karadavut Çıkmazı'na getiren sebep bu mudur bilinmez ama deve hanlarında dolimleri besleyip gübreleri topladıktan sonra götürdüğü yolmuş meğer onun asıl çıkışı; en güzel sığınağı şimdilerde bina dolan "harım"mış.

Fotoğraf 8: Türkkuyusu Mahallesi Keleşler Çıkmazı (Yücel Besim 2019)
Fotoğraf 9: Türkkuyusu Mahallesi Çavuşlar Çıkmazı (Yücel Besim, 2019)

Söyleşiyi sanatçı ve çevreci kimliğiyle bilinen Lon Briet ile sonlandırdık. Mutlu ailesine çabucak alışmış Avrupalı gelin, Türkkuyusu'nun "elle tutulmaz, gözle görünmez" değerlerinden bahsetti. İlk geldiğinde büyüdüğü evde edindiği mahremiyet alışkanlıklarından şimdi oturduğu sokaktaki yakınlıkları anlayamadığını itiraf etti; komşular arası bu güçlü ilişkilerin önemini sonradan kavramış. Avlular arasındaki gediklerin ve duvarların, aslında bir alışveriş mekânı olduğunu vurguladı. Bir de Türkkuyusu Camisi'ne doğru her sabah yaptığı yürüyüşü vardı. Eski Kral Yolu'nda birlikte kıvrımlandık; alçalıp yükselen avlu duvarlarına sürdüğümüz elimizdeki kireçleri, taşların arasında yaşayan otlara sürerek temizledik. Kapı eşiklerinde selamlaşıp, giriş kemerlerinin üzerinden sarkan hanımelini cebimize attık, sonra koklarız diye. Camiye ulaşana dek karşıdaki koyu yeşil tepenin silüeti eşlik etti bize. İnsani ölçeğini hiç yitirmeyen meydanda sanki ilk kez görürmüşcesine fark ettik minarenin dikeyliğine eşlik eden koca çınarı. Onun dallarından akarak sarnıcın belirgin eğrisine inen çizgilerin ve ak kubbesine çarpan ışığın yüreğimize girmesine izin verdik.

"Bana 'bir varmış' de; 'bir varmış, bir yokmuş' deme" diyor ya Can Şair. İşte biz de o gün öyle yürekten diledik, herbiri birbirinden kıymetli anıları dinlerken. Zihinleri net, yürekleri açık ve bellekleri zengin olan bu insanlar duygularını gizlemeden, akıcı bir dille anlattılar yaşadıkları mekanlarını. Çok heyecanlıydılar, aynı benim gibi. Eğer Halikarnas Balıkçısı o gün onları dinleseydi, 1968'deki sözünü bir kez daha düşünür; "Yokuş başına geldiğinde / Bodrum'u göreceksin, Sanma ki sen / Geldiğin gibi gideceksin" sözlerine Türkkuyusu ile ilgili bir dipnot eklerdi.

Etkinliğin tartışma bölümünde bu tür bir çalışmanın Bodrum'un her mahallesi için yapılması temennisi dile getirildi. Umarım, akademik bir ürünü temel edinen o günkü sunumum Bodrum'un "hikâye haritasının" oluşmasına bir damla olur. İşte o zaman asıl ereğime ulaşmış olurum. Yoksa, bu yazının başında koyduğum temel amaçların ötesine geçemem. Hedefim, hem sunumu gerçekleştirdiğim yeni mekânı tanıtmak hem de ona kol kanat geren Türkkuyusu Mahallesi'ni anlatmaktı. Sunumun biraz öne çıkması; "yaşanmışlıklar üzerinden yola çıkarak mekânı anlatma" derdimden. O gün, benim için de söyleşiye katılanlar için de "en yaşanan"lardandı. Bizi konuk eden, "Bodrum Mimarlık Kitaplığı" ise Bodrum'un korunması şart olan bu bölgesinde, en yaşa(n)ması gereken mekânlarından!

Fotoğraf 10: Bodrum Mimarlık Kitaplığı avlu duvarı (Yücel Besim, 2019)

Sakız türü geleneksel bir evden dönüştürülmüş kitaplık kapılarını, bu defa bana ve onu kucaklayan mahallesine açmıştı. Oysa o, sadece "mimarlık, tarih, sanat, şehircilik, arkeoloji, mühendislik ve kültürel araştırmalarla; yakın ve uzak coğrafyalarla ilgili çalışmaları yapan"lara değil, herkese davetkâr! "Okumayı zaten pek sevmeyen, şimdi de farklı yöntemlere başvurma kolaylığını seçen bir toplumda" kitaplık oluşturma cesaretini göstererek "Şansımız iyi gitti, bir yandan kitap almayı sürdürürken, öte yandan kitaplara da bir ev aldık." alçak gönüllüğüyle ortaya çıkan bu zenginlik içinde 10 binden fazla eser, 20 binden fazla belge bulunuyor. Elbette sadece kâğıtların birikimi değil buradaki... büyük bir sabır, enerji ve sevgi birikimi. Böylesi bir toplam, ilgisiz kalamaz. Daha çok konuşulacak ve de konuşacak bu kitaplık. Korunması ve sürdürülmesi için bizim gibi gönüllüleri, tiryakileri bol olacak. "İlk özel ve topluma açık mimarlık kitaplığı" olması yanında bence Bodrum için başka önemli bir niteliği daha var kitaplığın. Bu etkinlikte de ortaya çıkan, Bodrumlularla Bodrumcuların buluştuğu, sahip olanlarla sahip çıkanların bir olduğunun vurgulandığı bir yer olması. Türkkuyulular da bunun değerini bilecek!

Ben de oralardan biri olarak gönül borcumu ileteyim o zaman: "Seni ören taş ustalarından ve içinde yaşayıp anılarını bırakanlardan sonra şimdi seni asıl koruyacak mimarların var. Onlar sadece yaratıcı değiller; yaratmaktan çok sürdürme inançlarıyla -benim gözümde- birer kahramanlar: Yasemin Aysan ve Suha Özkan. Unutmamamız gereken övünülesi şey ise bu fedakâr birliktelik!"

Kaynaklar:
http://www.bodrumarchitecturelibrary.org
http://www.mimarizm.com/hobi/bodrum-mimarlik-kitapligi-uzerine_115988
http://www.arkitera.com/gorus/1089/bodrum-mimarlik-kitapligi--mimarinin-mutlulukla-bir-ilgisi-olmali

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler