Zaha Hadid ile Kadın Mimar Olmak Üzerine…

City Magazine'de Eva Hagberg ile yaptığı söyleşi.

Pritzker Ödülü sahibi Irak doğumlu, Londra’da yaşayan Hadid tarihteki en ünlü kadın mimar olarak anılıyor. Hadid çoğunlukla saygı duyulan, zaman zaman korkulan, fakat her zaman –Miyake tutkusuyla olduğu kadar, karanlık agresif çizimleri, binaları ile- tartışılan bir isim. City Dergisi’nden Eva Hagberg, Hadid ile kadın mimar olmak üzerine ve geçmişe dönük bir söyleşi gerçekleştirmiş.

Eva Hagberg: En ünlü kadın mimar olarak tanımlanıyorsunuz. Her zaman “kadın” olarak nitelendirilmek sizde sıkıntı yarattı mı?

Zaha Hadid: İlk başlarda beni çok rahatsız etti. “Kadın Mimar” olarak bilinmemeliyim diye düşünüyordum. Fakat zaman içinde yönüm değişti. Eğer diğer kadınları cesaretlendiriyorsa ve öne çıkmalarını sağlıyorsa bu iyi olabilir diye düşündüm.

EH: Meslekte kadınların gitmeleri gereken çok mu yol var?

ZH: Kızların erken yaşlardan itibaren üstün olacakları yönünde cesaretlendirilmediklerini, öne çıkacak güvenin verilmediğini düşünüyorum. Bu gerçekten gayretli olmayla ilgili. Tabii ki hırslı, yetenekli olmak da sayılabilir fakat oldukça zor. Bu kadın için de erkek için de zor. Fakat kadın için daha da zor. Bunun bir sebebi yok.

EH: Pritzker Ödülü’nü kazandığınız için sizi tebrik ediyoruz. Hayatınızda değişen birşey oldu mu?

ZH: Size ne değiştiğini söyleyim. Daha çok istikrarlı olarak görülüyorsunuz. Şunu demek istiyorum, ilk birkaç ay bir değişiklik yok fakat daha sonra birden işler yağmaya başlıyor.

EH: Doğrudan ilişkili mi?

ZH: Doğrudan ilişkili fakat öncelikle güçlü bir etkisi oluyor. Hemen değil birkaç ay sonra.

EH: Bekliyor muydunuz?

ZH: Pritzker’i mi? Hayır! Herkes hakkında konuşuyordu fakat beklemiyordum.

EH: Kesin kararı belirleyen bir proje var mı sizce?

ZH: Cincinnati belki de. O sene beklemiyordum. Bir sabah benim için oldukça erken bir saatte aradılar. Çok şaşırmıştım.

Sırrı 4 ay boyunca saklamak zorundaydım. Normalde Nisan ayına kadar açıklanmaz, fakat ben bekleyemeyeceğim için Mart ayında açıklandı. Normalden daha erken açıklandığı için herkes şok oldu. Komiteye dedim ki; Herkes “Bana soracak.” Geçtiğimiz iki sene boyunca bana “Pritzker’i aldınız mı” diye sordular bende her zaman hayır dedim. Gerçekleştiği zaman dedim ki beni arayıp soracaklar, kimse sormadı. Ta ki Vogue dergisindeki bir makalede Pritzker için seçilmiş olabileceğimi söylenene kadar. Fakat Ocak ayında henüz karar verilmemişti.

EH: Yani size sorduklarında henüz bir fikirleri yoktu.

ZH: Doğru, 4 ay önceden kararı bilemezlerdi. Bu yüzden sessiz kalmak zorundaydım. Arayıpta soranlara sadece dedikodu dedim.

EH: Çok iyi, tebrik ederim.

ZH: Kesinlikle benim için çok pozitif bir şey olduğunu söyleyebilirim. St. Petersburg’taki tören müthişti.

EH: İnsanlar mimar Zaha Hadid’in üzerinde insan Zaha Hadid’ten etkileniyorlar. Ne hissediyorsunuz?

ZH: Bilmiyorum, yeni bir şey değil. Ben öğrenciyken, çalışmalarımdan çok ne giydiğim, ne yaptığım, nasıl davrandığım ile daha çok ilgileniyorlardı. Bilerek yapmadım fakat insanlar böyle düşündüler.

EH: İnsanların sizden etkilenmelerini anlayabiliyorum. Çizimleriniz bir yandan oldukça agresif. İnsanların ilgisini çektiğini düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?

ZH: Her zaman ne hissediyorsam onu yaptım. Bu yüzden çizimler benim sanatım, geleneksel ve tutucu.

EH: Sizin sanatınız hala binalar ile ilgili. Küçük yaşlarınızda mimar olacağınızı düşünüyor muydunuz?

ZH: 10-11 yaşımdan beri mimar olacağımı biliyordum fakat anlamını bilmiyordum. Gerçekten önemli değildi. Her zaman eğer yapmak istemiyorsam reddedeceğimi biliyordum.

EH: Her zaman korkusuz olarak tanımlanıyorsunuz. Sizi korkutan birşey var mı?

ZH: Aslında korkusuz değilim. Güven ile biraz naifliğin karışımı. Size neyin vuracağını bilmiyorsunuz, derine dalmak gibi birşey. Sadece mimar olmak istiyordum, bu gerçekten benim içindi. Bunu okulda gerçekleştirdim. London AA’de çok iyi hocalarım vardı. Size alttan alttan cesaretlendiriyorlardı.

EH: Böylece kendinizi ifade edebileceğiniz bir ortam buldunuz.

ZH: Ve ayrıca, yer değiştirmiştim. İngiliz değildim, Avrupalı değildim, tipik bir Araptım. Babam diplomat olduğu için sürekli yurtdışındaydım. Bu yer değiştirmeler ve sıradan değilsiniz. Aynı zamanda ben bir kadınım. İnsanlar bu meslek iğrenç diyorlar. Ben iyimserim ve teslim olmamalıyım diye düşündüm. Gelişmeye inanan bir geçmişim vardı. Babam çok önemli bir politikacı ve endüstiriciydi. Irak’ta bütün aldığım terbiye sadece naiflikle alakalı değil geleceğe inanmakla, yenilik ile ve yeni bir ülke ile ilgili. Araplar’da yenilik fikri oldukça yaygındı. Bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçekte, yani değişmek zorunda olmak üzücü.

EH: Hala bağınız olduğunu hissediyor musunuz?

ZH: Uzun zamandır gitmedim. Tabii ki orada doğdum.

EH: Sık sık Irak doğumlu Londra’lı olarak tanımlanıyorsunuz.

ZH: Hayır. Iraklıyım ama İngiliz pasaportu sahibiyim. Bu çok zor. Televizyonda birşey seyrediyorsunuz ve hiçbir şeyi tanımıyorsunuz. Hiçbir bağlantı yok. Bazen otelde Irak filmi seyrediyorum, Irak’ı özlüyorum.

Hala güçlü bir bağ hissediyorum, dil, müzik, kokudan dolayı. Arap değilmişim gibi davranmıyorum, çünkü öyleyim. Sadece Arap arkadaşları olan, sadece Arap yemekleri yiyen insanlar var.

EH: Kimliğiniz pek çok insanın dediğinden daha akıcı.

ZH: Bunu sevmiyorum. Bunun nedeni beni hasıraltı etmek için üzerimde çok fazla baskı uyguluyorlar. Sıradan değilsiniz ve size nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. Demek istediğim, pek çok insan bir kadına nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Fakat kadınlar genellikle tek bir yolun ya da diğerinin olduğunu düşünürler. Fakat kadınları bir profesyonel olarak düşünmüyorlar.

Etiketler

Bir cevap yazın