Bu yazıda, her biri tasarım dünyasının gelişmesine büyük katkıda bulunan ülkelerin tasarım prensiplerini karşılaştırmalı olarak inceledik.

Fotoğraf: Karl Tranberg Knudsen
İsveç, Danimarka ve Norveç gibi İskandinav ülkeleri; geçirdikleri zorlu ve sert kış günlerinden dolayı doğal ışık, sıcaklık ve doğal malzemeleri odağına alan tasarım prensiplerini belirlemişlerdir. Bu tasarım prensiplerinin bütünü Scandi adıyla da tanınır.
Işık, doğal formlar ve renkler; ilhamını doğadan alan İskandinav tasarımının temellerini oluşturur ve iç mekanın dış çevrenin bir uzantısı gibi kurgulanmasını sağlar.
İskandinav tasarımında, denge ve uyum yaratmak amaçlanır. Havaya zararlı kimyasallar yaymaması, daha iyi akustik ve daha dengeli bir sıcaklık sağlaması ile iç mekanda ahşap, taş, rattan, jüt ve yün gibi doğal ve sürdürülebilir malzemeler, sıklıkla tercih edilir. Bunların yanı sıra metalik yüzeylerin kullanımı da son zamanlarda yaygınlaşmıştır.
Doğal çizgileri izleyen malzeme kullanımını, minimal renk paleti takip eder. Ancak günümüzde gelişmekte olan “New Nordic” hareketini benimseyen kimi tasarımcılar, parlak sarı gibi daha canlı renkleri tasarımlarına dahil etmektedir.

Fotoğraf: Christopher Hunt
Rahat ve sıcak bir ortam yaratmayı amaçlayan İskandinav tasarımında, mekansal organizasyon prensipleri, kendiliğinden ve akışkan olmaya odaklanır. Gündelik yaşamın kolaylaştırılması önceliklendirilir.
Mekanlarda merkezi ve hiyerarşik vurgu yapılmaz. Aksine eşitlikçi ve yatay bir kurgu gözlemlenir.
Doğal ışığı maksimize edebilmek adına büyük pencereler, açık renkli yüzeyler ve geniş açıklıklar tercih edilir. İskandinav coğrafyasının konumunda, güneşe erişimin önemi de hesaba katılarak mekanlar, güneşin geliş açısı önceliklendirilerek tasarlanır.

Fotoğraf: Jeroen Verrecht
İskandinav tasarım prensipleri, “Hygge” felsefesine dayanır. “Hygge” kelimesi, “iyilik hali” anlamına gelen Norveççe bir kelimeden gelir. Kavramın temelinde; anın tadını çıkarmak, kendimiz ve başkaları için iyi bir şeyler yapmak fikri yatar.
Kavram tasarım üzerinden ele alındığında, amaç genel bir iyilik hali sağlayan rahat ve dinlendirici bir atmosfer yaratmaktır. Mekanı deneyimleyenin refahı ve mekanın işlevselliği önceliklendirilir.

Fotoğraf: Valentina Sommariva
Bir tasarım merkezi olarak bilinen İtalya, kültürel olarak; ustalık, zanaat, kalite ve iyi yaşam odağında bir tasarım anlayışı benimsemiştir. Ancak İtalyan tasarımını birkaç özelliğe indirgemek pek mümkün değildir; temelinde yatan duygu, yaklaşımlar ve tutumlara dayanmaktadır.
Canlı ve yoğun renkler İtalyan tasarımının merkezine oturur. Yapı elemanlarından mobilyalara, her alanda cesur renkler ve desenler görmek mümkündür.
Malzemelerde de aynı dinamik ve cesur yaklaşım gözlemlenebilir. Renkli mermerler, ahşaplar ve parlak metal yüzeyler sıklıkla kullanılır. Aynı zamanda tuğla duvarlar gibi zamanın izlerini taşıyan bölümlerin çıplak bırakılması da yaygındır.
Bu dinamik seçimler, ifadenin ve dengenin merkeze oturduğu bir düzlemde zarifçe bir araya getirilir.

Fotoğraf: Isabella Magnani
İtalyan tasarımlarında merkeze yapılan vurgu dikkat çeker. Mekanlar, estetik ve temsil değeri yüksek sahneler gibi ele alınır; bu da mekanlar arasında hiyerarşik bir düzenin kurulmasına yol açar. Mekan içerisinde kullanılan bitkiler ve heykelsi elemanlarla bu yaklaşım desteklenir.
Doğal ışık bir tasarım elemanı gibi kullanılır. Mekanlarda, dramatik atmosferler dikkat çeker. Işık-gölge, doluluk-boşluk gibi karşıtlıklar aracılığıyla derinlik vurgusu yapılır ve sahneleme yaklaşımı pekiştirilir.

Fotoğraf: Piergiorgio Sorgetti
İtalyanların tasarım dilinde, “la dolce vita” (tatlı hayat) sevgisi baskındır. Akdeniz coğrafyasında sık rastlanılan şekilde; hiçbir şey çok ciddiye alınmaz, neşeli bir hava ön plandadır ve her şeyden önemlisi, bir şey doğru hissettiriyorsa, doğrudur.

Fotoğraf: Sobokuya Inc
Japon tasarım anlayışı; yalınlığın ve izlerin güzelliğini benimser. Batı toplumunun aksine, Japonya’da estetik, mekanın ötesine geçer ve günlük yaşamın bir parçası olarak görülür ve uygulanır.
Mekanlarda nötr renk paleti hakimdir. Ham malzemeler kullanılır ve malzemelerin zamanla aşınıp eskimesi, güzellik ile ilişkilendirilir.
Yapaylığın yokluğuna odaklanan “şizen” kavramı, malzeme seçimlerini de etkiler. İnsanların doğayla nasıl etkileşim kurduğuyla ilgili olan “şizen” ilkesi içerisinde, insan müdahalesine yer vardır; müdahalenin doğal süreçlerin bir uzantısı gibi algılanması amaçlanır.

Fotoğraf: Toshihisa Ishii
Mekanlarda modüler, esnek ve katmanlı bir düzen hakimdir. Basit ve karmaşadan uzak plan düzenleri dikkat çeker. Sabit işlevlerdense, zamana ve kullanıma göre dönüşebilen kurgular tercih edilir.
Japon tasarım anlayışında, boşluk yani “ma” aktif bir rol oynar. Mekanların, kendiliğinden oluşmuş hissi vermesi amaçlanır. Diğer doğal unsurlar gibi ışık da tasarımda merkezi bir rol oynar. Doğallık, müdahalesizlik ve sezgisel deneyim ön plandadır.

Fotoğraf: Hiroki Kawata
Tasarımda da yaşamda da, dingin bir zihni ifade eden “zen” kavramı ile zamanın ve kusurun kabulü üzerine odaklanmış bir dünya görüşü olan “wabi-sabi” kavramı benimsenir. Zamana, doğaya ve yaşama karşı farkındalık tasarım anlayışında da açıkça gözlemlenebilir.