Türkiye’nin İlk Mimarlık Bienali Başladı!

Uluslararası Mimarlık Bienali (IABA) 2011, 26 Ekim 2011 Çarşamba günü Antalya Kültür Merkezi'nde başladı.

Dünya çapında 129. ve Türkiye’de ilk Mimarlık Bienali olan IABA, Mimarlar Odası Antalya Şubesi Başkanı Osman Aydın’ın yaptığı teşekkür konuşmasıyla açıldı.

IABA 2011 Başkanı Prof.Dr. Zekai Görgülü, bienalin teması hakkında bir konuşma yaparak, mimarlığın birçok meslekle yanyana gelip zenginleşmesini ve farklı şekilde okunmasını “kesişme” olarak yorumladı. Antalya’nın çabalarının kesişmeleri ile bu bienalin gerçekleştiğini belirten Görgülü, Behruz Çinici’nin bugün için kaleme almış olduğu mektubu da okudu. Geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz Çinici’nin son mektubu, yine farkını ortaya koyacak şekilde kağıda dökülmüş kelimelerle, üstadın kesişme teması üzerine farklı yaklaşımlarını ortaya koydu.

UIA Genel Sekreteri Michel Barmaki de kısa bir konuşma yaptıktan sonra sözü Antalya Belediye Başkanı Prof.Dr. Mustafa Akaydın’a bıraktı. Akaydın, etkinliğin başta Antalya olmak üzere Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizerek, herkese teşekkür etti.

Açılış konuşmalarının ardından, Beşiktaş Belediye Başkanı Mimar İsmail Ünal moderatörlüğünde gerçekleşen forumda ilk konuşmacı heykeltraş Prof.Dr. Rahmi Aksungur’du. “Plastik Sanatlar ile Mimarlık”ın kesiştiği noktalara değindiği konuşmasında Aksungur, mimarlığın da heykelin de kütle ve mekanla uğraştığını, bu iki sanatın aynı kökten geldiğini ve her ikisinin de insan psikoloji üzerinde etkileri olduğunu anlattı. Aksungur, mimarlıkta 1960’lardan sonra heykel ve resim sanatından kopuş başladığını belirterek, bunun mühendislik gibi diğer disiplinlerin mimarlığa olan etkisinden kaynaklanabileceğini söyledi. Aksungur’a göre, mimarlık özgür bırakılmalı ve ülkemizde bu konuda atılacak adımlardan ilki ve en önemlisi bir mimarlık müzesi kurmak olmalı.

Yüksek Mimar ve Fotoğraf Sanatçısı Prof.Dr. Reha Günay ise, “Hobilerin ileri safhaları kesişmeleri yaratıyor,” diyerek mimarlığı seçtikten sonra, kendi çabalarıyla fotoğraf da öğrenmeye başladığını, bu süreçte Doğan Tekeli – Sami Sisa, Turgut Cansever, Hayati Tabanlıoğlu, Behruz Çinici, Aydın Boysan gibi pek çok önemli mimarın kendisinden fotoğraf istediğini, onlar için fotoğraf çekimi yaparken aslında yapıları da kentleri de öğrendiğini anlattı. Mimarlık ile fotoğrafın benzediğini, ama yine de teknik ve ifade olarak farklılaştığını sözlerine ekleyen Günay, birbirlerini destekleyen sanatlar olduklarına da değindi. “Fotoğraflarla kesişen yaşamımı anlatmaya çalıştım,” diyen Günay, çektiği fotoğraflardan bazılarını da dinleyicilere sundu.

Mimar, gazeteci, yazar Oktay Ekinci’nin konuşması ise Mimarlık ve Medya kesişmeleri üzerineydi. “Medya” sözcüğünden hoşlanmadığını söyleyerek sözlerine başlayan Ekinci, “Mimarlık ve medya şükürler olsun ki kesişmiyor, çarpışıyor,” dedi ve 90’lı yıllarda yaptığı kent ve çevre programlarından bahsederek, başlarından geçen enteresan olayları esprili bir şekilde ele aldı. Ekinci, “Biz henüz mimarlık eleştirisini gündeme getiremedik ki, medya eleştirisini getirelim,” dedi ve bu bienalin bu konuyu gündeme getirmekle ortamı hareketlendireceğini umduğunu belirtti.


Hasan Özgen, İsmail Ünal, Oktay Ekinci, Reha Günay (Fotoğraf: Pınar Koyuncu)

Bir sonraki konuşmacı, “ucube” tartışmalarının odağındaki isim olan Heykeltraş Mehmet Aksoy’du. Aksoy, “Plastik sanatlar ile mimarlığın kesişmesi önemli ama bir türlü kesişemiyoruz, daha çok iktidarla kesişiyoruz…” diyerek başladığı konuşmasında, heykelin temel problemi olan kütle, mekan, ışık ilişkisinin mimariyle çakıştığı nokta olduğunu belirtti. “Her mimari büroda bir heykeltraş olmalı,” diyen Aksoy, heykel sanatı icra edilirken, kütlelerin yerleşiminden mimari mekan yaratılması gerektiğini ama Türkiye’de bunun tam tersinin olduğundan, mekanlar yaratıldıktan sonra “Şu köşeye de bir heykel koyuver bari,” yaklaşımının yerleşmiş olduğundan yakındı. Halbuki bir yere heykel koyulacaksa, bu planlar yapılırken en baştan düşünülmeli; mekanlarda, meydanlarda, parklarda projeler yapılırken heykeller için de yer açılmalı. Aksoy’a göre, heykeltraşlar form konusunda mimarlara göre daha özgür ve fonksiyona bağlı olmamaları neddeniyle yaptıkları iş mimarlıktan ayrılıyor. Heykelin mimarlık ve kentle olan çelişkilerini de anlatan Aksoy, heykelin kendi mekanını bulması ve o mekana anlam katması gerektiğini anlattı.

Ardından söz, Hukuk ve Mimarlık kesişmeleri başlıklı konuşması ile Avukat Turgut Kazan’daydı. Bu kesişmenin en zor ve kötü kesişme olduğunu söyleyen Kazan, işin giderek daha da kötüleşeceğini düşünüyor. Çeşitli örnekler veren Kazan, son günlerde yine gündemimizde olan deprem konusunu da ele alarak, “Depremlerin sonrasında yaşananlar mimarlık ile hukukun hiç de iyi kesişmediğini gösteriyor,” dedi. “Ülkemizde olması gerekenler olamıyor, korunması gereken heykeller yargı kararıyla yıkılıyor,” diyen Kazan, hukuk bilincinin toplum olarak gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Sinema ve Mimarlık kesişmeleri konusunu yorumlayan isim ise yönetmen ve yazar Hasan Özgen oldu. Konuşmasında sinemadan kastettiğinin, belgesel sinema olduğunu söyleyen Özgen, ilk defa Safranbolu’da Zaman filmini izledikten sonra, belgesel sinemanın anlatım diliyle neler başarabileceğini anladığını belirtti. Özgen’e göre, bu film gündeme bomba gibi düştü, çünkü Türkiye ilk kez sahip olduğu güzelliklerle yüzleşme sürecine girdi. Mimarlar ve sinemacıların tasarım yeteneğinin birbirine çok yakın olduğunu düşünen Özgen, fonksiyon, sanatsallık ve ekonomi unsurlarının her iki sanat dalında da yer aldığını vurguladı.


Mehmet Aksoy, Turgut Kazan, Rahmi Aksungur (Fotoğraf: Alper Bellikli)

Son konuşmacının ardından, İsmail Ünal kısaca konuşmaları değerlendirerek, mikrofonu salondaki dinleyicilere yöneltti. Gelen yorumlardan biri, bu oturumdaki konuşmacılara bir ruh doktoru ile bir işverenin de eklenmesi ve “Psikoloji – Mimarlık” ile “İşveren – Mimarlık” kesişmelerinin de incelenmesi gerektiği yönündeydi.

IABA 2011 küratörü Prof.Dr. Tülin Görgülü de söz alarak, İsmail Ünal’a politika ile mimarlığın nasıl kesiştiğini sordu. “Ben öncelikle yerel yöneticiyim, siyasi kimliğim ikinci plandadır,” diyen Ünal, STK’larla çalışmalarını, sosyal projelerini kısaca anlatarak, yaptıkları işlerin odağında insan, sanat ve mimarlığın her zaman ön planda olduğunu belirtti.

Görgülü, Aksungur ve Aksoy’a da “Bedri Rahmi Eyüboğlu, İlhan Koman gibi sanatçıların, eserlerini yapıların duvarlarına kattıklarını, ancak artık Zaha Hadid, Frank Gehry gibi mimarların kendilerini heykel yapan konuma getirdiklerini, belki de iç mekanını düşünmeden heykelsi yapılar yaptıklarını ve son dönemdeki bu mimari eğilime nasıl baktıklarını” sordu.

Aksoy, “Form içerikle bütünleşiyorsa benim için bir sakıncası yok,” derken, Aksungur ise “Son zamanlarda bir anlam kayması var, bunun bilerek yapıldığını düşünüyorum. Bu noktada önemli olan, bu yapıları nasıl bir kültürel ve ekonomik altyapı destekliyor, bu anıt binaları halk destekliyor mu? Bizim toplumumuzda eğitim seviyesi henüz belli bir düzeye ulaşmadığı için, böyle binalar yapılsa bile anlaşılmaları çok zor,” dedi.

IABA 2011, sergi açılışları, belgesel film gösterimleri, forumlar ve workshoplarla önümüzdeki 3 gün devam edecek. 

Etiketler

Bir cevap yazın