Tatsuya Yamamoto’yu Saygıyla Anıyoruz

2 sene önce yitirdiğimiz mimar Tatsuya Yamamoto'nun anısına Dumankaya Blog'ta yayınlanan yazıyı sizlerle paylaşmak istedik...

“18 ARALIK TATSUYA YAMAMOTO’NUN ARAMIZDAN AYRILIŞININ ARDINDAN…

Japon kültürü her zaman her yerde mükemmel iş disiplini ve çalışkanlığa atıfta bulunmuştur. Bu çalışma tarzından dolayı tüm dünyanın saygısını kazanan Japonlar arasından biri var ki, sonsuz saygı ve sevgimizi fazlasıyla hak ediyor. Bahsettiğimiz kişi, 2010 yılında aramızdan ayrılan Japon asıllı Türk Mimar Tatsuya Yamamoto’dan başkası değil.

Tatsuya Yamamoto’nun “İşte, burası vatanım” diyerek bundan 25 yıl önce ülkemize gelip ismini Tarık Telli yapacak kadar bizden birisi olmasının tek sebebi, “biz”e olan sevgisiydi. Japon kökenliydi ama “bizden birisi”ydi. Türkçesi, pek çok deyim ve argomuzu bilecek kadar güzeldi. Dilimizde anlamakta zorlandığı sadece “boşver” deyimiydi. Çünkü Japoncada “boş” kelimesinin de, “vermek” kelimesinin de bir karşılığı vardı. Ama “boşver” deyimine karşılık gelen bir deyim yoktu. Mimarlığa yaklaşımı da hayattaki duruşu gibi özgün nitelikteydi. Vitrivius’un “İyi bir mimarlık için üç temel ögenin bir arada olması gerekir: Sağlamlık, kullanışlılık ve güzellik” tanımlamasını “İyi mimarlık; gereken fonksiyonları ve teknik donatıları kusursuz sağladıktan sonra, bunun üstüne estetik değer katabilen eserlerdir.” şeklinde yorumluyordu.

1961’de Japonya’da doğan, Tokyo’da Shibaura Teknik Üniversitesi’nde 1983’te lisans, 1985’te yüksek lisans eğitimlerini alan ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO görevlisi olarak yok olmakta olan eserleri incelemek amacıyla dünyayı gezen Yamamoto, Türk mimarisi okuma isteğiyle 1986 yılında Türkiye’ye yerleşti. Türk inşaat sektörünün gelişmekte olduğu yıllarda ülkemize yerleşen Yamamoto 1987-90 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi’nde, 1991-95 yılları arasında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı ve 1995’te akademisyenliği bırakarak 1988’de tanıştığı ve birlikte uzun süre hocalık yaptığı Gökhan Aktan Altuğ ile birlikte İstanbul’da Tago Mimarlık’ı kurdu. Yamamoto, kurduğu şirketle birlikte sektörde kısa zamanda aranan bir isim oldu.

Türkiye’ye yerleştikten sonra 1987 yılında öğretim görevlisi Doç. Dr. Gonca Telli ile evlendi. Bu evlilikten Eda isimli bir kız çocuğu sahibi olan Yamamoto, Türkiye’de Tarık adını alıp eşinin soyadını kullanmaya başladı ve yine aynı sene Müslüman oldu.

Yamamoto, Türkiye’yi vatanı gibi görüyor, verdiği röportajlarda “Artık Türk sayılırım” diyordu. Türkiye’ye yerleştiği ilk yıllarda Müslüman olan Yamamoto, bir Türk kadar sıcakkanlı olduğu gibi Japonlara özgü iş disiplini ve çalışkanlığına sahipti.

Sevgi doluydu, inşaatta çalışan işçilerden devlet büyüklerine her kesimle arkadaştı, seviyor ve seviliyordu. İstanbul’daki Tarihi Yarımada ve özellikle Ayasofya Yamamoto’nun sık sık dolaştığı yerlerin başında geliyordu. Hakkâri’den Sinop’a İzmir’den Adıyaman’a kadar dolaşmadık yer bırakmadığı Türkiye’de pek çok mimari eser yaratan Yamamoto’nun en büyük keyiflerinden biri de resim yapmaktı. Yetenekli mimar soyut resim çalışmalarını İstanbul, Eskişehir ve Antalya’da defalarca sergiledi.

Birleşmiş Milletler’in UNESCO temsilcisi olarak gönüllü çalışıyor, gittiği her ülkede mimari projeleriyle harikalar yaratıyordu. Türk ortağıyla, dünya miraslarının rölövelerini çıkardı. Genç yaşına ödülleri, başarıları sığdırdı. “Türk gibi Japon” ismiyle yurt dışında “Çizgilerin efendisi” olarak ün yaptı. Dubai, Bükreş, Kiev ve Tokyo’da ofisler açtı. Kendi gibi yetenekli gençler mimarlık timleri kurdu. Hiçbir zaman Türkiye’den kopmadı. Burada pek çok başarılı projeye imza attı.

Tatsuyo ile ilk olarak yollarımız 2007’de alışılagelmiş mimari çizgiden uzak Kartal Kentsel Dönüşüm bölgesinin en değerli projelerinden Dumankaya Vizyon’un ortaya çıkışıyla kesişti. Vizyon’un hemen ardından daha önce görülmemiş ve eşsiz projelere imza attık birlikte; İkon kulelerinin benzersiz silueti, Adres Lobi’nin sıcaklığı ve Cadde’nin şaheser mimarisi onun ellerinden çıktı.

Tatsuya Yamamoto iki sene önce bu topraklarda öldü. Çizgileriyle “Süper mimar” olarak anılan, Japon vatandaşı Türk sevdalısı Yamamoto’nun gidişiyle 18 Aralık onun başarıları ve bağlılığıyla hafızalarımızda yer etti. Türk gibi Japon’u saygı ve derin bir özlemle anıyoruz.

Rahmetle, minnetle…”

Etiketler

Bir yanıt yazın